Doğumun Ardından etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğumun Ardından etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2011 Cumartesi

Kurban Bayramı

4 günlük kurban bayramı tatili için Amasya yolcusuyuz. Anneanneyi Ankara'ya uğurladıktan sonra biz de yönümüzü Amasya'ya çevirdik. Artık yolda eskisi kadar rahat durmayan Murathan'ı oyalamak her yolculukta biraz daha zor oluyor. Çabuk sıkılıyor, uyumakta zorlanıyor. Koltuğunda sadece yarım saat uyuduktan sonra bir sonraki uykusunu yaklaşık 3 saat sonra Suluova'ya girerken uyudu. Zaten eve ulaşmaya 20 dakika kaldığı için 20 dakika sonra da tekrar uyandı. Murathan için bir yolculuk neyi ifade ediyor, bunu nasıl algılıyor çok merak ediyorum. Yani saatlerce kapalı bir ortamda kalıp kısa bir süre uyuyup, uyandığında farklı bir ortamda farklı yüzlerle karşılaşmak nasıl bir şey acaba... Eve geldiğimizde tüm ev halkı özellikle de Murathan'ı dört gözle bekliyordu. Murathan uykudan uyanıp kendine geldiğinde (ki bu onun hiç zor değil) hemen gülücükler atmaya başladı.

Bayramlıklarım

Herkes onu çok özlemişti. Dedesi, babaannesi, halası ve amcası biraz vakit geçirdikten sonra tekrar uyumak için vedalaştık. Kuzenleri bayramın 1. günü akşam üzeri geldiler. İlgi çekici ışıklı ve müzikli araba ve banyo oyuncakları hediyeleriyle Murathan'ın ilgisini çekmeyi başarabildiler :)
Ben Murathan'ı uyuttuktan sonra ya Ceren'e ya Elif'e veriyordum onlar ayaklarında sallamaya devam ediyorlardı. Özellikle Ceren uyandıktan sonra daha uzun süre oynama hakkını elde etmek için uyutmaya talip oluyordu :) Ama genelde ev halkı 'zaten sen uyurken beraber oluyorsun, biz o kadar da göremiyoruz' deyip Murathan'ı alırken Ceren; 'yaa ama ben...' derken Murathan çoktan gitmiş oluyor :) haklı olarak Ceren de küsüyor :)

Murathan Ceren'le (eski günlerden)

Fatma Hala 2. gününden itibaren hasta olup yattığı için o da istediği kadar zaman geçiremedi. Yine de ara sıra odasına gidip hasret giderdiler. Ama Metin amca genel anlamda uzun zaman geçirenler arasında sayılabilir. Altını yıkayıp dönerken onun odasına uğrayıp popo gösterip kaçma eylemi ile onu tahrik ediyor ve gelip Murathan'ı gıdıklayarak güldürmesine zemin hazırlamış oluyorduk. Dedesi Murathan'a hiç dayanamıyor. İyiden iyiye duygusallaşmış. Hakikaten öpmeye kıyamıyor, Murathan da onu elleriyle tanımaya ve dokunmaya çalışıyor. Pelüş oyuncak misali :) Babaanne de 'ben hiç sevemedim' serzenişleriyle herkese kızıyor :)
Amasya'ya gidiş günümüz 1 gün öne alındığı için ben istediğim hazırlıkları yapamadım, mesela pillerimi şarj edip makinemi alacaktım ama olmadı, bu sebepledir ki istediğimiz kadar fotoğraf çekemedik. Pilleri şarj etmek için evde şarj cihazı bulamadık, Metin'in aldığı piller de makineyi çalıştırmaya bile yetmeyince, işte böyle az fotoğraflı bir anı yazmak zorunda kaldım.
Bayram ziyaretleri arasında Büyük teyze vardı. Sonra Ayşe Hala ve Salih Eniştesiyle tanıştı...
Bayramın 3. günü Aykut ve Esra'lara davetliydik. Esra'yla nihayet tanışabildiler :)

Demek Esra Teyze sensin

Eğlencelisin Esra Teyze :)

Güzel bir akşam yemeği oldu, her ne kadar biz Murathan'la bu zamanın çoğunu Deniz'in odasında geçirmiş olsak da :) Bir kaç uykudan sonra artık biz de onlara katıldık...

 Ercan Amca'yla biberon ve rakı şişesi karşılaştırması

Berna Teyze, Eser, Anne, Esra Teyze, Deniz Abi

Bir dahaki görüşmemizde Eser de aramızda olacak inşallah. Oğullarımız arkadaş olacak, belki de bizden önce  bir araya gelmek isteyecekler... Bizden çok sahip çıkacak birbirlerine... Kim bilir....
Bayramın 4. günü öğleye kadar Murathan'ın uyuyup uyanmasını bekledik ve sonra eve doğru yola çıktık. Amasya'dan ayrılmadan Metin amcanın yanına uğrayıp vedalaştık, sonra Saliha hala ve kuzenleri evlerine bıraktık.
Yolda arabamızda küçük bir arıza yaşadık. Arabamız seyir halindeyken tüm sigortaları kapattı, kontak, farlar v.b. her şey kapandı. İnip arkadan ve önden gelen araçlara önce telefonun ışıklarıyla sonra el feneriyle kendimizi farkettirmeye çalıştık. Allahtan arıza ciddi değildi, akü şeysi çıkmış yerinden. Biz el feneriyle kendimizi göstermeye çalışırken arkamızdan gelen bir aracın durmayacağını sanıp ömrümün yaklaşık 20 yılını orada bıraktım. O esnada sadece Murathan'ı arabadan alıp almamak arasında gidip geldim ve almamaya karar verdim, araba onu daha iyi koruyacaktı... Araç farlarıyla üzerimize gelirken durmayacağına öyle odaklanmıştım ki kesin çarpacak diye düşünüyordum. Sonra durdu ve bizi sollayıp yoluna devam etti. Gerçekten fazlasıyla kokutucuydu. Murat'ın deyimiyle 'çoluk çocuk biraz korktu...' O el feneri çantamda olmasaydı ne halt edecektik acabaaaa! :) çoluk çocukmuş, sıpa!...
Eve dönmek hiç bu kadar huzurlu olmamıştı. Murathan çok sevdiği duvar saatini görünce gülümseyerek çırpınmaya başladı, sanırım o da benimle aynı fikirdeydi. Yatak odası ve oturma odasından gördüğü mutfak halısına gösterdiği tepkiler de benzerdi... :) Home sweet home... 
Bizden bir kaç saat sonra da anneannesi geldi, hasbihal  edip dinlenmek ve ertesi günkü mesaiye hazırlanmak üzere odalarımıza geçtik. 
Bir bayramı ve beraberinde 4 günlük tatili de böylelikle bitirmiş olduk..... Daha nice güzel ve birlikte geçireceğimiz bayramlarımıza...

7 Ekim 2011 Cuma

Anneanneyle Lüküs Hayat

Anneanneyle neredeyse bir aydır beraberiz. Birlikte zaman geçirmek hem Murathan için hem de benim için fazlasıyla konforlu :) İşe başlamak konusundaki endişelerim hakkında konuşurken annemin beni rahatlatma çabalarının şimdi ne kadar yerinde olduğunu anlıyorum. Yeni doğum yaptıysanız ve bebeğiniz her bebek kadar huysuz ve problemliyse gerçekten önünüzü görmekte ve akılcı kararlar almakta zorlanabilirsiniz. Ben ilk zamanlarda Murathan'la benden başka kimse başa çıkamaz diye düşünüyordum. Babasında bile beş dakikadan daha az zaman geçirebiliyor, uyurken başka birine verdiğimde hemen tekrar uyanıyor ve kucağıma aldığımda yeniden sakinleşiyordu.




Fakat zaman ilerleyip Murathan o sıkıntılı zamanları atlattıkça ikimiz için de hayat kolaylaşmaya başladı. İlk zamanlarda sadece kucakta uyuyan, 7/24 yapışık dolaştığımız o Kuala, artık salıncakta uyuyan, uyanık olduğu süreler içinde kimin kucağındaysa onunla sorunsuz zaman geçiren bir bebek olmaya başladı. Benim bu duruma alışmam ve artık bana bağımlı olmadığını kabul etmem de çok zaman almadı doğrusu. İlk aylarını yanımızda kimse olmadan geçirdiğimiz için hep böyle devam edeceğini sanarak kendimi de fazlasıyla yıprattığımı anlıyorum şimdi. Biraz rahat olmalıydım, bir miktar ağlamasını o kadar da dert etmemeliydim, uyumak istemiyorsa ille de uyutmak için kasmamalıydım ama yapamadım. Sanırım bütün bunlar her şey belli bir düzen içinde aksamadan devam etsin fikrinin getirdiği dayatmalar. Her ne yaparsam belli kurallar içinde olsun istediğim için bebek bakma konusunda da aynı sistemi uygulama çabam belki de yaptığım en büyük hata oldu. Tabiri caizse biraz SALMAK gerek, ama işte onu o günlerde algılamak ve kabullenmek neden bilmem kesinlikle mümkün olmadı. Şimdi şimdi farkına varıyorum pek çok şeyin. Ağlayıversin canım, nasılsa ilgisini çekecek bir şey bulunca susuyor, ya da bir saat geç uyuyuversin, nasılsa son çözüm olan battaniyesinde sallayarak uyutmak istisnasız işe yarıyor. Sadece hasta olmasın, ilaç desteğine ihtiyaç duymasın yeter. Aslında biz çok şanslı bir anne-babayız. Doğduğu günden bu yana hiç bir hastalık gerekçesiyle çalmadık doktorunun kapısını. Sadece gaz sıkıntısını kolay atlatması için doğal içerikli bir damla tavsiyesi aldık. Onun dışında köye götürdüğümüzde üşüttük, hiç akmayan o fındık burnu çeşme gibi aktı da bir derece ateşi yükselmedi ve iki güne kalmadan onu da atlattı. Sarılık bile olmadan çıktık hastaneden. Benim oğlum çok güçlü olacak biliyorum. Dirençli, dirayetli, kararlı ve karakterli olacak. Tüm sinyallerini veriyor şimdiden bu özelliklerin... Ben keşke ilk başlarda hissetseydim dediğim o tüm rahatlıkları şimdi hissediyor ve bu ferahlıkla artık Murathan'la daha kaliteli zaman geçiriyorum. Tabi bu hislerimin en temel sebebi de annem. O gelip bizimle kalmasaydı, Murathan'a bakmasaydı ve ben işe dönmeseydim sanırım şimdiki durumumuz ilk zamanlardan çok daha elzem olurdu. İlk günlerde okulda fırsat bulunca hiç değilse bir kez arayıp neler yaptıklarını soruyordum. Ama artık onu da yapmıyorum. Çünkü biliyorum ki Murathan olabileceği en güvenli ellerden birinde, anneannesinde.... Ve bu beni çok iyi hissettiriyor. Murat'la eve döndüğümüzde Murathan uyanık oluyor, ona görünmeden şarkı söylemeye başlıyorum; 'Minik karınca, çok sevinirmiş karnı doyunca, çok mutlu olurmuş annesi gelince, babası gelince' Murathan o anda her ne yapıyorsa bırakıyor ve gülümseyerek etrafa bakıyor. Sonra bizi görüyor ve ellerini kollarını hızla çarpıyor bedenine :) Öpüşüp koklaşıp hasret gideriyoruz. İşte bu sahne bütün gün hevesle ve keyifle çalışma sebebim, sırf bu yüzden öğle saatini iple çekiyorum, ve bu yüzden işe başladığım için zerre kadar pişman değilim. Israrla da tavsiye ediyorum...
Şimdi gelelim Anneanneli zamanlara; Sabah işe gitmeden Murathan'ı doyurup anneme bırakıyorum, çoğunlukla uyuyor oluyor. Ama eğer bir vesile ile uyandıysa evden çıkana kadar gülüşmeleri dinliyorum :) İlk uyku 9-9,30 gibi bitiyormuş, uyanınca sıcak bir banyo, biraz oyun, beslenme ve ikinci uykuya. Sonra tam bizim yemeğe geldiğimiz saatte tekrar uyanıyor ve işte o zaman bizim saatlerimiz başlıyor. Babasıyla biraz zaman geçirdikten sonra karnını doyurup tekrar uyutuyoruz. Babası işe dönüyor ben dersim olmadığı için evde kalıyorum. Hava iyiyse uyandığında parka gidiyoruz ya da evde ben yapılması gereken işlerimi yapıyorum bazen çok yorgun ve uykusuzsam birkaç saat uyuyorum. Bu arada annem Murathan'la ilgilenmeye devam ediyor.




Bütün öğleden sonra böyle geçiyor. Akşam babası geliyor, Murathan'ı kucağında tutarken yemek yiyoruz, sonra biraz daha oyun... Akşam uykuları gündüzden daha kısa, komiklik şakalar derken açılıyor iki uyku arası. Varsın olsun, yoksa hiç yüzünü  göremeyeceğiz. Çok geç saate kalmadan Murathan'ı alıp anneanneyi dinlendiriyoruz, tabi benim yapmam gereken bişeyler yoksa. Anneanne dinlenmeye çekiliyor ya da varsa dizisini seyrediyor bu boşlukta. Babası oğluyla hasret gideriyor. Yatma zamanı gelince de önce biraz ayakta sallayıp dalınca kucaklaşıp yatıyoruz. 2-3 kez uyanıyor bazen geceleri. Acıktığını saat takibinden anlıyorum, eğer 2 saatten önce ağlıyorsa başka bir sıkıntısı oluyor. Genelde ayakta sallanmak istediği için uyanıyor, ben de tekrar ayağımda uyutup yanıma alıyorum. Ama acıktıysa daha kolay, ikimiz de çok fazla yorulmadan hemen karnını doyuruyorum ve çok geçmeden uyuyup kalıyoruz. Geceleri birlikte yatmayı seviyorum.Sarılıp uyumaktan çok keyif alıyoruz. Tam dalmamış olsa da mırıl mırıl sesler çıkartarak o da bundan hoşlandığının belirtilerini veriyor. Sarılıp alnından öptüğümde ya da sırtını okşadığımda hımmmm yapıyor :) Sabah 6'da gün yeniden başlıyor. İhtiyaçlarını giderip hazırlanmak için kalkıyorum ve yine rutin başa dönüyor. Benim için ise bütün bu olanların içinde konforlu olan pek çok şey var. Mesela eve geldiğim halde işlerim varsa Murathan'la ilgilenmek zorunda değilim. Ya da hafta sonu annemin de biraz uyumasını sağlamak için onun yanına gidiş saatini 10 ya da 11'e çekip o saate kadar birlikte uyuyarak, sonra anneanneye verip gelip tekrar yatabilirim :) İstediğim zaman dışarıda fazladan zaman geçirip, koşa koşa eve dönmek zorunda değilim hatta bir akşam davet edildiğimiz bir arkadaş toplantısını kabul edebilir, banyoda istediğim kadar kalıp, istediğim yemeği istediğim hızda hazırlayabilirim.... Liste uzar gider.... Anneniz varsa yükünüz yarıya iner. Bu hep böyle olmuştur. Derdinizi dinleyerek, ihtiyaçlarınızı gidererek, size moral vererek ya da bebeğinizi büyüterek. Her ne ad altında olursa olsun anneniz varsa gözünüz arkada olmaz. Bizi önceliğine aldığı için, bütün her şeyini bırakıp geldiği için, annem olduğu için şanslıyım...
Teşekkürler anne...

25 Eylül 2011 Pazar

ÇOK BAYRAMLAR GÖR

Uzun bir tatilin ardından olan biteni kaydetmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Yaklaşık bir yıl sonra memleketime gidecek olmanın verdiği keyif ve enerjiyle 20 günlük bir tatil için gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra yola çıktık. İlk adres her zamanki gibi Ankara oldu tabi. Bir gece kalıp Akşehir’e gidecektik. Murathan yol boyunca araba koltuğunda kalmamak için epeyce ısrarlıydı, tabi ben de tam tersi için. Dolayısıyla yorucu bir gecenin bizi beklediği sinyallerini veren uzun uykusuzluklar eve ulaştığımızda kendini göstermekte pek de geç kalmadı. Biraz dinlendikten sonra ufak tefek eksikleri gidermek amacıyla alış verişe gittik ama ben almayı düşündüğüm hiçbir şeyi alamadım, çünkü Murathan sling içindeyken değil kıyafet, ayakkabı bile deneyemiyordum. Eve döndüğümüzde güzeelcee gece uykusu uyuyup öğlene doğru da yola koyulduk. Akşehir’e ulaştığımızda bizi aşağıda karşılayan babam ilk kez tanışacağı torununu araba koltuğuyla alıp hemen eve çıktı, tabi biz kaldık öyle :) Sanırım artık ilk kez Murathan’ın sorulmasına, onun kucaklanmasına, karşılanmasına alışmalıyız :)


Murathan’ın uyku sorununu bilen annem ve babam evde onun için epeyce konforlu bir salıncak hazırlamışlar. Ben çok bilmişliğimle orada yatmayacağını iddia ederken annem Murathan’la gidip tek başına geri döndü. Evet Murathan salıncakta uyumuştu, bu bir mucizeydi… Yine de yol yorgunluğuna verdim doğrusu, ama sonraki gün ve bir sonrakinde de uyuyunca ev sahibimiz Göksel Bey’in tavanını delmek farz olmuştu…. Murathan yapı itibariyle ilk gittiği yerleri incelemek, her yere hızlıca göz atmak, herkese tek tek dikkatle bakmak, kafasını sağa sola çevirerek hiçbir şeyi kaçırmamak isteyen bir bebek. Dolayısıyla görsel olarak hafızasının güçlü olacağını düşünüyorum. Bütün evi inceleyip herkesi dikkatlice izledikten sonra birkaç saat aralıksız uyudu. Sonra abimler geldi...


Pek çok zaman olduğu gibi kocaman bir aile olarak arife akşamı toplanıp özlem giderdik. Bayram sabahı uzun ve keyifli bir kahvaltının ardından rutin bayramlaşma töreni, küçükten büyüğe :) Murathan ilk bayramında, ilk bayramlığıyla ilk bayram harçlığını aldı…


Bayramın olmazsa olmaz köy faslını da eda etmek üzere yola çıktık. Bütün gün onun için yorucu olan bir tempo ile bayram ziyaretleri yaptık.


Tabi bu kadar yorgunluk bir şekilde patlak verecekti ve de verdi… Mutfağa kurduğumuz salıncak da işe yaramayınca Murat bizi Akşehir’e geri götürmek zorunda kaldı. Sanki o çılgına dönen çocuğu köyde bırakmış ve eve başka bir Murathan’la gelmiştik... Gülücükler, oyunlar, agular… ve ardından epeyce uzun süren bir uyku…. Sonraki günlerde de onu çok fazla görsel uyarana maruz bırakmadan ve en önemlisi uyku saatlerini kaçırmadan hem tatilin hem de birlikteliğin tadını çıkarmaya çalıştık. Hatta bir gün abimlerin teklifiyle Afyon’a gitmeye karar verdik. Akşam saatlerinde orada olmak üzere çıktık ve yol üzerinde outlet mağazaları ziyaret ettikten sonra güzel bir akşam yemeği ve Oruçoğlu’nda havuz keyfi…. Çok uzun süredir bu kadar iyi dinlendiğimi hatırlamıyorum.



Abartıp Konya’ya bile gittik :) Murathan’la ilk kez bu kadar uzu saat ayrı kalıyorduk. Gidiş planı günler öncesinden belli olduğu için az az da olsa süt stoğu yapmaya başlamıştım. Akşam üzeri yola çıkıp gece yarısından önce eve geri döndüğümüzde stoğun neredeyse yarıdan fazlası hala duruyordu... Sık sık neler yaptığını, uyuyup uyumadığını, ne kadar süt içtiğini öğrenmek için annemi bunalttığım da oldu ama ilk kez bu kadar uzun süre ayrı kalıyorduk ve ben özgür olduğum için keyifli olduğum kadar endişeliydim de…. Ama itiraf etmeliyim ki eğer çocuğunuza bakacak biri varsa ve siz epeyce bunalmışsanız keyfini çıkarmanız gerektiğini anladım. Bir yıldır görmediğim herkesi görme şansım oldu, bütün kuzenler, halalar amcalar, abiler, ablalar… O kadar iyi geldi ki… Ben özgürlüğün tadını çıkartırken annem Murathan’ı üst komşunun da yardımıyla saatlerce uyutmuş… Yani gitmekle gerçekten yerinde bir karar vermiştim… Akşehir’deki son günümüzde toparlanıp yanımıza anneanneyi de alarak, arkada gözleri dolarak bizi uğurlayan dedeyi bırakıp Ankara’ya yola çıktık.
Bir gece olarak planladığımız mola süresi alışveriş faslının uzamasından dolayı iki güne çıktı. Annem yine büyük bir özveriyle Murathan’a bakarken biz uzun bir aradan sonra ilk kez karı koca gezmelere gittik… Murat uzun zamandır uğramak istediği Decathlon’dan gönlünce alış-veriş yaparken ben de keyfini çıkarta çıkarta AVM gezdim, tavuklu noodle yedim. Görmemişler gibi uzun süredir yapmak istediğim ne varsa peş peşe ekledim. Eve fazladan bıraktığım sütü annemin görmemiş olması sebebiyle erken dönmek zorunda kalsak da epeyce keyif aldık.



Ertesi gün tatilin Amasya ayağına sıra geldiğinde de Murathan uzun yolculuklara biraz daha alışmış ve onu özleyen babaanne, dede, hala, amca ve kuzenleriyle buluşmak üzere hazırdı. Amasya’da da Saliha hala Murathan’ın bakımını üstlenerek beni dinlendirdi.


Uyku saatleri, beslenme ve oyun süreleri ayarlandığı sürece hemen hemen hiç sorun yaşamadı. Sabahları uyanır uyanmaz tıpkı Akşehir’de teyzesine ve dedesine yaptığımız gibi önce Fatma halasına ve sonra da diğerlerine verilerek sabah uykusuna tek başına devam edildi; ki en dinlendirici kısmı da buydu bence :)


Semaver çayı, çardakta kahvaltılar, kahve sohbetleri böyle olunca daha keyifli oluyordu. Kuzenleri Murathan’ı sırayla sallayarak uyutup, uyandığında da sırayla seviyorlardı. Metin’in bir teklifi çok cazipti aslında :)
- Yenge ben askerde nöbet yazardım, şimdi ben bunlara en küçükten büyüğe sırayla nöbet yazayım. En kıdemsizi Ceren olduğu için ona 3-5 yazayım, babam tabur komutanı olduğu için o nöbet tutmaz… :)
Ceren’in Murathan uyandığında söylediği bir şeye çok gülmüştüm;
- Ya abla ben sıra bende, ben uyuttum ben sevicem :)
Kapan alıyordu vallahi… Bu işten en çok muzdarip olan da babaanneydi. Ben hiç sevemedim, verin biraz serzenişleriyle geçti bir hafta :)


 En karlı olan da Fatma oldu çünkü tam en keyifli zamanı yani uyanıp beslendikten hemen sonraları o alıyordu… Ama Metin sadece akşamları görebiliyordu… Fakat şuna inanıyorum; Murathan büyüdüğünde amcasıyla çok enteresan bir ilişkisi olacak :)



Tatili bitirip eve dönmeye hazırlandığımızda herkese bir Murathan acısı çöküyor :) Çünkü bu küçük sıpa yaptığı sevimliliklerle herkesi kendine kısa sürede bağlıyor ve kimse ayrılmak istemiyor. Eve döndüğümüzde Murathan’ın kapıdan girip odaları dolaştığımızda heyecanlandığını gördüm, çok ilginç ama sanırım bu çocuk evi tanıyor. Artık evdeydik ve kendi sistemimize dönmek için biraz zamana ihtiyacımız vardı. Bir gün sonra anneanne de geldi. Salona salıncak kurup mutfaktaki televizyonu da salona alarak anneme yeni bir yaşam alanı yarattık. Geceleri benim yanımda, gündüz anneannesi ile kah ayakta kah salıncakta uyuyan küçük kedi artık eski düzenine kavuştu ve akşam saatlerinde kaçan uyku hariç gayet iyi bir uyku düzenine sahip. Ben işe başladım, yarım gün okulda geçen süre hem benim sosyal hayattan kopmamamı sağlıyor hem de Murathan’la daha kaliteli zaman geçirmeme neden oluyor. Birbirimizi özlüyoruz, eve döndüğümde bunu tepkilerinden anlamak hiç de zor değil. Ama akşama kadar ve dahi gece bu özlemi giderecek bolca zamanımız oluyor. Ben annemi, annem beni dinlendirerek Murathan için en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Yeni bir anneyseniz; bir anneniz olması çok önemli…çok…
Şimdi işin yeni tanışmalar ve eskilerle yeni anılar kısmına gelelim :)

Ahmet dayısıyla ilk kez karşılaştı

Asena ve Ayçe teyzesiyle bayram günü

Sinem ve Asiye ablasıyla

Figen teyzeyle muzurluk peşinde

Selen ablayı yemeğe çalışırken :)

Feral yengeyle ilk buluşma

Ercan amcaya iadeyi ziyaret :)

Daha nice bayramlarda nice güzel anılar biriktirmek dileğiyle minnakım...

22 Ağustos 2011 Pazartesi

İŞE BAŞLA(MA)

Günlerdir Murathan ile ilgili ufak tefek gelişme ve değişmeler gördükçe kendimi suçlu hissediyorum. İşe başlamalı mıyım, yoksa biraz daha beklemeli miyim bilemiyorum. Ders saatleri öğleden önceye ayarlandığında biraz daha idare edilebilirmiş gibi geliyor sanki.... Ama yine de kimseye (anneme bile) bırakmak rahatlatmıyor içimi. Günlerdir süren bu gel git fikirler arasında epey can sıkıntısı yaşıyorum. Bütün bunların yanında Murathan için başladığım uyku eğitimi tamamen sekteye uğrayacak ve bunca çaba da yalan olacak. Yeni edindiğim ve acayip gaza geldiğim kitap sayesinde artık Murathan ufak ufak kendi yatağında yatıyor fakat ciddi anlamda çaba ve sabır gerektiriyor. Biraz geç kaldık aslında. Bu kitabı doğum yapmadan okuyup bitirmiş olsaydım Murathan'la ilgili şu an yaşadığımız pek çok sıkıntıyı yaşamayacaktık, peki şimdi geç mi? Hayır değil aslında ama bu rutini oturtmak için önce benim bir rutine girmem gerek, önümüzde bir bayram programı var ki hiç bir rutine sığmaz. Kalabalık, yabancı yüzler, yoğun ilgi derken Murathan fazla uyarana maruz kalacak ve ne 3 saatte bir o rutine uyacak ne de ben yatağının başında dakikalarca uyuma moduna sokabileceğim. Şimdi bütün bunları düşününce şuan gösterdiğim efor da Murathan'ın itiraz belirten ağlamaları da boşa gidecek. Tüm bunları geçtik, herşeyi gerektiği gibi uyguladık diyelim, döndüğümüzde anneannesi aynı tempoya ayak uydurabilecek mi?
Bazen akıl diyor ki, bırak herşeyi akışına, bu çocuk en fazla bir yaşına kadar böyle kucakta uyur, sonra istesen de gelmez, anneannesi 3 çocuğunu nasıl büyüttüyse Murathan'ı da öyle büyütsün. Salıncak mı kuracak kursun, ayakta mı sallayacak sallasın... Zaten bütün bu işleri o açmadı mı başımıza? :) Ağladıkça yanına aldı uyurken, şimdi de çeksin cezasını....
Bazen de diğer akıl diyor ki? Saçmalama, şimdi 6 kilo, koridorda git gel zor değil ama ya gelecek ay, ya sonraki, ya 10 kilo olduğunda? Ne kadar çabuk alıştırırsan o kadar rahat edersin, anneanneye falan da güvenme, aklındaki profilin dışına çıkma, kendi istediğin gibi büyüt çocuğunu, ayrıl izne, 1 yaşına gelince de bütün düzeni oturmuş, kuralları olan bir çocukla çık bakıcının karşısına....

Herşey teoride ne kadar kolay.... Ama varsa harfi harfine uygulayabilecek; beri gelsin....

18 Ağustos 2011 Perşembe

DOĞUM HİÇBİR ŞEY, LOHUSALIK HER ŞEY


Nihayet kalem tutacak seviyeye gelince ellerdeki uyuşukluk; artık yazabilirim olan biteni.

Doğumun üstünden 67 gün geçti ve her şey o kadar başka ki artık… Bütün hamilelere söylenmiş ve söylenecek olan o beylik lafların gerçekleştiği bir dönem bu… Hatta o çok bilmişlerin her fırsatta, her konuda söyleyecek şeyleri olmasına karşın pek çok şeyi atlamış olmaları tuhaf doğrusu… Bugüne kadar yaşamadığım ve öncesinde de tanımadığım pek çok durum ve duygudan bahsetmemişlerdi mesela. Uykusuz geçecek gecelerden, süt gelmemesi ihtimalinden, gaz sancılarından v.s.  Hamileliğim boyunca yaptığım tez hazırlama kıvamına gelmiş araştırmalarımın çoğunun ciddi anlamda faydasını görmüşken, tedbirini almadığım pek çok nokta olduğunu ancak yüzleştiğimde fark ettim. Bilmedim şeyler hep ürkütmüştür beni, önümü görmek, başıma ne geleceğini bilmek, planlı hareket etmek fazlasıyla rahatlatır beni. ‘Dur bakalım bulunur bi yol’ ‘Bi çıkalım da sonra karar veririz’ ‘Akışına bırak’ gibi cümlelerden oldum olası haz etmem. Bundandır ki; ne yaşanacaksa az çok fikrim olsun isterim. Hamilelik süresince de hep bunu yapmaya çalıştım. Hangi haftalarda ne değişti, önümüzdeki hafta hangi organı gelişecek, bende ne gibi değişiklikler olacak v.b. Doğuma gelince o ayrı bir başlık konusu ama kısaca değinmek gerekirse; kendimi tebrik ediyorum…

Şimdi düşünüyorum da ne evlenip evinin kadını, ne de doğurup çocuğunun annesi olabilecek bir mizaca sahip olmadığımı düşünürken şimdiki pozisyonuma bakıp hayretler içinde kalıyorum. Dün Murat, kucağında Murathan ve elinde bir demet gülle mutfakta belirince önce bir şey atladığımı düşündüm pek yapmasam da. Sonra içim ısındı birden. Ardından kendime acıdım ne yalan söyleyeyim… Çiçek almak çok nadir başıma gelen bir hadise olmamasına rağmen üzüldüm kendime, sevindiğim kadar en az… Bir de Murat için üzüldüm yetmez gibi. Biraz olsun kendimi iyi hissedeyim diye ‘elimden fazlası gelmiyor, Murathan seni çok yoruyor biliyorum ama biz seni çok seviyoruz ve böyle ifade edebiliyoruz’ gibi bir şeyler sezinledim… İyi gelmedi mi? Gelmez mi? Kendimi şişko, çirkin, bakımsız ve özensizliğin zirvesinde gördüğüm şu günlerde sevgilimin bir demet gülle eve gelmesi ilaç oldu resmen. Sanırım bu süreçte fazlasıyla efor harcıyor Murat. Her anlamda elinden gelenin sınırlarını zorluyor biliyorum. Bir yandan onu yormadan kendimi dinlendirmek isterken yine de kıyamıyorum çoğunlukla. Murathan gece ağlarsa oturma odasına götürüyorum, ‘bu çocuğu tek başıma yapmadım, kalk sen de bir şeyler yap’ diyen bir kadın tipi olmadım hiç, ama gün içinde gelecek hiçbir yardımı da geri çevirmiyorum. Özellikle Pazar günlerinin hastasıyım, hele ki sabah saatlerinin…

Doğum yapmış bir kadınsanız yardıma ihtiyacınız vardır. Fiziksel olandan çok duygusal olanına… Bir de bu yardım sizin talep ettiğiniz kadarla sınırlı kaldığı sürece keyif verir, kalan kısmı öfke patlaması… Sizde annelik içgüdüsünün getirdiği pek çok becerinin olduğuna kimse inanmak istemez önceleri… Her şeyinize müdahale edebilirler, bebeğinizin gazı için sizi suçlayıp ‘senden alıyor bu çocuk’ diyerek, yaz ortasında yelek ve patik giydirmek için ısrar edebilirler, yediğiniz her şeyi ‘bebeğe süt olsun’ diye etiketleyebilirler, emzirirken yanınızda kalıp normal şartlarda asla o pozisyonda görünmek istemediğiniz insanların önünde gık bile diyemeden izlenebilirsiniz, yine normal şartlarda kapınız vurulmadan girilmeyen yatak odanız umuma açıldığından istedikleri zaman girip çıkma özgürlüğünü edinebilirler, bebeğiniz ağladığında sizden izin istemeden ya da teklif etmeden kucağınızdan tuhaf bir cüretle alınabilir…Bebeğiniz için yapılmasını istemediğiniz pek çok ritüelin yapılması için ısrarcı olabilir hatta siz direnirken onlar bunu çoktan hayata geçirmiş olabilirler. Bütün bunlar yapılırken siz kimsenin olmadığı bir oda bulup sessizce ama hıçkıra hıçkıra ağlayabilirsiniz… İşte her şeyi araştırıp öğrendiğimi düşünürken bunlar hakkında tek bir öngörüm bile yoktu. Şimdiyse istediğim tek şey; yeni doğum yapmış bir kadının yanında olup tüm şimşekleri üzerime çekmek pahasına bu ve benzer durumlara karşı ona kalkan olabilmek…ve sadece dinlemek, anlatmak istediği, düşündüğü, hissettiği ne varsa… Kendi adıma söylemem gerekirse; Doğum hiçbir şey, lohusalık her şey…

Bir de bu 40 gün sınırlaması var tabi. Sanki her şey o süre içinde tamamen yoluna giriyormuş, normale dönüyormuş gibi sizden aşırılıklarınızın(!) da sona ermesi beklenebilir, ama gelin görün ki bu hormonal illet öyle pat diye normale dönmüyor. Siz de o meşhur 40 gün sonunda şöyle bir silkinip ‘ne yapıyorum ben yahu!’ şeklinde bir uyanışa geçemiyorsunuz…
Siz siz olun, yeni annelere bulaşmayın…