15 Aralık 2011 Perşembe

Sözlükana

Ekşi sözlük pek çok zaman dertlerimize deva olmuş hatta zaman zaman alışkanlıkla sık tıklananlar arasında yerini almıştır. Tanımadığımız bir marka satın alacaksak, hiç alış veriş yapmadığımız bir siteden alış veriş yapacaksak ya da işte yeni deneyimlerimizde sözlüktekilerin fikrini de bir görmek istersek uğrardık. Sözlük klonlarını oluşturmaya başladıktan sonra pek çok admin kendi istediği konuda sözlük oluşturdu. Ben birkaçını tesadüfen görüp takip ettim, ama hepsinin de iyi bir başarı sağladığını söylemek yanlış olur. Kimileri uzayın o derin boşluğunda yerlerini aldılar bile.
Google mail gruplarından biri olan 'emziren anneler mail grubu' neredeyse 1000'e yakın üyesiyle pek çok annenin dertlerini paylaştığı, sorunlarına çözüm aradığı, bulduğu çözüm yollarını paylaştığı nadide bir grup. Ben sözlük ana'nın varlığından bu grup sayesinde haberdar oldum. Işıl kişisi bu enfes klonu oluşturmuş ve bir hevesle herkese tanıtmaya çalışıyordu. Bir süre çoğumuz aynı hevesle entryler girip kafa dağıttık fakat çok uzun sürmedi. Yavaş yavaş popülerliği kayboluyordu, ben de ekran karşısında kendimi tek başına entryler giren terkedilmiş yeni yetme ergen gibi hissediyordum. Sözlüğü canlandırmak için bireysel olarak yapılacak pek fazla birşey yoktu, sadece tekrar hatırlatmak ve toplu bir sahiplenme kurtarabilirdi sözlük ana'yı uzaydaki sonsuz boşlukta yok olmaktan. Ve nihayet oldu, çağrımız karşılıksız kalmadı ve sözlük ana yeniden hareketlendi. Sözlüğü canlandıranlardan biri de blogcu anne  . Bloğunda siteye yer vermesiyle üye sayısında ciddi anlamda artış sağlamıştır. Buradan teşekkürü borç bilirim. Yine sevgili Derya  TRT 6'da yayınlanmak üzere Işıl'la röportaj yapmayı teklif etti, bugün röportaj yapıldı ve yakında yayınlanacak. Ayrıca Doruk'un annesi Özlem Karasu alternatif anne.com'un e-dergisinde yayınlanmak üzere bir görüşme talep etti. Bütün bunlar Işıl ve beni son derece heyecanlandıran gelişmelerdi. Öyle ya; anne olmanın da keyifli yanları olmalı :)
Gün içinde önce gmail, ardından hotmail, facebook ve sözlük ana ziyaret edilir. Entry yazmaktan çok okumak keyif verir ama yine de başlık açmaktan alıkonulamaz. Sözlük ana genişledikçe ben zevkten dört köşe oluyorum. Sevgili blog okurum, anne ol, baba ol, ya da potansiyel aday ol farketmez. Sen de gir üye ol, bir entry faydan olsun.
Blogcuanne Elif sitesinde bizden şöyle bahsetti, sağolsun, varolsun...



İnternette anne-babalar için geliştirilmiş bir sürü mecra var. Bloglar var, portallar var, web siteleri var, sosyal ağlar var. Bir sözlük yoktu, şimdi o da var: SözlükAna
EkşiSözlük’ün bir klonu olan SözlükAna, “anne ve babalar için eğlenceli bir klavuz” olarak tanıtıyor kendini. Kurucusu, 6 aylık İda’nın annesi Işıl şöyle anlatıyor ortaya çıkışını:
Bir akşam ablam “arkadaşım bir sözlükte moderatör, yazar arıyorlar, ister misin” diye sordu. Olur dedim. Şu an adını hatırlayamadığım o sözlüğe üye olup yazmaya başladım. Bir ekşi sözlük klonuydu. İki günlük yazarlık hayatımdan sonra sözlük kapandı. Kalakaldım ortada! Sonra sayfayı incelemeye başladım; sozlukspot ekşi sözlük klonları yaratarak herkesin kendi sözlüğünü oluşturmasına olanak sağlıyordu. Üyesi olduğum ‘emziren anneler mail grubu’ her zaman bana çok iyi geldi, lohusa sendromumu sayesinde atlattım diyebilirim. Ama grupta çok fazla ortamı sulandıramıyorduk. Teşne bir durum hissedilse de iki mail sonra sakinleşiliyordu, bir yaptırım olduğundan değil, genel hava öyle. Gene böyle bir sakinleşme dönemine denk geliyor işte o kısa yazarlık günlerim. Sonraki adım ismi seçmekti; ilk başlık 16 Ekim 20011′de “sözlük ana” oldu; altındaki tanım da “Analar ve babalar için eğlencelik klavuzdur. Google anne ve babalarının bilgi kirliliği içinde nefes alacakları yerdir.”
 Bir süre sonra yine 6 aylık Murathan’ın annesi Gülcihan da Işıl’a moderatörlükte destek verince sözlük hızlanmış. Şimdi 150’e yakın yazarı var.
Yazar seçimi için henüz herhangi bir kriter koymamışlar, ancak sözlüğün hızla yayılması ve yazarlığa gösterilen ilgi yakında EkşiSözlük’te olduğu gibi rütbe dağıtmaya başlayacaklar.
Sözlükte genellikle anne-bebek ile ilgili tanımlar, doğum, anne-bebek ihtiyaçları, ürünleri ile ilgili açıklamalar oluyor. “Ben ciddi mecralarda dile getiremediğim esprileri yazmak istedim ama sözlük doğası sizi ciddi açıklamalar yapmaya da yöneltiyor. Bu yüzden her tür açıklama var: bilgilendirici de var, isyankâr da, tavsiye de var. İlk gazla iltifat da dolu!” diyor Işıl.
Sözlüğe ilk girdiğiniz anda, o gün girilen açıklamalar karşınıza çıkmış oluyor. Dolayısıyla sabahın ilk saatlerinde girer de bir şey bulamazsanız şaşırmayın. “Örneğin dolunay sebebiyle fazla uyumuş olabiliyor anneler” diyor Işıl. “Gün içinde hareketleniyor sözlük.”
“Senden alıyor” nasıl açıklanır , “Ebeveyn olunca karı koca olmayı unutmak” nedir, ne demek? gibi şeylerin ANNECE açıklamalarını merak ediyorsanız SözlükAna’ya bir göz atın derim. Çok eğlenceli.

11 Aralık 2011 Pazar

6. ay


Murathan ilk 6 ayını bitirdi. Sanki iki hedef vardı kafamda ilki ilk 3. ay, ikincisi ise 6. ay. Neden bilmiyorum ama sanki etraftan duyduğum telkinler beni bu fikre sürükledi. '3 ayı bi bitsin gaz maz kalmayacak' 'bi 6 aylık olsun bak o zaman her şey düzene girecek'... Hal böyle olunca bu hedeflere ulaşmak için sabırsızlanıyordum. İşte ulaştık... Peki ne değişti bu 6 ay içinde, aslında düşününce değişimin ne kadar büyük olduğunu daha iyi fark ediyorum. Hatta bazen doğumdan bu yana çekilen fotoğraflara bakınca ne kadar hızlı büyüdüğünü ve sıkıntılı zamanların ne kadar kolay unutulduğunu fark ettim. Geçenlerde Murathan'ın sünnetini görüşmek üzere hastaneye gittik, tahlil için Murathan'dan kan aldılar, bebeklerin kanını aldıkları yerde bizden önce bir yeni doğan vardı, o kadar küçük ve o kadar derin bir sessizlikle ağlıyordu ki, annesi yakından bakamıyor, gözlerini siliyor, hemşireler kendileri için çok normal ama anne için fazlasıyla can yakıcı bu işi yaparken anneye dönüp sakinleştirmek için bir şey söyleme gereği duymuyorlardı. O anneyi o kadar iyi anlıyordum ki, gidip sarılmak istedim bir ara, sonra ben de ağlamaya başladım. Oysa daha Murathan’ın kanının almaya başlamamışlardı bile. Sonra sıra bizimkine gelince oyalamaya çalıştık biraz. Elinin üzerine giren şırıngaya gık bile demedi, gözleri kızarıp sulandı ama ağlamadı, kendini sıkıyordu bu çok belliydi. Fakat hemşire bir türlü alamıyordu kanı, sıktıkça sıkıyordu küçücük elini… Sonunda hemşire de buna daha fazla dayanamayıp vazgeçti. Gözleri dolu dolu bir halde daha deneyimli bir hemşireyi çağırdı, ‘ben yapamayacağım sen çok uslusun’ dedi Murathan’a. Evet benim oğlum fazlasıyla sabırlı ve uslu ama sen de beceriksizsin. Madem yapamayacaksın ne demeye yakıyorsun çocuğumun canını. Sonra ona nazaran daha ‘deneyimli’ diğer hemşire Murathan’ı bağırta bağırta aldı iki tüp kanı. Sakinleştirmek çok uzun sürmedi ama yine de çok ağladı tırtıl… Nereden nereye geldik… Demem o ki; daha dün gibi sağlık ocağında topuk kanı verdiğimiz o gün, ben de hastanedeki o aciz anne gibi salya sümük ağlamıştım kanı alınırken,  oysa 6. ayını bitiriyor işte şimdi. Hızla büyüyor küçük oğlumuz…


Bu ay Murathan bir sürü yeni şey yaptı. 3. ayında öğrendiği ama sonra unuttuğu dilini dudaklarına sıkıştırarak yaptığı puuurrp hareketi yeniden gündemde. Sonra özellikle sağ eliyle sürekli bir şeylere vuruyor. Bir kere iki kere de değil üstelik, defalarca. Çat çat çat eline ne geçerse… Emekleme konusunu iyice abarttı artık sol tarafıyla peş peşe yuvarlanarak ilerliyor, ulaşmak istediği bir nesne varsa hızlı bir şekilde emekleyerek hedefine ulaşıyor. Bu ay ona bir örümcek aldık, yalpalar yaparak evin dört tarafını dolaşıyor. Hatta zeminin uygun olduğu alanlarda ciddi hız yapıyor, seyir halinde kendi etrafında dönerek ilerlediği bile oluyor… Elektrik süpürgesine fazlasıyla ilgi duyuyor, onu takip edip odadan odaya geziyor.


Dişleri çok kaşınıyor, ne bulursa ağzına sokuyor. Bazen kaşımak için parmağımızı ağzına sokuyoruz bu defa da bizi bağırtıyor, şaka değil bildiğin kesiyor… Diş kaşıma amaçlı alınmış her türlü aracı sağa sola savuruyor ve amacına uygun kullanmıyor, bunlar yerine suluğun ağızlığını, peluş oyuncaklarını, yumuşak topunu, emziğin kenarını, önlüğünü, ağız mendilini kullanmayı tercih ediyor. Altını değiştirmeden önce hala yıkıyoruz. Çünkü bazen bunu kaçınılmaz kılan durumlar yaratıyor...


Gece uyku saatinin biraz daha geri çekmek için uğraşıyoruz son birkaç gündür. Saat 9’dan önce yatak odasına gidip uyku moduna girmeye çalışıyoruz. Ama o yine 11-12’den önce geçemiyor uzun uykusuna. Yine de 12’den sonra uyanık olmayışı bile benim işimi biraz olsun kolaylaştırıyor.

Son zamanlarda daha bilinçli olarak yaklaşıyor bize. Beni görür görmez emmek için saldırıyor mesela, ya da babasını görünce hemen heyecanlanıyor ve oyun oynamak istiyor. Uykusu gelip sıkılınca yeni doğmuş köpek yavrusu gibi mızıklıyor. Televizyona daha dikkatli bakıyor, uzak tutmak istesem de dikkatini çekiyor. Oyun süreleri giderek uzuyor. Daha uzun süre oyun oynamak istiyor.

Her zaman bu şekilde değil tabi

Kollarının altından tutulup hoppaladaymış gibi zıplatılmaya bayılıyor ve ne hikmetse hiç yorulmuyor. Her türlü yiyeceği zevkle ve isteyerek yiyor. Hatta biz ne yiyorsak ona bulaşıyor, uzanıyor, talep ediyor. Yedirince de huysuzluğu geçiyor. Bazen devamını istediği bile oluyor… İstemediği durumları ‘ıı-ııhhh’ şeklinde belirtiyor.


Navigasyona yüklediğimiz ninnileri artık dinlemek istemiyor, farklı müziklere kulak kabartıp onlarla uyumak istiyor. Bir şarkıyı 145 kez arka arkaya söylemekten yorulup bir ara acaba dalmış mıdır deyip navigasyondaki ninniyi açınca ‘ııııhhh’ diyor.
1-2-3 deyip ellerini tutunca artık kendisi kalkıyor. Anneannenin çabalarıyla ‘gel babası’ ‘gel annesi’ yapmayı öğreniyor. Yüzüne mendil örtüp kaldırınca ‘cee-eeee’ yapmayı seviyor ve feci heyecanlanıyor.
Fısıltıyla ismini söylediğimizde gülüyor, bunun oyun olduğunu biliyor. İki elini de yanağımıza koyup bütün salyalarını ağzımıza burnumuza süre süre öper gibi yapıyor (belki de dişlerini kaşıyordur ama öptüğünü düşünmek hoşumuza gidiyor)

Bu arada Murathan’a bir kuzen geliyor. Dayısı ve yengesinin bir oğulları olacağı haberini aldık. Allah kolaylıkla ve sağlıkla kavuştursun bebişlerine. O da Murathan gibi hemen büyüsün, sağlıklı sıhhatli, annesine babasına keyif veren, çok gülen eğlenceli bir bıdık olsun…


Murathan ilk etabın sonuna geldi bugün. Şimdi ilk hedef 1 yaş. Bizim için büyük insanlık için küçük olan adımlarıyla ilerliyor oğlumuz… Yaptığı, yaşattığı her şeyi dilden dile anlatılan, evimizin tadı tuzu, uykusuz gecelerimin, kan çanağı gözlerimin tek müsebbibi… büyü de yaş günü yapalım…

Bu ay kimlerle tanışıp hasret giderdik...
 Kayra evimize pek çok kez geldi ama Murathan'la ilk kez bu kadar yakın temas kurdu

Bu durumdan pek de hoşalandığı söylenemez :)

Sedat amca yine ziyaretimize geldi

Fatma hala 6. ayın son günü yanımızdaydı

Çok kalamasalar da bu bile yetti

Metin amca bana kartal forması alacakmış :P

Hadi anneanne, gidelim de uyuyalım, çabuk büyüyelim

1 Aralık 2011 Perşembe

4. ve 5. ay

4. ayın son gününe özel


5.ayın son gününe özel

Zaman hızla akıp gitmeye devam ediyor. Ben Murathan'ın 4. ayında neler olup bittiğini yazarken Murathan şimdi 5. ayını bitirmek üzere. Bu yüzden yine 'ikisi bir arada' yapacağız.
Bir çok konuda akranlarından önde giden küçük tırtıl diş çıkarma olayını da bir an evvel halletmek istemiş olacak ki küçük tırtık alt çeneden belirdi.


Son zamanlardaki huzursuzluğunun sebebi buymuş meğer. Küçük küçük ateşler ve mızmızlıklar dışında fazla bir sıkıntı yaşamadı fakat eline geçen herşeyi ağzına götürme eğilimi hızla devam ediyor. Yeni çıkan iki küçük tırtıkı kutlamak için diş buğdayına dair tüm ritüelleri yerine getirdik. Hem benim okuluma hem babasının iş yerine gidip arkadaşlarımızı da bu etkinliğe dahil ettik.

Annenin okulunda olası meslekleri analiz ederken

 Çatalda karar kıldı

 Babayı iş yerinde ziyaret
İlk kırt

Bu ay Murathan emeklemeye hız kazandırdı. Hız derken saatte 50-60 santimlik bir hızdan bahsediyoruz :) Ama bu bile onu fazlasıyla yoruyor. Hatta biz bu aktiviteyi uykudan önce yapmayı tercih ediyoruz ki uykudan önceki savaş evresini çabuk geçelim... Emeklemenin hız kazanmasıyla yürüme refleksi geriledi. Gelişim psikolojisi okumuş bir anne olarak bunun doğal olduğunu bilmek içimi rahatlatıyor. Bacaklarının kontrolünü sağlayamadan yeni doğmuş ceylanlar gibi sağa sola yalpalıyor.
Kilosu 8.200 gr, boyu 70 cm.
Uykular hala sıkıntılı, akşam saatlerinde uyumamak için ciddi bir savaş veriyor. Oysa gün içinde çok rahat geçiyor uykuya, bunun sebebini hala anlayabilmiş değilim.
Ağlamaktansa en tiz sesiyle çığlık atmayı tercih ediyor. Bazen o kadar tiz sesler çıkarıyor ki kulağımız çınlıyor. Bu çığlıkların anlamı uykusunun gelmiş olması ya da acıkması oluyor çok zaman, bazen de sıkıldığının en belirgin ifadesi.
Gezmeleri hala çok seviyor, yolda kendi arabasında sağı solu seyrederek oyalanıyor. Dönüş yolunda mutlaka eve 5 dakika kala uyuyor.
Ek gıda denemelerine başladık, gayet iyi gidiyor. Hiçbir yiyeceğe hayır demiyor. Kaşıkla yemekte hiç sıkıntı çekmiyor. Hatta zaman zaman kaşığı bile yemek istiyor :)

 İlk yoğurt

Kendi yeme talebi
Murathan'la yaşamanın keyfi her gün biraz daha artıyor. Gösterdiği tepkiler, gülümseyerek dinlemesi, ona bakmadığınızda bir şekilde seslenerek bakmanızı sağlaması, oynarken kaçar gibi yapıp kafasını yere saklaması, bizi işten döndüğümüzde çıldırtan bir heyecanla karşılaması, kollarımızı uzatınca artık gelmek için hamle yapması (ki aylardır bunun için bekliyordum), emerken durup gülümsemesi ve tuhaf bir ses çıkarıtıp 'konuş benimle' der gibi gözümün taaa içine bakması, yanımda uyurken mırıldanması, gözlerim uykusuzluktan kan çanağına dönse de bir müddet onu izlemeden uyuyamayışım, şarkı söylerken dikkatlice dinlemesi ve bitince ağzını japon çizgi film karakterleri gibi kocaman açarak gülmesi, gıdıklarken çok derinden gelen kahkahalar atması..... Ben bütün bunları beynime yazıyorum, her anın tadını sonuna kadar çıkartmaya çalışıyorum. Zaman çok hızlı ilerliyor. Hastaneden eve gelişimiz dün gibi, küçücük ellerine, ayaklarına, buruşuk cildine bakıp 'ne zaman büyüyeceksin' diye aklımdan geçirirken zamanın bu kadar hızlı geçeceğini tahmin edemiyordum. O yüzden şimdi biliyorum, her ay bir ay önceki hareketlerini özleyeceğim... Özlememek için doyasıya yaşıyorum...

Biz seninle olmaktan fazlasıyla mutluyuz Murathan, tepkilerin hislerimizin karşılıksız olmadığını gösteriyor :) Umarım bu her zaman böyle olur....

30 Kasım 2011 Çarşamba

Semra Hala'nın kaleminden

Sevgili Murathan'ıma ve onun dünyaya gelmesine vesile olan anne ve babasına teşekkürler..
Gülcihan'ın abla blok hazırlıyorum notlarınızı bekliyorum deyişinin üzerinden epey vakit geçti sanırım. Bugün ramazan bayramının ikinci günü ve ben evde yalnız kalmışken bloğu ziyaret etme fırsatı buldum.. Her zamanki gibi çok başarılı buldum hoş akıcı bir üslup ile yazılmış deneyimler ben de nacizane kendi çapımda birazcık anlatayım...
 ..Murat ‘ın doğumu 4 nisan 1976 (yani 1. Murat )ayrı bir sevinç olmuştu çocuk hafızamda kalanlara göre babam şeker, gofret vs. gibi şeyleri bize hediye ederken bakın bunları size kardeşiniz Murat getirdi demişti. Yüzündeki çok büyük mutluluk ifadesiyle Murathan’ın babası Murat'ın dünyaya gözlerini açtığı gün...


Yıllar yılları kovaladı biz bir sürü acı tatlı şey yaşadık. İlk karşılaştığımızda aslında çok yabancı değil hiç yabancı hissetmedim ben Gülcihan‘a kendimi... Hani derler ya ilk iletişimde ne hissedersen o sürüp gider diye. Canımın parçası kardeşim ve sevgili eşi Gülcihan, yaşamımızda mutluluk zincirine halka eklemeyeli epey olmuşken hayatlarını birlikte devam ettirme kararı aldıklarında uzun süreden sonra hepimize güzel bir sevinç yaşattılar, mutlulukları daim olsun.. Lakin ben muzur olarak bir müddet sonra hep Gülcihan'a takılıp durdum. Aslında kişilerin aldıkları kararlara çok saygı duysam da hep bir hala olma özlemi içimi kemirip duruyordu. Şey var aslında bir şeylerin özlemini tadamadan yitip giden yakınınız olunca mutlulukları yaşayamama bir saplantı haline gelip paranoyaya dönüşebiliyor…
Sevgiyi gerçekten yürekte hissetmezseniz karşınızdakinden hiçbir şey beklemezsiniz itiraf etmeliyim ki ben bekledim. Gerçekten art niyetsiz samimiyetle bekledim çünkü bu kadar tatlı olacağını biliyordum.
Ve Gülcihan ablacım söz ilk sana haber vereceğim demişti, minik kuzucuğumuzun ana rahmindeki varlığının haberini aldığında öyle yaptı ve beni hiç hazırlıklı olmadığım bir anda yakaladı. Abla müsait misin sana bir şey sorabilir miyim? demişti ve bende telefonun öteki ucunda şaşkın bir şekilde evet müsaitim sorabilirsin derken kuzubikimin haberini vereceğini hiç tahmin etmemiştim. Hala olmaya hazır mısın? diye sorduğunda artık olanlar olmuş gözlerimden istemsiz sevinç gözyaşları boşalmıştı. Teşekkür ederim Gülcihan bana bu mutluluğu tattırdığın için demiştim de aslında sevincin, mutluluğun gerisi 10 haziran 2011 saat 08 itibariyle aldığım haber ile tamamlandı... Gülcihan anne sevgili kardeşim baba ve ben hala olmuştum... Minik Murathan‘ımız dünyaya gözlerini açmıştı.. Harika bir varlık dünyalar güzeliydi. Kastamonu’ya gidişimiz de ilk tensel ve duygusal bağımızı kurduk meleklere gülümseyen meleğim senden ayrılması çok güç oldu.


Halan seni çok seviyor harika bir annen ve baban var seni seven sana aşık bi dolu insan var, ağzını, karagözlerini ve o yumuk yumuk ellerini ayaklarını öpüyorum iyi ki doğdun, hep beraber mutlu uzun ömürler diliyorum. Gerçekten evlat sevgisi hiçbir sevgiyle mukayese edilemeyecek kadar büyük Rabbim isteyen herkese nasip eylesin. Sevgili kardeşim Murat ve çok sevgili Gülcihan'cığım mutluluğunuz Murathan‘ın cennet kokularıyla geldiği yuvanızda perçinlensin. Rabbim iyi günlerini görmeyi nasip etsin sizi seviyorum.
En cocoman hala Semra Gökalp...

29 Kasım 2011 Salı

Teyze'nin kaleminden

Beklemiyorduk!...Ama geldi…
Tertemiz bir güzelliğe bakmayı özleyen gözlerimize iyi geldi.
Annesinin karnındaki ilk fotoğrafları, ilk kalp atışları, tekmeleri, testleri, odası, eşyaları; O’nun gelişine kırmızı halılar sererken, her aşamada bunu bir kez daha anladık. Dünyaya nasıl “bir şey”in geleceğini bilmeden zıbınları, çorapları, yatağı, oyuncakları alındı. O 9 ay benim için sabrımın sınırlarının çekiştirildiği anlarla doluydu.
Doğum esnasında Murathan’ın ilk çığlığı, dünyaya senin kanından, senin canından yeni bir üyenin katılması, sanki meleklerin gökyüzünden indirdiği nur gibi bir hediyenin kendine has gürültüsüydü. Sonra kapı açıldı… ve işte Murathan’cık… Gülci’nin aylarca sakladığı sır gün ışığına çıktı nihayet. İnsan ne hissedeceğini bilemiyor, sadece sarılmanın o tuhaf büyüsünü hatırlayıp, bir an önce kucağına alıp usulca “hoş geldin” demek istiyor.
Kucağınıza aldığınızda ilk günden gözlerinize, delecekmiş gibi durmadan bakan akıllı bir bıdıktı Murathan. Öpmek istesek de bir hayli; yanağını incitmemek için dudaklarımızı küçülterek en yumuşak yeriyle öpmeye çalıştık.


İnsan O’na baktığına “insan olmanın en saf, en masum, en suçsuz, en dürüst halini” görüyor. Enteresan mimiklerine, enteresan hareketlerine anlamlar yüklemek istiyor. Yaşadığına dair gösterdiği her hareketi ezberleyip birbirimize anlatıp bundan keyif almamız sanki O’nun tek amacıymış gibi görünüyor.
O saygılı bir bebek… Kendisiyle konuşulduğunda mutlaka sizi gözlerinize bakarak dinliyor. Arada bir sesiyle onaylıyor. Söylediklerinizi anladığını ima edip, konuşmaya devam etmenizi istiyor. O an ne söylediğiniz önemli değil. Japonya’daki depremde 2865 kişinin öldüğünü şirince söylerseniz, sizi yine gülümseyerek dinleyecektir.


Murathan gün geçtikçe büyürken hepimiz tarafından bilmeden, istenmeden yapılan hatalara, aksiliklere rağmen o da annesi gibi çok güçlü bir bebek. Zaman zaman yeri göğü inleten, gök gürültülerine meydan okuyan çığlıklarına rağmen, aslında karnı doyunca, altı değişince ve uyku saatlerini kaçırmayınca ve sakin ve rutin saatler geçirince çok mutlu…ve sağlıklı bir gelişim göstermesi  şükürlerimizin hediyesi olsa gerek.
Hiç kimse sabahın altısında uyandıramazdı teyzesini Murathan’dan başka. Şimdi en büyük zevklerimden biri oldu, Gülci’nin sabahları Murathan’ı yatağıma bırakıp gitmesi. O’nun hızlı hızlı ve telaşlı nefes alıp verişini dinlemek, mızmızlandığında sürekli kolunuzla sallamak zorunda olarak uyumaya çalışıp, uyuyamamak bile büyük keyif.
Şimdi de 2-3 yaşına gelmesini bekliyorum sabırsızlıkla. Yürümesini ve konuşmasını, iletişime geçmeyi istiyorum. Neler söyleyecek teyzesine, neler isteyecek, ne yaramazlıklar yapacak bakalım.Teyze olmak böyleyse anne olmak nasıldır kim bilir?...
Dünyaya bir çocuk getirmek konusunda korku ve endişelerimi yatıştıran Sevgili Murathan; Biliyorum, birbirimizi çok seveceğiz ilerde de… Seni oyuncaklarla, parklarla, dondurmalarla kandırmayacağım. Sadece seni gerçekten sevdiğim için beni seveceksin ve sadece beni çok sevdiğin için sözümü dinleyeceksin… Çok zeki bir çocuk olacağının sinyallerini şimdiden veren bir bebek olarak biliyorum ”ayağınızı denk alın başınıza ne işler açacağım yaramazlıklarımla ” diyorsun. Ama annen gibi annen ve baban gibi bir baban varken pek şansın yok biliyorsun. Ama teyzeler ne içindir,”annelerin çocuklarını yaz tatillerinde güvenli bir adrese gönderebilmesi içindir.” Ahmet Abin, sen, ben ve belki küçük kuzenin, annenin asla izin vermeyeceği çılgınlıkları yapabilmemiz için vardır Teyzeler.


Mutluluklarını, oyunlarını, yaramazlıklarını, başarılarını görmek için sabırsızlanıyorum. İçimizde sana dair beklentiler büyütmekten kendimizi alamayacağız biliyorsun. Seni bunaltacak “yapma!” larımız için şimdiden senden özür diliyorum. Ama sen şanslı bir bebeksin, hem annen hem baban sahip olabileceğin en eğlenceli ve en özel iki insan… Sevilmenin tadını şimdiden al…
Büyüdüğünde hatırlamayacaksın, zaman zaman seninle uyuyarak yaşama dair bütün ağırlıklarımızdan kurtuluyoruz. Gülüşünü gördüğümüzde sadece seni ve gülücüklerini dinliyoruz gözlerimizi sana yaslayarak…
Ansızın geldin, seni bu kadar beklediğimizi kendimizden beklemiyorduk.
Güzel yaşa…

13 Kasım 2011 Pazar

Anneanne'nin kaleminden


Murathan'ın hayatıma girdiği andan itibaren hissettiğim duyguları yazmaya çalışacağım. Şimdi sabahın 7'si, çok yoğun duygular içerisindeyim. Hepsini deftere dökmeye çalışsam daha nice defterleri doldurabilirim çünkü kesinlikle tarif edilemez bir sevgi kaynağı. Bu yazdıklarımın tek bir harfinde bile abartı yok.
Ben bir anneanne olarak onun yüzünü gördüğüm andan itibaren ona bakmaya doyamıyorum. Kimi zaman gözyaşlarıma hakim olamadan seviyorum. Onu bize lütfeden Mevla'ma her gün şükürler ediyorum. Murathan bana yetmiyor, onun kuzenlerini de en kısa zamanda görmek istiyorum, bu güzel duyguları onlarla da doya doya yaşamak istiyorum.
İyi ki varsın Murathan, sensiz olmak bir hiç, çok yaşa sen, herkes için hayırlı ol, hayatın boyunca sağlık sıhhat, mutluluk içinde yaşa...
Seni herşeyden çok seven Anneannen...

12 Kasım 2011 Cumartesi

Kurban Bayramı

4 günlük kurban bayramı tatili için Amasya yolcusuyuz. Anneanneyi Ankara'ya uğurladıktan sonra biz de yönümüzü Amasya'ya çevirdik. Artık yolda eskisi kadar rahat durmayan Murathan'ı oyalamak her yolculukta biraz daha zor oluyor. Çabuk sıkılıyor, uyumakta zorlanıyor. Koltuğunda sadece yarım saat uyuduktan sonra bir sonraki uykusunu yaklaşık 3 saat sonra Suluova'ya girerken uyudu. Zaten eve ulaşmaya 20 dakika kaldığı için 20 dakika sonra da tekrar uyandı. Murathan için bir yolculuk neyi ifade ediyor, bunu nasıl algılıyor çok merak ediyorum. Yani saatlerce kapalı bir ortamda kalıp kısa bir süre uyuyup, uyandığında farklı bir ortamda farklı yüzlerle karşılaşmak nasıl bir şey acaba... Eve geldiğimizde tüm ev halkı özellikle de Murathan'ı dört gözle bekliyordu. Murathan uykudan uyanıp kendine geldiğinde (ki bu onun hiç zor değil) hemen gülücükler atmaya başladı.

Bayramlıklarım

Herkes onu çok özlemişti. Dedesi, babaannesi, halası ve amcası biraz vakit geçirdikten sonra tekrar uyumak için vedalaştık. Kuzenleri bayramın 1. günü akşam üzeri geldiler. İlgi çekici ışıklı ve müzikli araba ve banyo oyuncakları hediyeleriyle Murathan'ın ilgisini çekmeyi başarabildiler :)
Ben Murathan'ı uyuttuktan sonra ya Ceren'e ya Elif'e veriyordum onlar ayaklarında sallamaya devam ediyorlardı. Özellikle Ceren uyandıktan sonra daha uzun süre oynama hakkını elde etmek için uyutmaya talip oluyordu :) Ama genelde ev halkı 'zaten sen uyurken beraber oluyorsun, biz o kadar da göremiyoruz' deyip Murathan'ı alırken Ceren; 'yaa ama ben...' derken Murathan çoktan gitmiş oluyor :) haklı olarak Ceren de küsüyor :)

Murathan Ceren'le (eski günlerden)

Fatma Hala 2. gününden itibaren hasta olup yattığı için o da istediği kadar zaman geçiremedi. Yine de ara sıra odasına gidip hasret giderdiler. Ama Metin amca genel anlamda uzun zaman geçirenler arasında sayılabilir. Altını yıkayıp dönerken onun odasına uğrayıp popo gösterip kaçma eylemi ile onu tahrik ediyor ve gelip Murathan'ı gıdıklayarak güldürmesine zemin hazırlamış oluyorduk. Dedesi Murathan'a hiç dayanamıyor. İyiden iyiye duygusallaşmış. Hakikaten öpmeye kıyamıyor, Murathan da onu elleriyle tanımaya ve dokunmaya çalışıyor. Pelüş oyuncak misali :) Babaanne de 'ben hiç sevemedim' serzenişleriyle herkese kızıyor :)
Amasya'ya gidiş günümüz 1 gün öne alındığı için ben istediğim hazırlıkları yapamadım, mesela pillerimi şarj edip makinemi alacaktım ama olmadı, bu sebepledir ki istediğimiz kadar fotoğraf çekemedik. Pilleri şarj etmek için evde şarj cihazı bulamadık, Metin'in aldığı piller de makineyi çalıştırmaya bile yetmeyince, işte böyle az fotoğraflı bir anı yazmak zorunda kaldım.
Bayram ziyaretleri arasında Büyük teyze vardı. Sonra Ayşe Hala ve Salih Eniştesiyle tanıştı...
Bayramın 3. günü Aykut ve Esra'lara davetliydik. Esra'yla nihayet tanışabildiler :)

Demek Esra Teyze sensin

Eğlencelisin Esra Teyze :)

Güzel bir akşam yemeği oldu, her ne kadar biz Murathan'la bu zamanın çoğunu Deniz'in odasında geçirmiş olsak da :) Bir kaç uykudan sonra artık biz de onlara katıldık...

 Ercan Amca'yla biberon ve rakı şişesi karşılaştırması

Berna Teyze, Eser, Anne, Esra Teyze, Deniz Abi

Bir dahaki görüşmemizde Eser de aramızda olacak inşallah. Oğullarımız arkadaş olacak, belki de bizden önce  bir araya gelmek isteyecekler... Bizden çok sahip çıkacak birbirlerine... Kim bilir....
Bayramın 4. günü öğleye kadar Murathan'ın uyuyup uyanmasını bekledik ve sonra eve doğru yola çıktık. Amasya'dan ayrılmadan Metin amcanın yanına uğrayıp vedalaştık, sonra Saliha hala ve kuzenleri evlerine bıraktık.
Yolda arabamızda küçük bir arıza yaşadık. Arabamız seyir halindeyken tüm sigortaları kapattı, kontak, farlar v.b. her şey kapandı. İnip arkadan ve önden gelen araçlara önce telefonun ışıklarıyla sonra el feneriyle kendimizi farkettirmeye çalıştık. Allahtan arıza ciddi değildi, akü şeysi çıkmış yerinden. Biz el feneriyle kendimizi göstermeye çalışırken arkamızdan gelen bir aracın durmayacağını sanıp ömrümün yaklaşık 20 yılını orada bıraktım. O esnada sadece Murathan'ı arabadan alıp almamak arasında gidip geldim ve almamaya karar verdim, araba onu daha iyi koruyacaktı... Araç farlarıyla üzerimize gelirken durmayacağına öyle odaklanmıştım ki kesin çarpacak diye düşünüyordum. Sonra durdu ve bizi sollayıp yoluna devam etti. Gerçekten fazlasıyla kokutucuydu. Murat'ın deyimiyle 'çoluk çocuk biraz korktu...' O el feneri çantamda olmasaydı ne halt edecektik acabaaaa! :) çoluk çocukmuş, sıpa!...
Eve dönmek hiç bu kadar huzurlu olmamıştı. Murathan çok sevdiği duvar saatini görünce gülümseyerek çırpınmaya başladı, sanırım o da benimle aynı fikirdeydi. Yatak odası ve oturma odasından gördüğü mutfak halısına gösterdiği tepkiler de benzerdi... :) Home sweet home... 
Bizden bir kaç saat sonra da anneannesi geldi, hasbihal  edip dinlenmek ve ertesi günkü mesaiye hazırlanmak üzere odalarımıza geçtik. 
Bir bayramı ve beraberinde 4 günlük tatili de böylelikle bitirmiş olduk..... Daha nice güzel ve birlikte geçireceğimiz bayramlarımıza...