30 Eylül 2011 Cuma

3. Ay

Doğumun ardından 3 ay geçti, hem de sular seller gibi... Zaman hızlı geçecek, keyfini çıkart diyenleri şimdi daha iyi anlıyorum ve uygulamak için anın tadını çıkarmaya çalışıyorum.
3.ayına Ankara'da girdi Murathan... Bayram dönüşü herzamanki gibi verdiğimiz Ankara molasında. Artık herşeyin daha çok farkında, bilinçli olarak tepkiler veriyor, sesinin farklı tonlarını kullanarak çığlıklar atıyor. Tükrük bezleri iyiden iyiye faaliyet gösteriyor, bu yüzden önlük sayısını artırdık... Gözleri ağlarken artık daha çok yaşarıyor... Parmaklarını sokabildiği kadar ağzına sokuyor :) Tam bir agulama dönemi yaşıyor. Fatma halasının 'kumru' ve 'güvercin' benzetmesinin hakkını veriyor... Dudaklarını birleştirip tükrükle karışık 'buurpp' yapıyor :)



Yüz üstü yatarken ayak tabanları desteklendiğinde emekleme çalışmalarının ilk hamlelerini yapıyor. Kollarının altından tutup kaldırıldığında dizlerini kırarak zıplar gibi yere tekrar basmaktan çok hoşlanıyor ve bundan ne anlıyorsa artık çok gülüyor. Sır üstü yatarken koltuk altını ve göbüşünü öpünce kahkaha atıyor, işte o zaman insanın içi eriyor. Şarkı söylendiğinde pür dikkat dinliyor ve gülümseyerek söylediğimizde o da aynı tepkiyi veriyor. 2 numaralı beze geçerek o bezlerin de hakkını vermeyi ihmal etmiyor, bazen onunla yetinmeyip beline kadar kirletiyor... Eski kıyafatlerinin neredeyse hiçbirini giyemiyor, doğum kilosunun 2 katına ulaştı ve hızla uzamaya devam ediyor.


İlk bayramını kutladı, ikinci için gün sayıyor. Yeni yüzler tanıdı, eski tanıdıklarıyla yeniden buluştu. Yeni bir müzikli salıncağı,oyun minderi ve bebek arabası oldu. Salona kurduğumuz beşik salıncakta uyumaya başladı. Ben okulların açılmasıyla birlikte işe döndüğüm için anneannesi ona bakmaya geldi. Gün içinde onunla çok zaman geçirirken öğleden sonra ve geceleri bizimle oluyor. Akşam saatlerinde gündüz uyuduğundan çok daha az uyuyup geceleri de bir kaç kez kalkarak o boşluğu tamamlıyor. Sarılıp uyumaktan çok keyif alıyor, hala az da olsa kusuyor ve artık kendi kendine gaz çıkartabiliyor. Çay kaşığıyla vitamin içerken gözlerini hafifçe kısıp ağzını açıyor ve yalanmaya başlıyor :) Banyodan çok büyük keyif alıyor ve banyo sonrasında kulağını ve burnunu kulak çöpüyle temizlerken hiç kımıldamadan duruyor :) Tanıdığı tanımadığı herkese gülümseyerek yaklaşıyor, ona gülümseyen hiçkimseyi geri çevirmiyor... Sıkılınca melodik olarak çığlıklar atıyor. Kucağımızda sohbet ederken ya da oyun oynarken nefes nefese kalıyor...
Murathan hızla büyüyor, içimizdeki yeri de öyle... Sevgisi için söyleyecek laf bulmak zor, gelişimi ile paralel gidecekse, kalbimiz bu coşkuya nasıl dayanacak bilmiyorum:)

Yeni tanışmalara gelince;

Nurgül Abla Murathan'ı çok sevdi

Sedat Amca'yla ikinci görüşme

Canımız Nefset Teyze

25 Eylül 2011 Pazar

ÇOK BAYRAMLAR GÖR

Uzun bir tatilin ardından olan biteni kaydetmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Yaklaşık bir yıl sonra memleketime gidecek olmanın verdiği keyif ve enerjiyle 20 günlük bir tatil için gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra yola çıktık. İlk adres her zamanki gibi Ankara oldu tabi. Bir gece kalıp Akşehir’e gidecektik. Murathan yol boyunca araba koltuğunda kalmamak için epeyce ısrarlıydı, tabi ben de tam tersi için. Dolayısıyla yorucu bir gecenin bizi beklediği sinyallerini veren uzun uykusuzluklar eve ulaştığımızda kendini göstermekte pek de geç kalmadı. Biraz dinlendikten sonra ufak tefek eksikleri gidermek amacıyla alış verişe gittik ama ben almayı düşündüğüm hiçbir şeyi alamadım, çünkü Murathan sling içindeyken değil kıyafet, ayakkabı bile deneyemiyordum. Eve döndüğümüzde güzeelcee gece uykusu uyuyup öğlene doğru da yola koyulduk. Akşehir’e ulaştığımızda bizi aşağıda karşılayan babam ilk kez tanışacağı torununu araba koltuğuyla alıp hemen eve çıktı, tabi biz kaldık öyle :) Sanırım artık ilk kez Murathan’ın sorulmasına, onun kucaklanmasına, karşılanmasına alışmalıyız :)


Murathan’ın uyku sorununu bilen annem ve babam evde onun için epeyce konforlu bir salıncak hazırlamışlar. Ben çok bilmişliğimle orada yatmayacağını iddia ederken annem Murathan’la gidip tek başına geri döndü. Evet Murathan salıncakta uyumuştu, bu bir mucizeydi… Yine de yol yorgunluğuna verdim doğrusu, ama sonraki gün ve bir sonrakinde de uyuyunca ev sahibimiz Göksel Bey’in tavanını delmek farz olmuştu…. Murathan yapı itibariyle ilk gittiği yerleri incelemek, her yere hızlıca göz atmak, herkese tek tek dikkatle bakmak, kafasını sağa sola çevirerek hiçbir şeyi kaçırmamak isteyen bir bebek. Dolayısıyla görsel olarak hafızasının güçlü olacağını düşünüyorum. Bütün evi inceleyip herkesi dikkatlice izledikten sonra birkaç saat aralıksız uyudu. Sonra abimler geldi...


Pek çok zaman olduğu gibi kocaman bir aile olarak arife akşamı toplanıp özlem giderdik. Bayram sabahı uzun ve keyifli bir kahvaltının ardından rutin bayramlaşma töreni, küçükten büyüğe :) Murathan ilk bayramında, ilk bayramlığıyla ilk bayram harçlığını aldı…


Bayramın olmazsa olmaz köy faslını da eda etmek üzere yola çıktık. Bütün gün onun için yorucu olan bir tempo ile bayram ziyaretleri yaptık.


Tabi bu kadar yorgunluk bir şekilde patlak verecekti ve de verdi… Mutfağa kurduğumuz salıncak da işe yaramayınca Murat bizi Akşehir’e geri götürmek zorunda kaldı. Sanki o çılgına dönen çocuğu köyde bırakmış ve eve başka bir Murathan’la gelmiştik... Gülücükler, oyunlar, agular… ve ardından epeyce uzun süren bir uyku…. Sonraki günlerde de onu çok fazla görsel uyarana maruz bırakmadan ve en önemlisi uyku saatlerini kaçırmadan hem tatilin hem de birlikteliğin tadını çıkarmaya çalıştık. Hatta bir gün abimlerin teklifiyle Afyon’a gitmeye karar verdik. Akşam saatlerinde orada olmak üzere çıktık ve yol üzerinde outlet mağazaları ziyaret ettikten sonra güzel bir akşam yemeği ve Oruçoğlu’nda havuz keyfi…. Çok uzun süredir bu kadar iyi dinlendiğimi hatırlamıyorum.



Abartıp Konya’ya bile gittik :) Murathan’la ilk kez bu kadar uzu saat ayrı kalıyorduk. Gidiş planı günler öncesinden belli olduğu için az az da olsa süt stoğu yapmaya başlamıştım. Akşam üzeri yola çıkıp gece yarısından önce eve geri döndüğümüzde stoğun neredeyse yarıdan fazlası hala duruyordu... Sık sık neler yaptığını, uyuyup uyumadığını, ne kadar süt içtiğini öğrenmek için annemi bunalttığım da oldu ama ilk kez bu kadar uzun süre ayrı kalıyorduk ve ben özgür olduğum için keyifli olduğum kadar endişeliydim de…. Ama itiraf etmeliyim ki eğer çocuğunuza bakacak biri varsa ve siz epeyce bunalmışsanız keyfini çıkarmanız gerektiğini anladım. Bir yıldır görmediğim herkesi görme şansım oldu, bütün kuzenler, halalar amcalar, abiler, ablalar… O kadar iyi geldi ki… Ben özgürlüğün tadını çıkartırken annem Murathan’ı üst komşunun da yardımıyla saatlerce uyutmuş… Yani gitmekle gerçekten yerinde bir karar vermiştim… Akşehir’deki son günümüzde toparlanıp yanımıza anneanneyi de alarak, arkada gözleri dolarak bizi uğurlayan dedeyi bırakıp Ankara’ya yola çıktık.
Bir gece olarak planladığımız mola süresi alışveriş faslının uzamasından dolayı iki güne çıktı. Annem yine büyük bir özveriyle Murathan’a bakarken biz uzun bir aradan sonra ilk kez karı koca gezmelere gittik… Murat uzun zamandır uğramak istediği Decathlon’dan gönlünce alış-veriş yaparken ben de keyfini çıkarta çıkarta AVM gezdim, tavuklu noodle yedim. Görmemişler gibi uzun süredir yapmak istediğim ne varsa peş peşe ekledim. Eve fazladan bıraktığım sütü annemin görmemiş olması sebebiyle erken dönmek zorunda kalsak da epeyce keyif aldık.



Ertesi gün tatilin Amasya ayağına sıra geldiğinde de Murathan uzun yolculuklara biraz daha alışmış ve onu özleyen babaanne, dede, hala, amca ve kuzenleriyle buluşmak üzere hazırdı. Amasya’da da Saliha hala Murathan’ın bakımını üstlenerek beni dinlendirdi.


Uyku saatleri, beslenme ve oyun süreleri ayarlandığı sürece hemen hemen hiç sorun yaşamadı. Sabahları uyanır uyanmaz tıpkı Akşehir’de teyzesine ve dedesine yaptığımız gibi önce Fatma halasına ve sonra da diğerlerine verilerek sabah uykusuna tek başına devam edildi; ki en dinlendirici kısmı da buydu bence :)


Semaver çayı, çardakta kahvaltılar, kahve sohbetleri böyle olunca daha keyifli oluyordu. Kuzenleri Murathan’ı sırayla sallayarak uyutup, uyandığında da sırayla seviyorlardı. Metin’in bir teklifi çok cazipti aslında :)
- Yenge ben askerde nöbet yazardım, şimdi ben bunlara en küçükten büyüğe sırayla nöbet yazayım. En kıdemsizi Ceren olduğu için ona 3-5 yazayım, babam tabur komutanı olduğu için o nöbet tutmaz… :)
Ceren’in Murathan uyandığında söylediği bir şeye çok gülmüştüm;
- Ya abla ben sıra bende, ben uyuttum ben sevicem :)
Kapan alıyordu vallahi… Bu işten en çok muzdarip olan da babaanneydi. Ben hiç sevemedim, verin biraz serzenişleriyle geçti bir hafta :)


 En karlı olan da Fatma oldu çünkü tam en keyifli zamanı yani uyanıp beslendikten hemen sonraları o alıyordu… Ama Metin sadece akşamları görebiliyordu… Fakat şuna inanıyorum; Murathan büyüdüğünde amcasıyla çok enteresan bir ilişkisi olacak :)



Tatili bitirip eve dönmeye hazırlandığımızda herkese bir Murathan acısı çöküyor :) Çünkü bu küçük sıpa yaptığı sevimliliklerle herkesi kendine kısa sürede bağlıyor ve kimse ayrılmak istemiyor. Eve döndüğümüzde Murathan’ın kapıdan girip odaları dolaştığımızda heyecanlandığını gördüm, çok ilginç ama sanırım bu çocuk evi tanıyor. Artık evdeydik ve kendi sistemimize dönmek için biraz zamana ihtiyacımız vardı. Bir gün sonra anneanne de geldi. Salona salıncak kurup mutfaktaki televizyonu da salona alarak anneme yeni bir yaşam alanı yarattık. Geceleri benim yanımda, gündüz anneannesi ile kah ayakta kah salıncakta uyuyan küçük kedi artık eski düzenine kavuştu ve akşam saatlerinde kaçan uyku hariç gayet iyi bir uyku düzenine sahip. Ben işe başladım, yarım gün okulda geçen süre hem benim sosyal hayattan kopmamamı sağlıyor hem de Murathan’la daha kaliteli zaman geçirmeme neden oluyor. Birbirimizi özlüyoruz, eve döndüğümde bunu tepkilerinden anlamak hiç de zor değil. Ama akşama kadar ve dahi gece bu özlemi giderecek bolca zamanımız oluyor. Ben annemi, annem beni dinlendirerek Murathan için en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Yeni bir anneyseniz; bir anneniz olması çok önemli…çok…
Şimdi işin yeni tanışmalar ve eskilerle yeni anılar kısmına gelelim :)

Ahmet dayısıyla ilk kez karşılaştı

Asena ve Ayçe teyzesiyle bayram günü

Sinem ve Asiye ablasıyla

Figen teyzeyle muzurluk peşinde

Selen ablayı yemeğe çalışırken :)

Feral yengeyle ilk buluşma

Ercan amcaya iadeyi ziyaret :)

Daha nice bayramlarda nice güzel anılar biriktirmek dileğiyle minnakım...

25 Ağustos 2011 Perşembe

Üçüncü Yıl

Hep öyle gidecek gibi geldi önceleri, yani hep uzaktan severek, yollar gidip gelerek, otogar havası teneffüs ederek sıklıkla ve yol boyunca içlenerek... Sonra birgün herşey değişti. 3 yıl önce bugün, belki de şimdiye kadar attığım imzaların en yerli yerinde olanını atarken ve her anı hafızama kazımaya çalışırken...



Faks kağıtlarına yazılan upuzun mektuplar, mektuplara iliştirilmiş küçük hediyeler, apansız gelip gitmelerle hayrete düşürmeler, kısacık zamanlara bi dolu şey sığdırmalar, derin düşünceler, küslükler, gülüşmeler ve daha nice yaşanmışlık farklı bir boyut kazanmıştı.
Normal bir flörtten bir miktar daha uzun süren o süreçte evlilik fikrine gerektiği kadar hazırlanmamıştık ikimiz de, çünkü evli olmama durumuna fazlasıyla alışmıştık sanırım. Ama süreç başladığında buna adapte olmakta hiç de zorlanmadığımızı farkettik. Olması gereken her ne varsa kolaylaştırarak ve de keyfini kaçırmadan yaşadık. Şimdi geriye dönüp baktığımda düğün öncesi hazırlıkları hatırlıyor ve en az o zamanki kadar keyif alıyorum.
3 gün 3 gece düğün derler ya hani, hah işte tam da öyle oldu :) Akbaba'da bir gece kına gecesi ve sabahında uğurlama töreni...


Fotoğraf ve anı biriktirme kısmı bittikten sonra epeyce zorlu bir uğurlamayla ayrılmıştık köyden...


Aradan bir kaç ay geçtikten sonra Murat o günü kendi üslubuyla anlatıp epey güldürmüştü beni :) 'Herkes benden nefret etti o anda, kendim bile, iyi ki orda yoktum, linç edilme riskim vardı' şeklinde bir geyikti... Hala gülerim...
Ama çok uzun sürmedi tabi, yolda biraz güldük, herşeyi unuttuk...


Yolda gelinliğimi çıkartıp Amasya'ya yaklaşırken bir daha giydim... Gelinliğimi çok severek yaptırmıştım ve belki de hiç bir gelin benim kadar doymamıştır gelinliğine. Defalarca giyip çıkardım (Şimdi istesem de giyemiyorum, iyi yapmışım:))



Amasya'da aynı gece dinlenip 2 gecelik maratona hazırlandık, bir kına gecesi ve bir nikah töreni için..
Artık Amasya'daydık, yaşayacağımız şehirde. Evden uzaklaştığım, evime yaklaştığım fikrine alışmaya çalışıyordum... Günler o kadar hareketli ve dolu dolu geçiyordu ki takip edip anı yaşamak için bile ekstra bir çaba sarfediyordum ama şimdi tüm detayları hatırladığımı görünce başarılı olduğumu düşünüyorum...


ve artık evliydik... Aynı gece yola çıkıp Bodruma gidiyorduk, yolda gecenin bir yarısı sessiz sessiz espriler yapıp kikirderken Murat elimi tutup  'çok gülecez len' demişti :)
O bilip de mi söyledi yoksa denk mi geldi bilmiyorum ama hakikaten çok güldük, gülüyoruz da...

Gelmekle ne iyi ettik, gelip kalmakla bilsen...Birbirimizi seçmekle, vazgeçmemekle, sevmekle ne iyi ettik bilsen, evlenmekle... Ben 9 sene önce nasıl aşıktımsa sana, bugün de öyle... Azalmadan, değişmeden... Hep diyoruz ya; kapı kapanır ve biz içerdeki havayı soluruz. İçerdeki her güzellik için teşekkür ederim. Seni seviyorum oğlumun babası...







24 Ağustos 2011 Çarşamba

İlk 2 Ay

Hamileliğimin son aylarından bugüne kadar süren el uyuşukluğu ki adı karpel tünel sendromu yeni yeni geçtiğinden isteyip yazamadığım gelişmeleri sıkıştırılmış olarak ancak şimdi yazabiliyorum. İlk iki ayın özetini geçecek olursak;
Doğum sinyalleri baş gösterince hep olmasını istediğim gibi ablama haber verildi ve aynı gün uçarcasına burda olması sağlandı... Annem zaten 2 gün öncesinden gelmişti. Doğum yaptığım sabah (ki o günün hikayesini, kucağımda Murathan'ın uyumadığı daha dingin bir gece yazmayı planlıyorum) hastanede Murat, Annem, Ablam, akşam üzeri de Saliha Abla vardı. Gece orda kalmak istemediğim için akşam eve döndük ve sanırım bu da verdiğim doğru kararlardan biriydi. Herkes epeyce yorgun olduğu için gece Murathan'ın uyanmalarında ben ve Saliha Abla ayaktaydık. Hepimiz ufacık bir canlının aramıza katılmasının şaşkınlığı ve keyfi içindeydik. Biz Murat'la gidip gelip oğlumuzu seyrediyorduk, eğilip onunla konuşuyor, komiklik-şakalar yapıyorduk. Yıkanmamış olmasına rağmen, ki 3-4 gün yıkanmaması konusunda fazlasıyla kararlıydık, bu kadar güzel kokuyor olmasına hayret ediyor bunu sebebini Murathan'ın kulağına eğilip soruyorduk. Sadece acıkınca uyanıp ağlıyor ve beslendikten sonra yeniden uyuyordu. Aslında o günlerimiz ne kadar da dingin geçiyormuş. İlk haftaya kadar bizimle aynı odada uyudu, park yatağını yatağımızın yanına koyduk ve uyandığında besleyip tekrar uyuttuk... Sonra nasıl oldu da o yatak annemin yatağının yanına taşındı tam olarak hatırlayamıyorum. Ablam aynı hafta sonu dönmek zorunda olduğu için bizden ayrıldı, zaten gidiş o gidiş :) Saliha abla da bir kaç gün kalıp Amasya'ya döndü. Annem Murathan 1 aylık olana kadar kaldı, ilk ay aşısı olana kadar beklemesini istedim, çünkü aşının ateş yapacağı gibi bir kanı vardı bende. Fakat öğrendik ki o zaman yapılan aşılar ateş yapmayan türdenmiş. Gayet rahat bir gece atlatmıştı. Aşı yapılırken ben ondan daha fazla zorlandım, bir de ilk hafta muayenesinde elinin üzerinden kan almışlardı. Bende hipotiroidi olduğu için o kontrolün yapılması gerekiyordu. Kan almak için hastanenin emzirme odasına götürdü hemşireler bizi. Sonra oğlumu yatırıp elinden kal almaya başladılar. Murathan o kadar büyük bir çığlıkla ağlıyordu ki, dayanmak işten değildi. Ben de yüzüne dokunup sakinleştirmek için konuşmaya çalışıyordum ama ağlamaktan tek kelime bile edemiyordum. Odada bebeğini emziren bir kaç anne halime epey acıyıp beni anladıklarını dile getirmeye çalıştılar. 'lohusalıkta oluyor böyle şeyler, daha haberleri seyrederken bile ağlayacaksın'... Aman ne güzel, içimi rahatlattınız... Ama ilginçtir ki Murathan bir kaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi etrafı izlemeye devam etmişti... Fakat ben bu leveli daha atlatamamışken sağlık ocağında topuk kanı aldılar... İşte orda kalmaya cesaret edemedim ve tüm yükü Murat'a yıktım. Döndüğümde ağlamanın son aşamalarındaydı ve kucağıma aldığımda artık susmuştu...
O günlerin daha hızlı geçtiğini düşünüyorum şu an, belki de 3 ay sonra geriye dönüp bakınca da bugünler için aynı şeyi düşüneceğim bilmiyorum, ama çoğu detayı net hatırlayamıyorum. Sadece annem gittikten sonraki ilk günlerde elim ayağım karışmıştı, uyurken anneme alıştığı için uyutmayı beceremiyordum, üstelik gaz sancılarının tavan yaptığı dönemlerdi... Verdiğimiz damla(Om-X) işe yarıyordu ama yine de çok sıkıntı çekiyordu. Beslenme ve gelişiminde hiç bir aksaklık yoktu, sadece uyumak için seçtiği yer (babasının ya da benim kucağım) bizi perişan ediyordu...
Gözünü açar açmaz teyzesi ve anneannesiyle tanıştı. Teyzesinin parmaklarını tuttu sıkı sıkı, küçücük gözlerini açıp kısık kısık teyzesine baktı uyanık olduğu saatlerde. Belki biliyor belki daha bilmiyordu ilerde onunla zaman geçirmenin çok keyifli olacağını...

Çünkü ne demişler; Anne yarısı :)

Saliha Halası oğlumun daha ilk banyosunda maharetlerini göstererek hepimizi şaşkına çevirdi, kimse son çocuğunu 13 sene önce dünyaya getirdiğine inanmazdı doğrusu :)


İlk banyosunun ardından halasıyla egzersiz

1 haftalıkken dayısı ve yengesiyle tanıştı. Dayısı gaz sıkıntısı adına hiçbir şey bırakmayacak kadar çok ovdu Murathanın karnını :) O zamanlar içim sızlıyordu abim onu mıncıkladıkça ne yalan söyleyeyim, kızıyordum da... Ama Murathan hoşnutsuzluk belirtmediği için pek sesimi çıkarmıyordum. Gidene kadar beslenme zamanları hariç hep koyun koyuna durdular. Acıkınca da 'Gülci bunu şarj et geri getir' diyordu... Giderken de küçük gelen uyku tulumunu götürüp gitti, öğrendiğim kadarıyla evde kafasına takıp gezdiği zamanlar olmuş...


Kız halaya, oğlan dayıya :)

15. gününde babaannesi, dedesi, Fatoş ve Semra halasıyla tanıştı... Aynı zamanda Ercan Amcası ve Berna yengesiyle de... Sonra Berna'nın da bebeği olacağını öğrendik, kendi adıma sevindim çok, zamanlama konusunda özenli davranıyordu ve tam istediği gibi oldu. Henüz duruma alışamadığı için yabacısı gibiydi hamileliğin, ben de kağıt üzerinde bir hamilelik yaşadığım için fazlasıyla anlıyorum bu durumu... Fatoş haber vermeden geldiği için evdeki herkes tarafından hayretle karşılandı. Bebek bakmayı unuttuğu için Murathan'la fiziksel teması epey zorlu oldu başta :) ama sonra alıştı. İkinci gelişi hepimiz için daha keyifliydi. Hem o gelişinde amcasını da getirmişti oğlumun. İlk gelişinde bir gece kaldığı için çok uzun zaman geçiremediler ama ikincisi daha kayda değerdi.


Bu fotoğrafta mırıldanarak uyuyan Murathan'a içi giden Fatoş halasını görebilirsiniz :)



Semra halası ve babaannesi


Büyük hala ve babaanne ise biraz daha kaldı. Murathan'la vakit geçirmek biraz da bağlanma anlamına geldiği için aslında en çok hasar görenler arasındalar :)


Murathan olsa da yesek :)
35-36 günlükken de Metin Amcası geldi... Beraber bir haftaya yakın zaman geçirdikten sonra iyiden iyiye tanıyıp birbirlerini, ağlamadan keyif yapabiliyorlardı artık. Bir de bizim Metin'le 'bişey olsa da yesek' çıkışlarımızı özlemişim :) yad ettik...
Sonra 40 uçurmaya Amasya'ya gittik, hafta sonu kalıp döndük.


Murathan'ın sakinleştirmeye çalışan kuzenleri


Murathan Dedesiyle

Kırkı Amasya semalarına uçurduktan sonra yuvaya döndük. Değişiklikler konusunda biraz sıkıntı yaratan yavru kuş bir süre sonra eski düzeni tekrar yakaladı.


Amasya'dan Kastamonu'ya

Dönüş yolculuğu gidiş kadar sıkıntılı olmadı, neredeyse yol boyunca uyuduğu için biz de rahat ettik. Eve geldiğinde yol yorgunluğundan olsa gerek araba koltuğuyla balkonda 2 saate yakın uyudu...

Sonra pek gelen giden olmadı. Bir kaç arkadaş ziyaretimize geldi, biz gezmelere gittik, babası bizi yemeğe götürdü, AVM dolaştı sıkılmadan, gezmelerde sling içinde ara ara uyanıp ışık seyretti...
2. aşısında çok içerledi ama kolay unuttu... Yaklaşık 12 santim uzayarak 3,5 kilo aldı, artık ellerini yumruk yapıp tamamını ağzına sokmaya çalışıyor. Sonra sağa sola tükürüyor başı eğikse :) Bazen yutkunmayı beceremeyip tükrüğü ile tıkanıyor ve öksürüyor. Her beslenmesinin arkasından az veya çok mutlaka kusuyor, babası öğlen geldiğinde ya pantolununu ya gömleğini bir şekilde batırıyor. Kusmadan önce ciddi şekilde gülüyor, dün rastladığım bir bilgiye göre aslında çok gülüp karın kasları harekete geçtiği için kusuyormuş. :) Çok keyifli sesler çıkartabiliyor, farkında olarak şaşırmış gibi 'aaa' diyor. Babasını ve beni tanıyor ve kahkahaya yakın gülüşler saçıyor. Kafayı tamamen dik tutarak odaklanabiliyor, kollarındna desteklendiğinde ayakta durup üzerimize tırmanmaya çalışıyor, dün sırf denemek için halıda yürütüp babasına gitmesini sağladım, adım atmayı nerden biliyorsun sen sıpa... çok keyifliydi... Uykusunda gülüyor bazen de ağlıyor, herkesi şaşkına çeviren mimikler kullanıyor. Akşam olunca uyumak istemiyor. Saatlerce bizimle uyanık kalabiliyor. Babasının dediği gibi ' oğlum biz artık yatacaz, sen televizyonu kapatmayı unutma'...  Desteklendiğinde oturur pozisyonda durabiliyor, bazen de bir elini bacağına koyuyor küçük bir dede gibi oluyor o zaman :)) çok gülüyorum ben Murathan'a, hele babasıyla birlikte bazen onun ağzından konuşuyoruz, acayip eğleniyoruz...
Biz Murathan gelmeden de çok gülüp eğlenmiştik, o gelince neler olabileceği hakkında az çok fikrimiz vardı... Ama doğrusu bu kadarını beklemiyordum. Murathan sanırım çok muzip bir çocuk olacak.


Eğlenceli kadromuz 3'e çıktı... Asıl şov şimdi başlıyor :)

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Uyku Eğitimi

Murathanın Salıncağındaki ilk Uykusu

Bugün aralıklar versek de uyku düzeni sağlamaya çalışmamızın 4. günü. Uzun uğraşlar, ikna etme çabaları, yanındayız ve güvendesin telkinleri ve bütün bunların yanı sıra lütfen artık yatağında uyusun, inşallah uyanmaz şeklinde yakarışlar... Sabır ve sebat gerektiren zorlu bir süreç... Tracy Hogg bir kaç karakter analizi yapmış bebekler için, melek bebekler, kitap bebekler, nazlı, hareketli ve huysuz bebekler gibi... Hepsi için ayrı ayrı uyku, yemek ve davranış tavsiyeleri vermiş. Ama herşey önce bebeğin belli bir rutini olmasıyla başlıyor. Rutin E.A.S.Y. , yani Eat, Aktivity, Sleep, Your Time şeklinde. Aslında çok da bilincinde olmadan biz bu rutini sağlamıştık, saatler konusunda da pek farklı değildik. Fakat dönüp dolaşıp Sleep noktasında takılıyorduk. Kucakta uykuya geçmek bir nebze atlatılabilirdi belki ama Murathan bütün uykusunu kucağımızda tamamlamak istiyordu. Yani aslında hiçbir şey Tracy'nin söylediği kadar EASY değildi... Sadece bu sisteme odaklanacak bir ayım olsa kesinlikle başarırız, çünkü sebat ettiğimiz günler biraz yorulsak da yatağında uykuya dalmayı ve hatta bir süre kalmayı başarabilmiştik... Öncelikle sistemden hafiften çark edişimin sebebi bu, yani zamansızlık. Diğer ve daha baskın olan sebepse bu akşam daha bi dank diye çarpan oğlumun iç çekişi... Akşam uykusu için biraz ısrarcı olup yarım saate yakın bocaladık. Yatağında ağladı kucağıma alıp sakinleştirdim, sonra tekrar yatırdım tekrar ağladı... Bu kısır döngü yarım saat kadar sürünce ikimiz de çok yorulduk ve Murathan artık fazlasıyla öfkelenmişti, bu aşamada neler olabileceğini çok iyi biliyordum, keza o ağlama limiti tavan yapınca sonrası epeyce gergin geçiyor... Ben sistemden vazgeçmiştim ama bu kez de Murathan için bu artık önemli değildi... Uzun bir uğraşın ardından yine slingin içinde son buldu savaş... Sanki şunu anlatmak ister gibi; anlamıyorsun anne, yatak soğuk ve ben orda bi hayli yalnızım, korkuyorum,  neden kucağında olmamı istemiyorsun, oysa ben burda çok rahat ve güvendeyim...
Slingin içinde sakinleştikten sonra bile küçük inlemelerini duyuyordum ve bu kadar içlenmesi beni fena halde sarstı... Aradan epeyce zaman geçince çıkartıp babasına verdim... Bir süre de orda devam etti uykuya. Fakat iç çeker gibi hatta ağlar gibi sesler çıkartıp dudaklarını büzüyordu, Murat 'gelsene, bak rüya görüyor' dediğinde ikimiz de onu izliyorduk ve gerçekten uykusunda ağlıyordu, derin bir soluk alıp uyanmadan ağladı... Murat alnını, yüzünü öperken ben de sırtını okşadım ve usulca konuştuk... Sustu işte, geçti kırgınlığı, ama benimki geçmedi... Daha da kızdım kendime, daha da öfkelendim... Tracy Murathan'ı nerden tanıyor da ona ne yapmamız gerektiğini söylüyor? Bırak dedim, kahretsin sistemi, nerde ne kadar istiyorsa o kadar uyusun...
Belki bir kaç ay sonra pişman olacağım vazgeçtiğim için, ama önemli olan şimdiyse eğer, şimdi de başladığıma pişmanım...

İŞE BAŞLA(MA)

Günlerdir Murathan ile ilgili ufak tefek gelişme ve değişmeler gördükçe kendimi suçlu hissediyorum. İşe başlamalı mıyım, yoksa biraz daha beklemeli miyim bilemiyorum. Ders saatleri öğleden önceye ayarlandığında biraz daha idare edilebilirmiş gibi geliyor sanki.... Ama yine de kimseye (anneme bile) bırakmak rahatlatmıyor içimi. Günlerdir süren bu gel git fikirler arasında epey can sıkıntısı yaşıyorum. Bütün bunların yanında Murathan için başladığım uyku eğitimi tamamen sekteye uğrayacak ve bunca çaba da yalan olacak. Yeni edindiğim ve acayip gaza geldiğim kitap sayesinde artık Murathan ufak ufak kendi yatağında yatıyor fakat ciddi anlamda çaba ve sabır gerektiriyor. Biraz geç kaldık aslında. Bu kitabı doğum yapmadan okuyup bitirmiş olsaydım Murathan'la ilgili şu an yaşadığımız pek çok sıkıntıyı yaşamayacaktık, peki şimdi geç mi? Hayır değil aslında ama bu rutini oturtmak için önce benim bir rutine girmem gerek, önümüzde bir bayram programı var ki hiç bir rutine sığmaz. Kalabalık, yabancı yüzler, yoğun ilgi derken Murathan fazla uyarana maruz kalacak ve ne 3 saatte bir o rutine uyacak ne de ben yatağının başında dakikalarca uyuma moduna sokabileceğim. Şimdi bütün bunları düşününce şuan gösterdiğim efor da Murathan'ın itiraz belirten ağlamaları da boşa gidecek. Tüm bunları geçtik, herşeyi gerektiği gibi uyguladık diyelim, döndüğümüzde anneannesi aynı tempoya ayak uydurabilecek mi?
Bazen akıl diyor ki, bırak herşeyi akışına, bu çocuk en fazla bir yaşına kadar böyle kucakta uyur, sonra istesen de gelmez, anneannesi 3 çocuğunu nasıl büyüttüyse Murathan'ı da öyle büyütsün. Salıncak mı kuracak kursun, ayakta mı sallayacak sallasın... Zaten bütün bu işleri o açmadı mı başımıza? :) Ağladıkça yanına aldı uyurken, şimdi de çeksin cezasını....
Bazen de diğer akıl diyor ki? Saçmalama, şimdi 6 kilo, koridorda git gel zor değil ama ya gelecek ay, ya sonraki, ya 10 kilo olduğunda? Ne kadar çabuk alıştırırsan o kadar rahat edersin, anneanneye falan da güvenme, aklındaki profilin dışına çıkma, kendi istediğin gibi büyüt çocuğunu, ayrıl izne, 1 yaşına gelince de bütün düzeni oturmuş, kuralları olan bir çocukla çık bakıcının karşısına....

Herşey teoride ne kadar kolay.... Ama varsa harfi harfine uygulayabilecek; beri gelsin....

19 Ağustos 2011 Cuma

Baby Sling Bağlama Yöntemleri

Doğumdan 3. aya ve daha sonrası için farklı kullanım imkanları var. Beni kurtardığı gibi belki bir başkasını da kurtarır umuyorum.



Bunlar da farklı bağlama şekillerinin gösterildiği videolar