Bu Ay Neler Oldu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bu Ay Neler Oldu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Temmuz 2012 Pazartesi

İlk Yaş

Murathan bir yaşını doldurdu... Hiç gelmeyecekmiş gibiydi ama geldi. Yeni anne-babaya telkinimdir; rahat olun, gün gelecek yaş gününü de kutlayacaksınız. Hem de şenlik havasında :)
Önce hazırlıklarla başladı. Kıyafet seçimi, davetiye ve anı kartı tasarımı, süslemeler, tabak, bardak v.s. alışverişi, pasta ve kurabiye siparişi, sarma,börek pişirme ve final...

 Bu doğumgünü çocuğunun parti başlamadan hemen önce çekilmiş ilk fotoğrafı

Bu da iyi ki doğurmuşum fotoğrafı :) 

 Biz pastasını üflerken pek de oralı değildi

 Teyzesi ve Ahmet abisi bizimleydi

 ve tanbi Fatma halası da

 Bakıcımız Canan Teyze

Sıla, Ela, Su, Emir, Cansu, Yağmur, Ahmet Emin ve Kaan, Berat

 
Elbette oyun zamanı

Misafirler gidince sıra geldi hediyeleri açmaya :)

 Herkes içinde kalan çocuğu salıverdi :)

 Biz bize kutlama

Bu teyzenin hediyesi, ayıcığın arkasındaki düğmeye basınca kolbastı çalıyor :)

Bu dayının hediyesi, elimize ulaştığında üzerine oturmaktan korkuyordu, şimdi kendi çıkıp iniyor :) En ennnn :)

Bu takım ve spor ayakkabı Fatma halanın hediyesi :)

Bu anneannenin hediyesi, müzikli falandı galiba ama o gün çocukların gazabına uğradı :)

Sallanan at da Metin amcasının hediyesi ki Murathan teşekkürünü harika bir 'Emmiii' nidasıyla etmiştir :)

Murathan hayatının ilk yaşını geride bıraktı. Geride harika bir doğumgünü anısıyla. Elbette bu ay hızlı gelişmeler yaşadı. Bir haftada 4 azı dişi birden çıkartarak rekor kırdı. Yürüme işini profesyonele bağladı. Taklit konusunda kendini hızla geliştirmeye devam ediyor, ne söylersek söylemeye çalışıyor. Uykuları ve beslenmesi daha düzenli hale geldi. Ellerini kullanmada çok daha başarılı. Cevap veremese de söylenen hemen hemen herşeyi anlıyor. Bu yazıyı yazmam gereken tarihten yaklaşık bir buçuk ay sonra yazdığım için çoğu şeyi atlıyor olabilirim. Doğumgününden bir kaç gün sonra tatile çıkıp yaklaşık bir ay sonra eve döndüğümüz için bloğa gereken zamanı ayıramadım. Unuttuğum detaylar 14. Ay yazısında gün ışığına çıkacaktır....
Büyüyüp kocaman adam olduğun günleri görmek için sabırsızlanıyorum oğlum.
Hayatımda binlerce kez iyi ki doğdun demiş olmalıyım, ama hiç biri bu kadar anlamlı olmamıştı.
İyi ki doğdun oğlum...

16 Mayıs 2012 Çarşamba

12. ay

Murathan kendini aştı sevgili blog okuru… Bu ay yapabileceği ne varsa toptan halletti. Yaş gününden önce hemen hemen tüm akranları gibi kendi ayakları üzerinde durmayı başardı (biraz titrese de) Artık koridorun bir ucundan diğerine gidip biraz oturup (ya da düşüp) dinlendikten sonra tekrar ayaklanmak için yanındaysak bize, değilsek tutunabileceği herhangi bir şeye tutunarak yoluna devam ediyor. Tabi henüz tek başına tüm evi dolaşamasa da bunu yapmak için bi gayretle yanımıza gelip parmağımızı tutmaya çalışarak bizi çekiştiriyor. Günün üçte birini bu şekilde geçiriyoruz. Murathan geliyor parmağımızı tutuyor ve bize evi gezdiriyor. Arada kafasını kaldırıp mutlu mutlu gülüyor J

Aslında en önemli gelişmeyi başa yazmalıydım ama megaloman etiketi yememek adına ikinci sıraya atıyorum. Evet efendim, Murathan ‘anne’ diyor, hem de hiçbir çocuğun hiçbir anneye söyleyemeyeceği bir güzellikte (kimse darılmasın, öyle vallahi). Hatta bazen bunu bir oyuna çeviriyor ve bunu yaparken çok eğleniyoruz. Tabi öyle çok sık söylemiyor, keyfi yerindeyse peş peşe söylerken, istemiyorsa çatlasanız duyamazsınız. Murathan ilk kez baba demişti, hem de aylaaar önce, sonra bir ara söylemez olmuştu, bu aralar yine farkında olarak baba diyor. Bunun yanında bazı kelimeleri de telaffuz etmeye çalışıyor, biz konuşurken ağzını bizim gibi yapmaya çalışıyor. Top;  bilerek, isteyerek söylediği en bariz kelime. Bop diyor ama olsun biz onu anlıyoruz. Markette kocaman bir sepet içindeki topları görünce kucağımda çırpınıp bop bop bop bop dedi mesela J

Sonra teyzesi geldiğinde ışık öğretmişti, ıgık, gıgık, ııg gibi bir şey söyleyerek tavandaki ışığı parmağıyla gösteriyor, yine teyzesi telefonla alo demeyi öğretti. Gerçi alo diyemiyor ama telefonu eline alınca doğru kulağına götürüyor. Hatta bazen babasının telefonunu kılıfına da aynı muameleyi yapıyor. Bilumum şişeyi ‘tıss’ şeklinde özetliyor. Bu 12 lt.’lik damacana, 500 ml.’lik pet şişe, 1 lt.’lik cola şişesi için de geçerli. Yeri gelmişken şişeden su içmeye de bayılıyor. Saatin ne olduğunu biliyor, gösteriyor ama henüz söyleyemiyor.
Odadan çıkarken ışığı kapat dediğimizde biraz uğraşsa da kapatabiliyor. Elindeki eğer onun için çok mühim değilse bırak dediğimizde bırakıyor. Gezmeye giderken şapka taktığımızda kesinlikle kafasında tutmuyor, şapkayı unutmak için mutlaka başka bir şeyle oyalanması gerekiyor, ve arabasıyla gezerken ayağını sallayarak şarkı mırıldanıyor (artık hangi şarkıysa o)

Yıldız, daire, kare gibi şekilleri boşluklarına yerleştirmeye çalışıyor, yerini gösterirsek içine sokmak için büyük çaba sarfediyor. Fakat aynı ilgiyi farklı büyüklükteki halkların takıldığı kuleye göstermedi, genelde bizim yaptığımız kuleyi yıkmayı tercih etti. Bir başka eğlencesi de bildiğin banyo baskülü J dijital göstergenin çalışması için baskülün üzerine vuruyor. Bir süre sonra gösterge sönünce bu kez baskülü kaldırıp yere bırakıyor, al sana sebep sonuç ilişkisi…
Bu ay iki kez hasta oldu, ilki burun akıntısıyla başlayıp normal seyrederken bir akşam üstü ateşe çevirdi. Bütün geceyi ateşli geçirdi. Bizim için zor bir geceydi, umarım daha zorlarıyla karşılaşmayız. Sonraki günlerde ateş olmadı ama öksürük, göğsünde hırıltı devam etti. Tam iyileşti derken birkaç gün sonra tekrar başladı. Hala da tam olarak iyileştiği söylenemez. Hasta olduğu zaman çok nazlı, çok mutsuz, keyifsiz, isteksiz bir çocuk oluyor. Onun keyfini yerine getirecek her şeye izin çıkıyor tabi bu zamanlarda.
Örnek 1

Örnek 2

 Örnek 3

Bu ay Murathan gidene, gelene, arkasında bıraktığına el sallamayı öğrendi. Babasının geliş saatine yakın salonun camında bekliyoruz, babası gelirken bize el sallıyor, Murathan da 5. katta olmasına rağmen onu seçip gülümsüyor, baba diye sesleniyor ve el sallıyor.
Yiyeceklerle ilgili seçicilik devam ediyor. Benim gibi yumurtadan pek hoşlanmıyor, hatta artık kahvaltıdan yumurtayı geçici olarak kaldırdık. Et, balık, tavuk en sevdiği şeyler arasında. Kornişon turşuyu bayıla bayıla yiyor, makarna, yoğurt favorileri arasında. Bir de yüzünü bile buruşturmadan limon yiyor.

 
Limonla ilk tanışma. Sonuç: nötr...
Çilek böyle yenir
böyle de eğlenilir...


Makarnayı tabaktan yemek çok anlamsız...

Hemen hemen her gün yarım saatliğine de olsa dışarı çıkıyoruz ve genelde evin hemen yakınındaki çocuk parkına gidiyoruz. Tahterevalliye doğru yürüyüp bacaklarını açıyor ki bu beni buna bindir demek oluyor. Aynı şeyi salıncak ve kaydırak için de yapıyor.



Sonra sıkılıyor ve kuş kovalamaya gidiyoruz. Bütün parkı dolaşıyoruz, bazen yanımıza top alıp park boyunca top sürüyoruz. Birkaç kez de Nasrullah meydanına gidip oradaki güvercinleri kovaladık, kuşlara bayıldığı için orda çok eğleniyor.


 Bu ay Murathan'ın ilk doğum günün yapacağız. Nasıl ve nerede yapacağımız konusunda hala karar veremedik ama umarım gönlümden geçen kadar güzel olur.
Bu ayki gelişmeler de böyleydi, elbette bir sürü detay atladım, unuttum. Gün içinde yaşanmış bir sürü ufak tefek şeyle gönülleri fetheden Murathan'ı anlat anlat bitmez :) O yüzden bu ayki yazı için şimdilik bu kadar. Doğum günü partisi yazısında (tabi ondan önce yazacak başka bir konu olmazsa) görüşürüz....





12 Mart 2012 Pazartesi

10. Ay

Kaldığımız yerden devam ediyoruz :)
Bu ay şimdiye kadar geçenler içinde belki de en keyiflisiydi... Artık hemen hemen herşeye sevimli tepkiler vererek bizi kendine aşık ediyor. Hem fiziksel hem bilişsel gelişimi son hızla ilerliyor. Çok kolay öğrenip uyguluyor. Yapabildiği herhangi bir hareketi başka bir durumla eşleştirip öğretmek zor olmuyor. Mesela geçenlerde alt dudağını içine çekip öper gibi tekrar bırakıyordu. Ben de bunu öpücükle eşleştirerek 5-6 kez tekrar ettim... 'hani öpücük oğlum' deyip öpücük gönderdim, bir kaç tekrardan sonra 'hani öpücük' diye sorunca o da boşluğa öpücük savurup gülmeye başladı :) Yine babası soda şişesini açıp çıkan sesi taklit ederek 'tıss dedi değil mi oğlum' dediğinde Murathan da 'tıss' dedi... Şimdi ne zaman 'soda şişesi nasıl ses çıkartı' diye sorsak gülümseyerek 'tısss' diyor, 'hani öpücük' desek öpücük atıyor. Evin önünden günde 10 kez geçen ambulans sesini de taklit ediyor, 'ambulans nasıl ses çıkartıyor' diye sorunca da ona en yakın sesi çıkartmaya çalışıyor. Geçen ay tam olarak başaramadığı alkışın artık hakkını veriyor. Alkış yaparken farkında olmadan 'aferin' demiş olmalıyız ki aferin dedikçe kendini alkışlıyor, en çok da yemek masasına bıraktığımız lokmayı alıp ağzına her götürdüğünde aferin dedikten sonra yapıyor bunu. İşte babası da ben de yemeği bırakıp onu yemek istiyoruz :) Kendini her alkışladığında bize de bakıp onay istiyor, etrafında kim varsa tek tek bakıp 'sen de alkışla' diyor resmen.

Çok farkında ve istekli olarak oyun oynuyor. Saklanmayı öğrendi, kafasını herhangi bir yere saklayıp gözü açık onunla göz göze gelmemizi bekliyor. Devekuşu misali :) Oyun halısıyla hiç bir çocuğun oynamadığı şekillerde oynamayı seviyor...

Oyun halısının altında saklambaç oynarken

Keyfi yerindeyse her ne yaptığınızın önemi yok, katıla katıla gülebilir. 'şişşt kedicik' 'leen yapma öyleler' 'geleyim de bi yeyim' 'vaayy beii' gibi :) Babası akşam geldiğinde anahtar sesini duyar duymaz kapıya yönelip hemen kaçmaca oynamak istiyor. Koridor boyunca tıpır tıpır kaçıyor. Yatak odasında karyolanın üzerinde yuvarlanmaya bayılıyor. Murathan doğana kadar hiç bir çocuğun hırpalanarak sevilmesinden hoşlanmazdım. Gerçi hala ben o şekilde sevmiyorum ama babası resmen top gibi oynuyor Muratan'la ve O da buna bayılıyor.
Müzik eşliğinde zıplamaya bayılıyor. Yeni aldığımız hoppalada çılgınca zıplıyor. TV merakı biraz canımı sıksa da tırnak keserken çok işe yarıyor. Evde olduğum saatlerde hiç açmasam da, anneanneyle neredeyse tüm kadın ve evlilik programlarını izliyor. Hatta bazen aşağıdaki fotoğrafta yaptığım şeyi farketmeyecek kadar hipnoz oluyor. Çocuklu bir evde kesinlikle TV olmamalı...


İlk heceleri gayet anlaşılır bir şekilde tekrar etmeye devam ediyor. Baba, dede, hadi hadi, aydede, ayyy gibi kelimeleri bilinçli olmasa da söylüyor. Hele bir hadi hadi demesi var, ömre bedel. Ben elektrikli süpürgeyle temizlik yaparken peşimden örümceği ile geliyordu ve ben biraz durunca 'hadi hadiii' dedi :) Ölür müsün öldürür müsün :)
Emekleme hızı saatte yaklaşık 2 km... :) Artık epey hızlı hareket ettiği söylenebilir ve yürümeye de hayli hevesli, sadece kendini güvende hissetmek için bir yere tutunması gerekiyor, aslında biraz daha cesareti olsa desteksiz ayakta kalabilir ama sanırım kendini buna hazır hissetmiyor. Heryere tutunup ayağa kalkmaya çalışıyor. Hatta kanepelere tutunup kalkarken bazen papağanlar gibi ağzını da kullanıyor... Papağan demişken; mutfakta kahvaltı yaptığı saatlerde pencereye güvercinler konuyor, bu vesileyle kuşun ne demek olduğunu da öğrendi. Kuşlar nerde diye sorduğumuzda cama bakıyor.

Son olarak uyku konusunda bizi konfor içinde yaşatmaya devam ettiğini yazmadan edemeyeceğim. Artık tam anlamıyla SABAHA KADAR UYUYAN bir oğlumuz var. Bir mucize gibi görünse de Murathan uyku konusunda bir çığır açtı ve deliksiz uykular uyuyarak hem kendine hem bize huzur verdi. Sabah uyandığında gözleri balon gibi şişmiş oluyor ve bildiği ne varsa tek tek sıralıyor. 'şişşş' 'tısss' 'dede' 'baba' 'hadi' 'hede' 'puuurrrp(tükrük eşliğinde)' Sabahları odamıza japon bir bebek gelmiş gibi oluyor.


Günaydın gül yüzlü oğlum :)

Bu ayın son günlerinde dayısı ziyaretimize geldi. Murathan'ın doğduğu tarihte doğması beklenen kuzeni daha pabuçları dama atmadan son krallığını yaşıyor oğlum. Malum dayılar yeğenlerini çok severler.
Ama Ahmet Yenal geldiğinde dayısı artık eskisi kadar sık gelemeyecek yanımıza, olsun bu sefer de biz onu görmeye gideriz sık sık...

Dayısı oğluma ilk arabasını aldı :)

Dayısı sayesinde Murathan daha çabuk yürüyecek

 Çekerek tüm evi dolaşıyoruz, durunca böyle itiraz ediyor

Devam edince de böyle eğleniyor

Bu ay istediğim kadar fotoğraf çekemedim. Artık olanla idare edeceksin eyy blog okuru :)
Özendirmek gibi olmasın da siz Murathan'ı buradan takip ederken ben de birazdan kalkıp yatağının başında ona dokunmaya kıyamadan kokusunu içime çekip geleceğim.... Valla isteyene kapımız sonuna kadar açık, buyrun gelin :)

14 Şubat 2012 Salı

9. Ay

Allah'ım 15 günde bir bloğa 'bu ay ne oldu' yazısı yazar gibi hissediyorum... 8. ayını bitiren minik tırtıl bir sürü şey öğrendi, bir sürü değişiklik yaşadı. Ayın ilk günleri diş ve uyku sorunları tavan yapmıştı, bütün bir ay böyle geçecek sandım ama olmadı tabi. Dişler tamamen duraklamaya geçti, kısa süreli bir ateş ve mutsuz bir kaç günün sebebinin diş olduğunu sanmıştık ama sanırım yanlış alarm... Bu ay Murathan ellerini daha bilinçlice kullanıyor. Hatta baş ve işaret parmağı ile küçük nesneleri tutmaya çalışıyor. Yemek yerken önüne koyduğumuz ufak yiyecekleri böyle zarif bir hareketle alıp tek hamlede ağzına görütebiliyor. Artık ek gıda konusunda ciddi anlamda ilerledik, her türlü sebze, meyveyi iştahla ve seve seve yiyor. Anneannesi şubat tatilinin başladığı cuma memlekete gitti. Benim ilk hafta seminerim olduğu için yarım gün kadar evde olamadım. Bir kaç gün babası ile baş başa kaldıktan sonra imdadımıza önce Fatma hala, bir kaç gün sonra da Semra hala yetişti.

Fatma halayla cilveleşmeler

Semra halayla kucaklaşmalar

Fatma halayla ilk günler biraz zor geçti. Hastalığının ilk günleriydi ve ilk kez ateşini düşüremedik. Ben sabah seminere giderken zaten keyfi yoktu, Fatoş sık sık ateşini ölçtü ve limiti geçince önce babasına sonra bana haber verdi. Ben izin alıp çıkana kadar onlar hastaneye gitmişler bile. Ben gittiğimde hastaneyi birbirine katmış, akciğer filmi çekilirken, idrar tahlili için torba takılırken, ateş düşürücü şurup ne mantıkla yapıldıysa artık ağzına şırıngayla verilirken çığlık çığlığa ağlamış. Çok zor sakinleştirmişler, sonuçlar çıkana kadar bekledikleri odada babası ve halası battaniyede sallamak suretiyle uyutabilmiş. Gittiğimde Fatoş'un kucağında yarı çıplak yatıyordu. İçim eridi, aktı gitti o anda. Gidip hafifçe öptüm, olanları dinledim. Sonra hafif hafif açtı gözlerini ve beni görünce gülümsedi. O kadar güçsüz ve yorgundu ki, o halde bile gülümsedi... Tahlillerde bir sorun çıkmayınca eve dönüp yakın zamanda bir diş daha çıkacağını öngördük ama öyle olmadı. Sonraki günler daha iyiydi, hem keyfi yerine geldi, hem halaları. Semra ablanın ve Enes'in de gelmesiyle ev şenlendi. Bir hafta hem onlar Murathan'a doydular hem de Murathan onlara. Ve fakat herzamanki gibi ayrılık çok zor oldu. Benim seminerim de bitti ve artık baş başa kaldık. Uzun süredir planladığımız ve tüm donanımımızı tamamladığımız sadece uygulamaya geçemediğimiz 'uyku eğitimi' için zaman gelmişti artık. Zira artık zombi gibi dolaşmak hem ben, hem babası hem de Murathan için artık huzursuzluk vermeye başlamıştı. Bu konu ayrı bir başlık konusu ve en kısa zamanda bunu da yazacağım. Şubat tatili bitti ama annemin tatilini bir hafta daha uzatmak için ben bir hafta daha rapor aldım ve toplamda 15 gün evde kaldım. Benim açımdan oldukça enfes ve paha biçilemez zamanlardı. Murathan'la zaman geçirmek başka hiçbir şeyle eş tutulamaz doğrusu... Sonra anneanne geldi ve ben de işe başladım. Yaz tatiline kadar bu tempo yine böyle devam edecek, Murathan bir yaşına girmiş olacak, kuzeni Ahmet Yekta da gelecek, abi olacak benim tırtılım...
Bu ayki gelişmelere gelince;
Ayın ilk zamanlarında zar zor tutunup kalkabilirken şimdi bir çırpıda tutunup ayaklanabiliyor. Avuçlarını açıp birbirine vurabiliyor tam olarak alkış denemediği için alkışlıyor diyemiyorum. Sessiz bir şekilde ba-ba-ba-ba diye tekrarlıyor ama ne hikmetse sesli söylemiyor, mama sandalyesine oturduğunda iyice acıkmışsa mama tabağını görür görmez ımmah, ilk lokmayı alırken de hımmmm diyor.


Hala parkelere her türlü oyuncakla vurarak ses çıkartmaya bayılıyor, pek izin vermemeye çalışıyoruz aşağıda oturanların bizden illallah etmemeleri için ama o ısrarla parkelere kaçıp orada oynuyor. Artık oyuncaklarıyla daha uzun süre vakit geçiriyor. Bir ip yumağı ile yavru bir kedi kadar uzun süre oynayabiliyor. Akşam babası geldiğinde uyanık oluyor, biz de genelde oyunda oluyoruz. Kapının kapandığını duyar duymaz her ne yapıyorsak bırakıp hızlıca emekleyerek kapıya doğru gidiyor, giderken de heyecanla gülüyor, babasını görür görmez de geri dönüp kaçmaya başlıyor. Onunla oynarken acayip eğleniyor ve deli gibi heyecanlanıyor. Ayın son günlerinde iyiyden iyiye kelime alıştırmaları yapıyor hatta iki gündür ha bre 'de-de-de-de' diyor. Dedeler bu duruma ölüp bitiyor tabi. İlginç olan kısmı da ne anne ne de baba demeden önce dede diyor olması. Ağlarken ya da uyumak üzereyken belli belirsiz anne diyordu bir türlü geliştiremedi, oyun oynarken bir şeye dalmışken sesini çıkarmadan nefesiyle ba-ba-ba diyordu ondan da vazgeçti. Ama pat diye, hiç alıştırma falan yapmadan direkt de-de dedi. Bize biraz haksızlık oldu amma neyse :) Uyanınca bize şişşş şiişşş diye sesleniyor, ellerini kullanarak belli belirsiz gel gel yapabiliyor.


Araba koltuğuna artık zor sığıyor en kısa zamanda daha büyük bir koltuk almak zorunda kalacağız. Ve en en en önemlisi artık Murathan kendi odasında ve kendi yatağında uyuyor daha da önemlisi uykuya kendisi dalıyor ve arada uyandığında tekrar uykuya geçebiliyor...Murathan bu ay şimdiye kadar gösterdiği gelişmelerin en önemlilerini gösterdi. Artık mutlu ve çok çok keyifli bir çocuk, bütün gece sabaha kadar uyuyor ve sabah gülücükler saçarak uyanıyor. Uykusunu almış olduğu için de gün içinde artık hiç keyifsiz görünmüyor. Her anlamda iyi bir ay geçirdik, darısı önümüzdeki aylara diyorum :)
Gelelim bu ayki fotoğraflara...

Neden daha sık fotoğraf yüklemediğimi soranlara cevap niteliğindedir
(Sandığınız kadar kolay olmuyor)

Sedat Amca ve Nurgül Abla ziyaretimize geldi

Semra Hala ile gezmeler

 Anne ile gezmeler

 Baba ile gezmeler

İlk oyun parkı tecrübesi 

Top havuzu biraz korkutucuydu

 Biz de sallanan atlara gittik

Çok yorulunca baba ile dinlendik

Sevgililer günü tüm hayranlalarına gönderdiğimiz fotoğraf

İşte Murathan'ın hayatımıza girdiği ikinci 9 ay başlıyor. Tıpkı ilk 9 ay kadar keyifli ve heyecanlı geçeceğine adım kadar eminim... Güzel notlarla gelecek ay görüşmek üzere :)