Sen Geldiğinde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sen Geldiğinde etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Şubat 2012 Perşembe
Alacak-Verecek Yok
Bana hiçbir şey borçlu değilsin oğlum...
Hayatım boyunca anlamakta zorluk çektiğim anne-oğul arasındaki o tanımı imkansız ilişki ikimiz arasında olmayacak. Freud amcanın teşhisini koyduğu ve pek çok tanıdığım anne-oğul arasında hala sürüp giden Oidipus sendromu bizim için sadece kitabi bir tanım olarak kalacak. Evliliğinde istediği mutluluğu, huzuru, güveni bulamayan anne kişisinin tüm bu eksikliklerini erkek çocuğundan ummaya başlamasıyla iki tarafın da hayatı gizli birer prangaya bağlanıyor. Ve gün gelipte o büyük umutlar bağlanan erkek çocuğun hayatına yeni bir kadın girdiğinde herşey alabora oluyor. Kendini aldatılmışa yakın bir duyguyla dizginlemeye çalışan bir anne, karısını sevmekten, sevdiğini göstermekten imtina eden bir erkek evlat ve ne olup bittiğini anlamaya çalışan bir yeni gelin... Çünkü anne büyük umutlar bağladığı oğlunu başka bir kadına 'kaptırmıştır'... olan olmuştur artık, hayırsız oğlan da 'tıpkı babası' gibi annesini es geçmiş, beklediği değeri vermemiştir... Bu o kadar karmaşık bir durumdur ki aslında her üç cephe de içinden çıkılmaz hallere girebilir, dahası erkek çocuk anne ile yeniden baş başa yaşamaya başlayabilir, gelinse başka bir oidipus sendromuna doğru yelken açmış olabilir.
Aslında tek sorun bu değil benim için. Ben daha çok senin mecburi sorumlulukların ve olası bitmek bilmeyen müteşekkirliğinin önüne geçmek istiyorum. Bana hiçbir borcun yok, şimdi de yok, 18 yıl sonra da olmayacak, yaşar da görürsek 28 yıl sonra da. Dünyaya gelişine, adına, bir zamana kadar ne yiyeceğine-giyeceğine, gideceğin okula, hatta bazen arkadaşlarına karar vererek biz sana borçlu kalıyoruz aslında, biz senin hayatına müdahale ediyoruz. Ama kendi adıma çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, bir zamandan sonra bütün kararlarını kendi alan, aldığı kararların arkasında duran, mantıklı açıklamaları ve dünya görüşünle bizlerden bir adım önde olan bir genç olacaksın, ve ben bu gencin kararlarını sadece dinleyecek ve kendim için doğru bulduğum yolu paylaşacağım, benim doğrularımı uygulaman, gittiğim yoldan gitmen gibi diktelerim olmayacak. Eğitimini istediğin yere kadar devam ettirmen için elimizden geleni yapacağız ama olur da sen devam etmezsen babanın da dediği gibi 'kaportacı' olabilirsin. Bu yüzden şimdiden özür dileyerek söylüyorum ki seni ilkokul çağlarında yaz tatillerini geçirmek üzere sanayiye çırak olarak vereceğiz... Bu da bir diktedir belki, 'bak okumazsan böyle olursun' anlamına geliyor sanırım. Ama sen kendi başına mantıklı kararlar verene kadar biz sana bir kaç yol göstermiş olacağız bile... Bu da o yollardan biri olacak.
Ayrıca yoktan var ettim de seni büyüttüm, saçımı süpürge ettim, kendimi yok saydım, sana yıllarımı verdim, yemedim yedirdim bıdı bıdı bıdı... Bunları benim ağzımdan duymayacaksın... Yapmasaymışım, öyle değil mi? Her ne yaptıysam ve yapacaksam istediğim ve seni sevdiğim için yapıyorum, benim sana bunları yapmam senin de bir gün bana birşeyler yapman gerekliliğini doğurmuyor. Tek amacım; bu dünya için vizyonu geniş, mantıklı, akıllı, dürüst, çalışkan ve gerçek bir beyefendi yetiştirebilmek. Becerebilirsem ne ala, beceremezsem de sorun mutlaka bendedir. Sadece mecbur hissettiğin için benimle birşeyler yaşamanı istemiyorum, her ne yaparsan bunu sen de gönülden istediğin için yapmış olmalısın, böylesi çok daha değerli çünkü.
Biz aramızdaki kordondan doğumda kurtulduk oğlum, kestiler bitti.... Ben senin için her ne yapacaksam bunu ölesiye istediğim için yapacağım, ama sen benim için hiçbir şey yapmak zorunda değilsin, çünkü bana borçlu değilsin....
30 Kasım 2011 Çarşamba
Semra Hala'nın kaleminden
Sevgili Murathan'ıma ve onun dünyaya gelmesine vesile olan anne ve babasına teşekkürler..
Gülcihan'ın abla blok hazırlıyorum notlarınızı bekliyorum deyişinin üzerinden epey vakit geçti sanırım. Bugün ramazan bayramının ikinci günü ve ben evde yalnız kalmışken bloğu ziyaret etme fırsatı buldum.. Her zamanki gibi çok başarılı buldum hoş akıcı bir üslup ile yazılmış deneyimler ben de nacizane kendi çapımda birazcık anlatayım...
..Murat ‘ın doğumu 4 nisan 1976 (yani 1. Murat )ayrı bir sevinç olmuştu çocuk hafızamda kalanlara göre babam şeker, gofret vs. gibi şeyleri bize hediye ederken bakın bunları size kardeşiniz Murat getirdi demişti. Yüzündeki çok büyük mutluluk ifadesiyle Murathan’ın babası Murat'ın dünyaya gözlerini açtığı gün...
Yıllar yılları kovaladı biz bir sürü acı tatlı şey yaşadık. İlk karşılaştığımızda aslında çok yabancı değil hiç yabancı hissetmedim ben Gülcihan‘a kendimi... Hani derler ya ilk iletişimde ne hissedersen o sürüp gider diye. Canımın parçası kardeşim ve sevgili eşi Gülcihan, yaşamımızda mutluluk zincirine halka eklemeyeli epey olmuşken hayatlarını birlikte devam ettirme kararı aldıklarında uzun süreden sonra hepimize güzel bir sevinç yaşattılar, mutlulukları daim olsun.. Lakin ben muzur olarak bir müddet sonra hep Gülcihan'a takılıp durdum. Aslında kişilerin aldıkları kararlara çok saygı duysam da hep bir hala olma özlemi içimi kemirip duruyordu. Şey var aslında bir şeylerin özlemini tadamadan yitip giden yakınınız olunca mutlulukları yaşayamama bir saplantı haline gelip paranoyaya dönüşebiliyor…
Sevgiyi gerçekten yürekte hissetmezseniz karşınızdakinden hiçbir şey beklemezsiniz itiraf etmeliyim ki ben bekledim. Gerçekten art niyetsiz samimiyetle bekledim çünkü bu kadar tatlı olacağını biliyordum.
Ve Gülcihan ablacım söz ilk sana haber vereceğim demişti, minik kuzucuğumuzun ana rahmindeki varlığının haberini aldığında öyle yaptı ve beni hiç hazırlıklı olmadığım bir anda yakaladı. Abla müsait misin sana bir şey sorabilir miyim? demişti ve bende telefonun öteki ucunda şaşkın bir şekilde evet müsaitim sorabilirsin derken kuzubikimin haberini vereceğini hiç tahmin etmemiştim. Hala olmaya hazır mısın? diye sorduğunda artık olanlar olmuş gözlerimden istemsiz sevinç gözyaşları boşalmıştı. Teşekkür ederim Gülcihan bana bu mutluluğu tattırdığın için demiştim de aslında sevincin, mutluluğun gerisi 10 haziran 2011 saat 08 itibariyle aldığım haber ile tamamlandı... Gülcihan anne sevgili kardeşim baba ve ben hala olmuştum... Minik Murathan‘ımız dünyaya gözlerini açmıştı.. Harika bir varlık dünyalar güzeliydi. Kastamonu’ya gidişimiz de ilk tensel ve duygusal bağımızı kurduk meleklere gülümseyen meleğim senden ayrılması çok güç oldu.
Halan seni çok seviyor harika bir annen ve baban var seni seven sana aşık bi dolu insan var, ağzını, karagözlerini ve o yumuk yumuk ellerini ayaklarını öpüyorum iyi ki doğdun, hep beraber mutlu uzun ömürler diliyorum. Gerçekten evlat sevgisi hiçbir sevgiyle mukayese edilemeyecek kadar büyük Rabbim isteyen herkese nasip eylesin. Sevgili kardeşim Murat ve çok sevgili Gülcihan'cığım mutluluğunuz Murathan‘ın cennet kokularıyla geldiği yuvanızda perçinlensin. Rabbim iyi günlerini görmeyi nasip etsin sizi seviyorum.
En cocoman hala Semra Gökalp...
Gülcihan'ın abla blok hazırlıyorum notlarınızı bekliyorum deyişinin üzerinden epey vakit geçti sanırım. Bugün ramazan bayramının ikinci günü ve ben evde yalnız kalmışken bloğu ziyaret etme fırsatı buldum.. Her zamanki gibi çok başarılı buldum hoş akıcı bir üslup ile yazılmış deneyimler ben de nacizane kendi çapımda birazcık anlatayım...
..Murat ‘ın doğumu 4 nisan 1976 (yani 1. Murat )ayrı bir sevinç olmuştu çocuk hafızamda kalanlara göre babam şeker, gofret vs. gibi şeyleri bize hediye ederken bakın bunları size kardeşiniz Murat getirdi demişti. Yüzündeki çok büyük mutluluk ifadesiyle Murathan’ın babası Murat'ın dünyaya gözlerini açtığı gün...
Yıllar yılları kovaladı biz bir sürü acı tatlı şey yaşadık. İlk karşılaştığımızda aslında çok yabancı değil hiç yabancı hissetmedim ben Gülcihan‘a kendimi... Hani derler ya ilk iletişimde ne hissedersen o sürüp gider diye. Canımın parçası kardeşim ve sevgili eşi Gülcihan, yaşamımızda mutluluk zincirine halka eklemeyeli epey olmuşken hayatlarını birlikte devam ettirme kararı aldıklarında uzun süreden sonra hepimize güzel bir sevinç yaşattılar, mutlulukları daim olsun.. Lakin ben muzur olarak bir müddet sonra hep Gülcihan'a takılıp durdum. Aslında kişilerin aldıkları kararlara çok saygı duysam da hep bir hala olma özlemi içimi kemirip duruyordu. Şey var aslında bir şeylerin özlemini tadamadan yitip giden yakınınız olunca mutlulukları yaşayamama bir saplantı haline gelip paranoyaya dönüşebiliyor…
Sevgiyi gerçekten yürekte hissetmezseniz karşınızdakinden hiçbir şey beklemezsiniz itiraf etmeliyim ki ben bekledim. Gerçekten art niyetsiz samimiyetle bekledim çünkü bu kadar tatlı olacağını biliyordum.
Ve Gülcihan ablacım söz ilk sana haber vereceğim demişti, minik kuzucuğumuzun ana rahmindeki varlığının haberini aldığında öyle yaptı ve beni hiç hazırlıklı olmadığım bir anda yakaladı. Abla müsait misin sana bir şey sorabilir miyim? demişti ve bende telefonun öteki ucunda şaşkın bir şekilde evet müsaitim sorabilirsin derken kuzubikimin haberini vereceğini hiç tahmin etmemiştim. Hala olmaya hazır mısın? diye sorduğunda artık olanlar olmuş gözlerimden istemsiz sevinç gözyaşları boşalmıştı. Teşekkür ederim Gülcihan bana bu mutluluğu tattırdığın için demiştim de aslında sevincin, mutluluğun gerisi 10 haziran 2011 saat 08 itibariyle aldığım haber ile tamamlandı... Gülcihan anne sevgili kardeşim baba ve ben hala olmuştum... Minik Murathan‘ımız dünyaya gözlerini açmıştı.. Harika bir varlık dünyalar güzeliydi. Kastamonu’ya gidişimiz de ilk tensel ve duygusal bağımızı kurduk meleklere gülümseyen meleğim senden ayrılması çok güç oldu.
Halan seni çok seviyor harika bir annen ve baban var seni seven sana aşık bi dolu insan var, ağzını, karagözlerini ve o yumuk yumuk ellerini ayaklarını öpüyorum iyi ki doğdun, hep beraber mutlu uzun ömürler diliyorum. Gerçekten evlat sevgisi hiçbir sevgiyle mukayese edilemeyecek kadar büyük Rabbim isteyen herkese nasip eylesin. Sevgili kardeşim Murat ve çok sevgili Gülcihan'cığım mutluluğunuz Murathan‘ın cennet kokularıyla geldiği yuvanızda perçinlensin. Rabbim iyi günlerini görmeyi nasip etsin sizi seviyorum.
En cocoman hala Semra Gökalp...
29 Kasım 2011 Salı
Teyze'nin kaleminden
Beklemiyorduk!...Ama geldi…
Tertemiz bir güzelliğe bakmayı özleyen gözlerimize iyi geldi.
Annesinin karnındaki ilk fotoğrafları, ilk kalp atışları, tekmeleri, testleri, odası, eşyaları; O’nun gelişine kırmızı halılar sererken, her aşamada bunu bir kez daha anladık. Dünyaya nasıl “bir şey”in geleceğini bilmeden zıbınları, çorapları, yatağı, oyuncakları alındı. O 9 ay benim için sabrımın sınırlarının çekiştirildiği anlarla doluydu.
Doğum esnasında Murathan’ın ilk çığlığı, dünyaya senin kanından, senin canından yeni bir üyenin katılması, sanki meleklerin gökyüzünden indirdiği nur gibi bir hediyenin kendine has gürültüsüydü. Sonra kapı açıldı… ve işte Murathan’cık… Gülci’nin aylarca sakladığı sır gün ışığına çıktı nihayet. İnsan ne hissedeceğini bilemiyor, sadece sarılmanın o tuhaf büyüsünü hatırlayıp, bir an önce kucağına alıp usulca “hoş geldin” demek istiyor.
Kucağınıza aldığınızda ilk günden gözlerinize, delecekmiş gibi durmadan bakan akıllı bir bıdıktı Murathan. Öpmek istesek de bir hayli; yanağını incitmemek için dudaklarımızı küçülterek en yumuşak yeriyle öpmeye çalıştık.
İnsan O’na baktığına “insan olmanın en saf, en masum, en suçsuz, en dürüst halini” görüyor. Enteresan mimiklerine, enteresan hareketlerine anlamlar yüklemek istiyor. Yaşadığına dair gösterdiği her hareketi ezberleyip birbirimize anlatıp bundan keyif almamız sanki O’nun tek amacıymış gibi görünüyor.
O saygılı bir bebek… Kendisiyle konuşulduğunda mutlaka sizi gözlerinize bakarak dinliyor. Arada bir sesiyle onaylıyor. Söylediklerinizi anladığını ima edip, konuşmaya devam etmenizi istiyor. O an ne söylediğiniz önemli değil. Japonya’daki depremde 2865 kişinin öldüğünü şirince söylerseniz, sizi yine gülümseyerek dinleyecektir.
Murathan gün geçtikçe büyürken hepimiz tarafından bilmeden, istenmeden yapılan hatalara, aksiliklere rağmen o da annesi gibi çok güçlü bir bebek. Zaman zaman yeri göğü inleten, gök gürültülerine meydan okuyan çığlıklarına rağmen, aslında karnı doyunca, altı değişince ve uyku saatlerini kaçırmayınca ve sakin ve rutin saatler geçirince çok mutlu…ve sağlıklı bir gelişim göstermesi şükürlerimizin hediyesi olsa gerek.
Hiç kimse sabahın altısında uyandıramazdı teyzesini Murathan’dan başka. Şimdi en büyük zevklerimden biri oldu, Gülci’nin sabahları Murathan’ı yatağıma bırakıp gitmesi. O’nun hızlı hızlı ve telaşlı nefes alıp verişini dinlemek, mızmızlandığında sürekli kolunuzla sallamak zorunda olarak uyumaya çalışıp, uyuyamamak bile büyük keyif.
Şimdi de 2-3 yaşına gelmesini bekliyorum sabırsızlıkla. Yürümesini ve konuşmasını, iletişime geçmeyi istiyorum. Neler söyleyecek teyzesine, neler isteyecek, ne yaramazlıklar yapacak bakalım.Teyze olmak böyleyse anne olmak nasıldır kim bilir?...
Dünyaya bir çocuk getirmek konusunda korku ve endişelerimi yatıştıran Sevgili Murathan; Biliyorum, birbirimizi çok seveceğiz ilerde de… Seni oyuncaklarla, parklarla, dondurmalarla kandırmayacağım. Sadece seni gerçekten sevdiğim için beni seveceksin ve sadece beni çok sevdiğin için sözümü dinleyeceksin… Çok zeki bir çocuk olacağının sinyallerini şimdiden veren bir bebek olarak biliyorum ”ayağınızı denk alın başınıza ne işler açacağım yaramazlıklarımla ” diyorsun. Ama annen gibi annen ve baban gibi bir baban varken pek şansın yok biliyorsun. Ama teyzeler ne içindir,”annelerin çocuklarını yaz tatillerinde güvenli bir adrese gönderebilmesi içindir.” Ahmet Abin, sen, ben ve belki küçük kuzenin, annenin asla izin vermeyeceği çılgınlıkları yapabilmemiz için vardır Teyzeler.
Mutluluklarını, oyunlarını, yaramazlıklarını, başarılarını görmek için sabırsızlanıyorum. İçimizde sana dair beklentiler büyütmekten kendimizi alamayacağız biliyorsun. Seni bunaltacak “yapma!” larımız için şimdiden senden özür diliyorum. Ama sen şanslı bir bebeksin, hem annen hem baban sahip olabileceğin en eğlenceli ve en özel iki insan… Sevilmenin tadını şimdiden al…
Büyüdüğünde hatırlamayacaksın, zaman zaman seninle uyuyarak yaşama dair bütün ağırlıklarımızdan kurtuluyoruz. Gülüşünü gördüğümüzde sadece seni ve gülücüklerini dinliyoruz gözlerimizi sana yaslayarak…
Ansızın geldin, seni bu kadar beklediğimizi kendimizden beklemiyorduk.
Güzel yaşa…
Tertemiz bir güzelliğe bakmayı özleyen gözlerimize iyi geldi.
Annesinin karnındaki ilk fotoğrafları, ilk kalp atışları, tekmeleri, testleri, odası, eşyaları; O’nun gelişine kırmızı halılar sererken, her aşamada bunu bir kez daha anladık. Dünyaya nasıl “bir şey”in geleceğini bilmeden zıbınları, çorapları, yatağı, oyuncakları alındı. O 9 ay benim için sabrımın sınırlarının çekiştirildiği anlarla doluydu.
Doğum esnasında Murathan’ın ilk çığlığı, dünyaya senin kanından, senin canından yeni bir üyenin katılması, sanki meleklerin gökyüzünden indirdiği nur gibi bir hediyenin kendine has gürültüsüydü. Sonra kapı açıldı… ve işte Murathan’cık… Gülci’nin aylarca sakladığı sır gün ışığına çıktı nihayet. İnsan ne hissedeceğini bilemiyor, sadece sarılmanın o tuhaf büyüsünü hatırlayıp, bir an önce kucağına alıp usulca “hoş geldin” demek istiyor.
Kucağınıza aldığınızda ilk günden gözlerinize, delecekmiş gibi durmadan bakan akıllı bir bıdıktı Murathan. Öpmek istesek de bir hayli; yanağını incitmemek için dudaklarımızı küçülterek en yumuşak yeriyle öpmeye çalıştık.
İnsan O’na baktığına “insan olmanın en saf, en masum, en suçsuz, en dürüst halini” görüyor. Enteresan mimiklerine, enteresan hareketlerine anlamlar yüklemek istiyor. Yaşadığına dair gösterdiği her hareketi ezberleyip birbirimize anlatıp bundan keyif almamız sanki O’nun tek amacıymış gibi görünüyor.
O saygılı bir bebek… Kendisiyle konuşulduğunda mutlaka sizi gözlerinize bakarak dinliyor. Arada bir sesiyle onaylıyor. Söylediklerinizi anladığını ima edip, konuşmaya devam etmenizi istiyor. O an ne söylediğiniz önemli değil. Japonya’daki depremde 2865 kişinin öldüğünü şirince söylerseniz, sizi yine gülümseyerek dinleyecektir.
Murathan gün geçtikçe büyürken hepimiz tarafından bilmeden, istenmeden yapılan hatalara, aksiliklere rağmen o da annesi gibi çok güçlü bir bebek. Zaman zaman yeri göğü inleten, gök gürültülerine meydan okuyan çığlıklarına rağmen, aslında karnı doyunca, altı değişince ve uyku saatlerini kaçırmayınca ve sakin ve rutin saatler geçirince çok mutlu…ve sağlıklı bir gelişim göstermesi şükürlerimizin hediyesi olsa gerek.
Hiç kimse sabahın altısında uyandıramazdı teyzesini Murathan’dan başka. Şimdi en büyük zevklerimden biri oldu, Gülci’nin sabahları Murathan’ı yatağıma bırakıp gitmesi. O’nun hızlı hızlı ve telaşlı nefes alıp verişini dinlemek, mızmızlandığında sürekli kolunuzla sallamak zorunda olarak uyumaya çalışıp, uyuyamamak bile büyük keyif.
Şimdi de 2-3 yaşına gelmesini bekliyorum sabırsızlıkla. Yürümesini ve konuşmasını, iletişime geçmeyi istiyorum. Neler söyleyecek teyzesine, neler isteyecek, ne yaramazlıklar yapacak bakalım.Teyze olmak böyleyse anne olmak nasıldır kim bilir?...
Dünyaya bir çocuk getirmek konusunda korku ve endişelerimi yatıştıran Sevgili Murathan; Biliyorum, birbirimizi çok seveceğiz ilerde de… Seni oyuncaklarla, parklarla, dondurmalarla kandırmayacağım. Sadece seni gerçekten sevdiğim için beni seveceksin ve sadece beni çok sevdiğin için sözümü dinleyeceksin… Çok zeki bir çocuk olacağının sinyallerini şimdiden veren bir bebek olarak biliyorum ”ayağınızı denk alın başınıza ne işler açacağım yaramazlıklarımla ” diyorsun. Ama annen gibi annen ve baban gibi bir baban varken pek şansın yok biliyorsun. Ama teyzeler ne içindir,”annelerin çocuklarını yaz tatillerinde güvenli bir adrese gönderebilmesi içindir.” Ahmet Abin, sen, ben ve belki küçük kuzenin, annenin asla izin vermeyeceği çılgınlıkları yapabilmemiz için vardır Teyzeler.
Mutluluklarını, oyunlarını, yaramazlıklarını, başarılarını görmek için sabırsızlanıyorum. İçimizde sana dair beklentiler büyütmekten kendimizi alamayacağız biliyorsun. Seni bunaltacak “yapma!” larımız için şimdiden senden özür diliyorum. Ama sen şanslı bir bebeksin, hem annen hem baban sahip olabileceğin en eğlenceli ve en özel iki insan… Sevilmenin tadını şimdiden al…
Büyüdüğünde hatırlamayacaksın, zaman zaman seninle uyuyarak yaşama dair bütün ağırlıklarımızdan kurtuluyoruz. Gülüşünü gördüğümüzde sadece seni ve gülücüklerini dinliyoruz gözlerimizi sana yaslayarak…
Ansızın geldin, seni bu kadar beklediğimizi kendimizden beklemiyorduk.
Güzel yaşa…
13 Kasım 2011 Pazar
Anneanne'nin kaleminden
Murathan'ın hayatıma girdiği andan itibaren hissettiğim duyguları yazmaya çalışacağım. Şimdi sabahın 7'si, çok yoğun duygular içerisindeyim. Hepsini deftere dökmeye çalışsam daha nice defterleri doldurabilirim çünkü kesinlikle tarif edilemez bir sevgi kaynağı. Bu yazdıklarımın tek bir harfinde bile abartı yok.
Ben bir anneanne olarak onun yüzünü gördüğüm andan itibaren ona bakmaya doyamıyorum. Kimi zaman gözyaşlarıma hakim olamadan seviyorum. Onu bize lütfeden Mevla'ma her gün şükürler ediyorum. Murathan bana yetmiyor, onun kuzenlerini de en kısa zamanda görmek istiyorum, bu güzel duyguları onlarla da doya doya yaşamak istiyorum.
İyi ki varsın Murathan, sensiz olmak bir hiç, çok yaşa sen, herkes için hayırlı ol, hayatın boyunca sağlık sıhhat, mutluluk içinde yaşa...
Seni herşeyden çok seven Anneannen...
12 Kasım 2011 Cumartesi
Sen Geldiğinde
Doğumdan bir gece önce
9 Haziran 2011 sabahı uyanıp Murathan'ın geleceğine dair haber veren küçük mesajının ardından tereddüt, korku, endişe, heyecan, sevinç ve daha ne kadar inişli çıkışlı duygu varsa hepsini aynı anda yaşadım. Öğleden sonra olan randevumuzu beklemeden durumu doktorumuza haber verdim. Beklememem gerektiğini söyleyince Murat'ı arayıp olanları anlattım. Acil durumlar için hazırda bekleyen valizimizi alıp çıktık yola. Asansörden inerken dönüşümüzde 3 kişilik bir aile olabileceğimizi düşündüm. Daha bir hafta vardı ama sanırım Murathan biraz sabırsızdı. Doktor NST sonuçlarına bakıp beni muayeneye aldı. Ağrım olmuş ama ben hissetmemişim, durum biraz sıkıntılı, bebeğin suyu az olduğu için bu geceyi bekleyelim ama yarın sabah gerekirse önce suni sancı o da olmazsa sezeryana alalım dedi. O anda hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim. Aylardır kendimi normal doğum için hazırlıyor, bi ton olumlama yapıp motive olmaya çalışıyordum. Doktorum normal doğum istediğimi biliyordu o yüzden beni sezeryana yönlendirmek için bahane yaratacağına inanmak istemiyordum, bebeğin suyunun az olması doğum esnasında kalp atışlarını etkiliyormuş bu yüzden de riske sokmak istemiyordu. Durumun ciddiyetini de fazla hafife almadan geceyi evde geçirmek istediğimi söyleyip, herhangi bir aksilikte tekrar gelmek üzere anlaşarak hastaneden ayrıldık. Dokunsalar ağlayacak kadar demoralize olmuştum, sanki her şey boşa gitmiş gibi hissediyordum. Her ihtimale bu kadar yakın olmak fazlasıyla can sıkıcıydı. Birisi kalkıp 'aman ne olacak canım, sezeryan oluversin' dese 'evet ya, ne olacak sanki, sezeryan olsun bitsin' diyecek kadar korkuyordum. Hastaneye gitmeden önce ablamı aramıştım, doğumda yanımda olmasını çok istiyordum. Akşam üstü apar topar geldi zavallım. Onun da gelmesiyle iyiden iyiye moralim düzelmişti. Artık daha güçlüydüm ve sabahı beklemek daha kolaydı. Gece ilerledikçe ufak ufak sızlamalar başladı. Fakat biz çay, sohbet, dizi derken çok yüz vermedik bu kıpırtılara. Saat geçtikçe ağrılar biraz daha hissettiriyordu kendini, ben bu anların bile tadını çıkarmak için maskaralık yapmaya devam ediyordum...
Artık yatalım benden size hayır yok deyip odalara çekildiğimizde saat 12'yi geçmişti. Uyumaya pek izin vermiyordu, ama hala dayanılmaz değildi. Yatak odasında yürüyerek, ağrıyı hafifletecek teknikleri kullanarak zaman geçirdim, Murat ara ara uyumaya devam ediyordu. Saat 2'yi geçtiğinde artık yatmak daha da zorlaştığı için oturmak ya da gezinmek zorunda kalıyordum. Okuduğum ve duyduğum pek çok bilgi bu zamanın evde geçirilmesinden yanaydı o yüzden ben de bu süreyi evde doldurmaya çalışıyordum. Saat 4'ü geçerken artık ağrılar 10 dakikada 3'e çıkmıştı. Dolayısıyla ev halkı ayaklandırılıp hastanenin yolu tutuldu. Gerekli prosedürler tamamlandıktan sonra odamıza geçtik. Tabi ağrılar iyiden iyiye şiddetlenmişti. Şimdi düşünüyorum da, o ağrılar ara vermeden 15-20 dakika sürse ne korkunç olurdu... Şükür ki, bir kaç dakika da olsa çevrendekilerle göz kontağı kurup gülümseyebilecek kadar nefes aldırıyordu. Murat elimi tutuyor, annem belime masaj yapıyor, ablam derin derin nefes almam gerektiğini hatırlatıyordu. Tabi bu sıra ben gözümü açtıkça değişmiş de olabiliyordu :) Hiç yatmadan mümkün olduğunca ayakta ve yatağa tutunarak geçiriyordum ağrı anlarını, işe de yarıyordu. O kadar çok terliyordum ki; üzerimdeki önlüğü değiştirmek zorunda kalıyorlardı. Ve artık doğumhaneye gitme vakti gelmişti. Doktorumuz haberdar edilmişti, doğumhanede o da olacaktı. Doğumhaneye girerken herkesle vedalaşıp son olarak Murat'ı öptüm, 'size bir oğlan getirip geleceğim' dedim ve 9 doğuracak 3 kişiyi dışarda bıraktım :)
Harika 2 ebe ve fazlasıyla iyi hissettiren bir doktorum vardı. Doğumhanede her şey fazlasıyla hızlı ilerliyordu, acele ediyorduk ama neden ediyorduk bilmiyorum. Her şeyin 15 dakika içinde biteceğini söylüyorlardı. Bu kadar hızlı hareket edersek elbette 15 dakikayı da bulmayacaktı :) Biraz motivasyon biraz iltifatla işleri daha da kolaylaştırmaya çalışıyorlardı. Bir hasta bakıcının elimden tuttuğunu ve 'istediğin kadar sıkabilirsin' dediğini hatırlıyorum. Ve artık sona yaklaşıyorduk, 'bu son hamle' dedi doktor, 'şimdi bir oğlun olacak, haydi Gülcihan bunu yapabileceğini biliyorum'... Bu benim son çığlığım, Murathan'ın ilk çığlığı olmuştu.... Saat 07.45... Ve işte baş aşağı doktorun ellerinin arasında duruyordu. Acı ve ağrıya dair her şey o saniyede uçup gitmişti. Bu mutluluk ölüme sebep olabilir... O kadar güzel duruyordu ki, o ana dair söylenecek çok az şey var. Sadece ağlıyordum... Kucağıma verip kısa süre birlikte olduktan sonra masasına alıp temizleyip giydirdiler. Bütün bunlar yapılırken doktorum anestezi uzmanının beni 20 dakika uyutacağını söyledi. İğne yapılırken 'kolum uyuştu' dediğimi hatırlıyorum en son. Uyandığımda hala doğum masasında yatıyordum, sedyeye yatırıldığım andan sonrasını hatırlamıyorum. O arada asansörle odaya çıkarken herkesle konuşmuşum, 'işte benim oğlum' demişim mesela... Ebeler tebrik etmiş herkesi, ama benim o anlara dair hafızamda hiçbir şey yok. Hatırladığım sonraki an ise odamıza çıkıp yatağıma yatma anı. Murathan'ı kucağıma verip emzirmemi istediler.
Sanki daha önceden bu konuda uzmanmışız gibi. Hem o hem ben epey ter dökdük ilk defalarda. O henüz ağzını bile açık tutamıyor, bir türlü beceremiyordu. Zaten 1-2 dakika içinde uyuyup kalıyordu. 2 saatte bir emzirmemi söyleyip gittiler. Sonra babayla, anneanne ve teyzeyle tanıştılar.... Öpüşüp koklaştılar...
Küçük bir beşiğe yatırıp battaniyelere sardılar, hem onun hem benim biraz dinlenmeye ihtiyacımız vardı. Aradan bir kaç saat geçtikten sonra yürümek için koridora çıktık, normal doğumun bütün avantajları kendini göstermeye başlamıştı. Ayaktaydım ve çok fazla canım yanmıyordu, rahattım, ikimiz de sağlıklıydık. Hastanemizin bebek doktoru gelip Murathan'ın rutin kontrollerini yaptı, gayet iyiydi. Ardından kendi doktorum geldi, ben de iyiydim, evimize gidebilirdik. Akşam üzeri hastaneden çıkmak üzere hazırdık. Saliha abla da gelmişti artık, geri kalan hayatımıza devam etmek üzere evimize gittik...
Artık 3 kişilik bir aileydik, artık bizim için her şey çok daha farklı olacaktı, yeni bir bebek belki de yeni bir hayat demekti. Bunu henüz bilmiyorduk ama öğrenmek için çok zamanımız vardı.....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


