14 Şubat 2012 Salı

9. Ay

Allah'ım 15 günde bir bloğa 'bu ay ne oldu' yazısı yazar gibi hissediyorum... 8. ayını bitiren minik tırtıl bir sürü şey öğrendi, bir sürü değişiklik yaşadı. Ayın ilk günleri diş ve uyku sorunları tavan yapmıştı, bütün bir ay böyle geçecek sandım ama olmadı tabi. Dişler tamamen duraklamaya geçti, kısa süreli bir ateş ve mutsuz bir kaç günün sebebinin diş olduğunu sanmıştık ama sanırım yanlış alarm... Bu ay Murathan ellerini daha bilinçlice kullanıyor. Hatta baş ve işaret parmağı ile küçük nesneleri tutmaya çalışıyor. Yemek yerken önüne koyduğumuz ufak yiyecekleri böyle zarif bir hareketle alıp tek hamlede ağzına görütebiliyor. Artık ek gıda konusunda ciddi anlamda ilerledik, her türlü sebze, meyveyi iştahla ve seve seve yiyor. Anneannesi şubat tatilinin başladığı cuma memlekete gitti. Benim ilk hafta seminerim olduğu için yarım gün kadar evde olamadım. Bir kaç gün babası ile baş başa kaldıktan sonra imdadımıza önce Fatma hala, bir kaç gün sonra da Semra hala yetişti.

Fatma halayla cilveleşmeler

Semra halayla kucaklaşmalar

Fatma halayla ilk günler biraz zor geçti. Hastalığının ilk günleriydi ve ilk kez ateşini düşüremedik. Ben sabah seminere giderken zaten keyfi yoktu, Fatoş sık sık ateşini ölçtü ve limiti geçince önce babasına sonra bana haber verdi. Ben izin alıp çıkana kadar onlar hastaneye gitmişler bile. Ben gittiğimde hastaneyi birbirine katmış, akciğer filmi çekilirken, idrar tahlili için torba takılırken, ateş düşürücü şurup ne mantıkla yapıldıysa artık ağzına şırıngayla verilirken çığlık çığlığa ağlamış. Çok zor sakinleştirmişler, sonuçlar çıkana kadar bekledikleri odada babası ve halası battaniyede sallamak suretiyle uyutabilmiş. Gittiğimde Fatoş'un kucağında yarı çıplak yatıyordu. İçim eridi, aktı gitti o anda. Gidip hafifçe öptüm, olanları dinledim. Sonra hafif hafif açtı gözlerini ve beni görünce gülümsedi. O kadar güçsüz ve yorgundu ki, o halde bile gülümsedi... Tahlillerde bir sorun çıkmayınca eve dönüp yakın zamanda bir diş daha çıkacağını öngördük ama öyle olmadı. Sonraki günler daha iyiydi, hem keyfi yerine geldi, hem halaları. Semra ablanın ve Enes'in de gelmesiyle ev şenlendi. Bir hafta hem onlar Murathan'a doydular hem de Murathan onlara. Ve fakat herzamanki gibi ayrılık çok zor oldu. Benim seminerim de bitti ve artık baş başa kaldık. Uzun süredir planladığımız ve tüm donanımımızı tamamladığımız sadece uygulamaya geçemediğimiz 'uyku eğitimi' için zaman gelmişti artık. Zira artık zombi gibi dolaşmak hem ben, hem babası hem de Murathan için artık huzursuzluk vermeye başlamıştı. Bu konu ayrı bir başlık konusu ve en kısa zamanda bunu da yazacağım. Şubat tatili bitti ama annemin tatilini bir hafta daha uzatmak için ben bir hafta daha rapor aldım ve toplamda 15 gün evde kaldım. Benim açımdan oldukça enfes ve paha biçilemez zamanlardı. Murathan'la zaman geçirmek başka hiçbir şeyle eş tutulamaz doğrusu... Sonra anneanne geldi ve ben de işe başladım. Yaz tatiline kadar bu tempo yine böyle devam edecek, Murathan bir yaşına girmiş olacak, kuzeni Ahmet Yekta da gelecek, abi olacak benim tırtılım...
Bu ayki gelişmelere gelince;
Ayın ilk zamanlarında zar zor tutunup kalkabilirken şimdi bir çırpıda tutunup ayaklanabiliyor. Avuçlarını açıp birbirine vurabiliyor tam olarak alkış denemediği için alkışlıyor diyemiyorum. Sessiz bir şekilde ba-ba-ba-ba diye tekrarlıyor ama ne hikmetse sesli söylemiyor, mama sandalyesine oturduğunda iyice acıkmışsa mama tabağını görür görmez ımmah, ilk lokmayı alırken de hımmmm diyor.


Hala parkelere her türlü oyuncakla vurarak ses çıkartmaya bayılıyor, pek izin vermemeye çalışıyoruz aşağıda oturanların bizden illallah etmemeleri için ama o ısrarla parkelere kaçıp orada oynuyor. Artık oyuncaklarıyla daha uzun süre vakit geçiriyor. Bir ip yumağı ile yavru bir kedi kadar uzun süre oynayabiliyor. Akşam babası geldiğinde uyanık oluyor, biz de genelde oyunda oluyoruz. Kapının kapandığını duyar duymaz her ne yapıyorsak bırakıp hızlıca emekleyerek kapıya doğru gidiyor, giderken de heyecanla gülüyor, babasını görür görmez de geri dönüp kaçmaya başlıyor. Onunla oynarken acayip eğleniyor ve deli gibi heyecanlanıyor. Ayın son günlerinde iyiyden iyiye kelime alıştırmaları yapıyor hatta iki gündür ha bre 'de-de-de-de' diyor. Dedeler bu duruma ölüp bitiyor tabi. İlginç olan kısmı da ne anne ne de baba demeden önce dede diyor olması. Ağlarken ya da uyumak üzereyken belli belirsiz anne diyordu bir türlü geliştiremedi, oyun oynarken bir şeye dalmışken sesini çıkarmadan nefesiyle ba-ba-ba diyordu ondan da vazgeçti. Ama pat diye, hiç alıştırma falan yapmadan direkt de-de dedi. Bize biraz haksızlık oldu amma neyse :) Uyanınca bize şişşş şiişşş diye sesleniyor, ellerini kullanarak belli belirsiz gel gel yapabiliyor.


Araba koltuğuna artık zor sığıyor en kısa zamanda daha büyük bir koltuk almak zorunda kalacağız. Ve en en en önemlisi artık Murathan kendi odasında ve kendi yatağında uyuyor daha da önemlisi uykuya kendisi dalıyor ve arada uyandığında tekrar uykuya geçebiliyor...Murathan bu ay şimdiye kadar gösterdiği gelişmelerin en önemlilerini gösterdi. Artık mutlu ve çok çok keyifli bir çocuk, bütün gece sabaha kadar uyuyor ve sabah gülücükler saçarak uyanıyor. Uykusunu almış olduğu için de gün içinde artık hiç keyifsiz görünmüyor. Her anlamda iyi bir ay geçirdik, darısı önümüzdeki aylara diyorum :)
Gelelim bu ayki fotoğraflara...

Neden daha sık fotoğraf yüklemediğimi soranlara cevap niteliğindedir
(Sandığınız kadar kolay olmuyor)

Sedat Amca ve Nurgül Abla ziyaretimize geldi

Semra Hala ile gezmeler

 Anne ile gezmeler

 Baba ile gezmeler

İlk oyun parkı tecrübesi 

Top havuzu biraz korkutucuydu

 Biz de sallanan atlara gittik

Çok yorulunca baba ile dinlendik

Sevgililer günü tüm hayranlalarına gönderdiğimiz fotoğraf

İşte Murathan'ın hayatımıza girdiği ikinci 9 ay başlıyor. Tıpkı ilk 9 ay kadar keyifli ve heyecanlı geçeceğine adım kadar eminim... Güzel notlarla gelecek ay görüşmek üzere :)

2 Şubat 2012 Perşembe

Alacak-Verecek Yok


Bana hiçbir şey borçlu değilsin oğlum...
Hayatım boyunca anlamakta zorluk çektiğim anne-oğul arasındaki o tanımı imkansız ilişki ikimiz arasında olmayacak. Freud amcanın teşhisini koyduğu ve pek çok tanıdığım anne-oğul arasında hala sürüp giden Oidipus sendromu bizim için sadece kitabi bir tanım olarak kalacak. Evliliğinde istediği mutluluğu, huzuru, güveni bulamayan anne kişisinin tüm bu eksikliklerini erkek çocuğundan ummaya başlamasıyla iki tarafın da hayatı gizli birer prangaya bağlanıyor. Ve gün gelipte o büyük umutlar bağlanan erkek çocuğun hayatına yeni bir kadın girdiğinde herşey alabora oluyor. Kendini aldatılmışa yakın bir duyguyla dizginlemeye çalışan bir anne, karısını sevmekten, sevdiğini göstermekten imtina eden bir erkek evlat ve ne olup bittiğini anlamaya çalışan bir yeni gelin... Çünkü anne büyük umutlar bağladığı oğlunu başka bir kadına 'kaptırmıştır'... olan olmuştur artık, hayırsız oğlan da 'tıpkı babası' gibi annesini es geçmiş, beklediği değeri vermemiştir... Bu o kadar karmaşık bir durumdur ki aslında her üç cephe de içinden çıkılmaz hallere girebilir, dahası erkek çocuk anne ile yeniden baş başa yaşamaya başlayabilir, gelinse başka bir oidipus sendromuna doğru yelken açmış olabilir.
Aslında tek sorun bu değil benim için. Ben daha çok senin mecburi sorumlulukların ve olası bitmek bilmeyen müteşekkirliğinin önüne geçmek istiyorum. Bana hiçbir borcun yok, şimdi de yok, 18 yıl sonra da olmayacak, yaşar da görürsek 28 yıl sonra da. Dünyaya gelişine, adına, bir zamana kadar ne yiyeceğine-giyeceğine, gideceğin okula, hatta bazen arkadaşlarına karar vererek biz sana borçlu kalıyoruz aslında, biz senin hayatına müdahale ediyoruz. Ama kendi adıma çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, bir zamandan sonra bütün kararlarını kendi alan, aldığı kararların arkasında duran, mantıklı açıklamaları ve dünya görüşünle bizlerden bir adım önde olan bir genç olacaksın, ve ben bu gencin kararlarını sadece dinleyecek ve kendim için doğru bulduğum yolu paylaşacağım, benim doğrularımı uygulaman, gittiğim yoldan gitmen gibi diktelerim olmayacak. Eğitimini istediğin yere kadar devam ettirmen için elimizden geleni yapacağız ama olur da sen devam etmezsen babanın da dediği gibi 'kaportacı' olabilirsin. Bu yüzden şimdiden özür dileyerek söylüyorum ki seni ilkokul çağlarında yaz tatillerini geçirmek üzere sanayiye çırak olarak vereceğiz... Bu da bir diktedir belki, 'bak okumazsan böyle olursun' anlamına geliyor sanırım. Ama sen kendi başına mantıklı kararlar verene kadar biz sana bir kaç yol göstermiş olacağız bile... Bu da o yollardan biri olacak.
Ayrıca yoktan var ettim de seni büyüttüm, saçımı süpürge ettim, kendimi yok saydım, sana yıllarımı verdim, yemedim yedirdim bıdı bıdı bıdı... Bunları benim ağzımdan duymayacaksın... Yapmasaymışım, öyle değil mi? Her ne yaptıysam ve yapacaksam istediğim ve seni sevdiğim için yapıyorum, benim sana bunları yapmam senin de bir gün bana birşeyler yapman gerekliliğini doğurmuyor. Tek amacım; bu dünya için vizyonu geniş, mantıklı, akıllı, dürüst, çalışkan ve gerçek bir beyefendi yetiştirebilmek. Becerebilirsem ne ala, beceremezsem de sorun mutlaka bendedir. Sadece mecbur hissettiğin için benimle birşeyler yaşamanı istemiyorum, her ne yaparsan bunu sen de gönülden istediğin için yapmış olmalısın, böylesi çok daha değerli çünkü.


Biz aramızdaki kordondan doğumda kurtulduk oğlum, kestiler bitti.... Ben senin için her ne yapacaksam bunu ölesiye istediğim için yapacağım, ama sen benim için hiçbir şey yapmak zorunda değilsin, çünkü bana borçlu değilsin....

12 Ocak 2012 Perşembe

7. Ay


Murathan sekizinci ayında. Bu ay geçtiğimiz tüm aylardan belki de en zorlusuydu. Dişler iyiden iyiye huzursuzluk yaratıyor, uyku konusuna hiç girmiyorum. Kış mevsimi bilumum mikrobik hastalıkları v.b.
Tabi bütün bunlar 7. ayın son zamanlarına denk geldiği için bir ay boyunca böyle yaşamış gibi hissediyor olabilirim oysa ayın ilk zamanları gayet keyifli ve 6. aydan kalma güzelliklerle doluydu.
Mesela Murathan ilk zamanlarda önce elleri ve dizlerinin üzerinde durma hatta birkaç adım ilerleme çalışmalarına başlamıştı, ay bittiğinde artık tamamen bu şekilde ilerleyebilir duruma geldi, bu şekilde biraz da hız alıp giderken komik bir kaplumbağaya benzediğini düşünüyorum…

Kendi kendine yatar pozisyondan oturur pozisyona geçebiliyor, emeklerken bir hamlede yan dönüp oturabiliyor, otururken tutunabileceği bir yer varsa ayağa kalkmaya çalışıyor. Hatta sırtı bir yere destekliyse birkaç dakika ayakta kalabiliyor. Örümceğinde akrobasik hareketler deniyor. Nesne devamlılığını çoktan kazandığı için artık biri bir yere gittiğinde dönmesi için bekliyor, bakıyor, arkamızdan tuvaletin kapısında örümceği ile durup kapıya vurmayı bile akıl ediyor… Kucakta dururken çılgınca ayaklarını bisiklet sürer gibi çeviriyor, nereye çarptığı önemli değil o sadece bu döngüyü seviyor. Aynı zamanda elini yumruk yapıp ses çıkartabildiği her yere vuruyor, hele elinde sesin seviyesini yükseltecek başka bir materyal olursa bundan daha da çok keyif alıyor. Kendi kendine 5-10 dakika kadar sıkılmadan oynayabiliyor, eğer ilgisini çekecek farklı bir oyuncak varsa bu süre daha da uzuyor. Bi dünya para verip aldığım sözde eğitici oyuncaklardan iki gün içinde sıkılırken bir açılıştan alıp getirdiğim uyduruk bir balonla haftalardır oyalanıyor, aynı şekilde pet şişe, soda şişesi, şıkırdayabilen her türlü poşet, tv kumandası, terlik, tahta kaşık… ne kadar gereksiz şey varsa onlar yani…


Park yatağının içinde kenarlara tutunup ayağa kalkabiliyor, hatta biz şeritleri biraz uzatmadan önce beline kadar bile eğilebiliyordu. Uyuduğunu düşündüğüm bir gün kontrol için gittiğimde hiç ses çıkarmandan ayağa kalkmış beline kadar doğrulup bir ileri bir geri sallanırken bulduğumda başımdan aşağı kaynar sular dökülmesi ne demek o gün anladım, dolayısıyla hemen şeritleri biraz daha uzatarak yatağı bir miktar daha derinleştirmek durumunda kaldık.



Hafta sonları hava güzelse ya babasıyla ya da hep beraber gezmelere gidiyoruz. Geçtiğimiz hafta sonu havanın güzel oluşuna aldanıp çıktık ama döner dönmez burun tıkanıklığı ile baş gösteren gribal hede hede hemen yakamıza yapıştı. Her hasta oluşunda antibiyotik, şurup, doktor başvurusu yapmamak, vücudunun direncini güçlendirmek istediğimiz için bu durumda da ot çöp ne varsa kaynattık.


Yapılışı: Elma, limon, portakal, nar kabukları, zencefil, çubuk tarçın, karanfil ve ıhlamur güzelce kaynatılarak tatlandırmak içine keçiboynuzu pekmezi ilave edilir, biberonla her ne verilirse geri çevirmeyen cuk cuk içen canavara verilerek zevkle izlenilir. Burun tıkanıklığı için herhangi bir ilaç yerine çok mecbur kalınırsa SERUM FİZYOLOJİK  ve BURUN ASPİRATÖRÜ ikilisi çığlıklar eşliğinde uygulanır. Göze alınamıyorsa da gün içinde enfes bir mentol kokusu sağlayan COLD MİX yakasına, yastığına iki damla, geceleri buhar makinası içine de 4-5 damla damlatılarak nefes alması kolaylaştırılır.

Murathan ilk yılbaşı kutlamasını teyzesi ve Ahmet abisinin ziyaretiyle yaptı. Çok eğlendi, çok güldü, az uyudu, az ağladı…


Ahmet ona neredeyse hepimize geldiği kadar ilginç geldi JSessizce ve dikkati hiçbir şekilde dağılmadan dakikalarca onu izledi. Yılbaşıhindisi yedi (sanki her sene böyle kutluyormuşuz gibi) Teyzesiyle hasret giderdi, şarkılar söyledi, yemekler yedi, oyunlar oynadı.






 Tv kumandası ve telefonlarımızdan uzak tutmak için almasını istediğimiz oyuncak telefonla epey zaman geçirdi. Birkaç gün önce bir çok mahareti olan telefonu Murathan’la birlikte kurcalarken İsmail YK’nın bir şarkısını da çaldığını görünce Murat’la gülmekten öldük.

Beslenme konusuna gelince çok şükür dediğimiz konulardan biri. Ağzına doğru uzatılan her şeyi, hatta kucağımızda dururken bizim ağzımıza aldığımız her şeyi yeme eğiliminde. Bunun içinde sarımsaklı yoğurt, cacık, zeytinyağlı pırasa, fındık, fıstık, kumpir, haşlanmış nohut, bilumum kahvaltılık ve daha bir sürü şey var. Karşılıklı iki kanepede oturan anneanne ve annesi arasında örümcekle daha ilk lokmasını yutmadan ikincisi için fıtı fıtı mekik dokuyor. Bir bana geliyor bir anneme. Ağzımıza aldığımız lokmayı ona da vermemiz için dudaklarını uzatıp ağzımıza yaklaşıyor, kendini kuş yavrusu zannettiğinden şüpheleniyorum J Fakat son birkaç gündür demir damlasını bile gık demeden yutan kuzucuk şimdi suratını ekşitmeye, purp yapıp tükürmeye başladı. Sanırım damak tadı iyice gelişiyor. Umarım kaliteli bir yemek zevkine sahip olur.

Boyu ve kilosu bu ay rakamsal olarak ne durumda bilmiyoruz ama mütemadiyen yeni kıyafetler alıp eskileri kaldırdığımıza göre bu konuda da ilerleme var.
Dişleri ve saçları belirgin bir şekilde büyüdü. Dişleri artık o kadar keskin ki bazen ısırdığında ciddi anlamda canımızı acıtıyor. Saçları hiç söylemiyorum bile, perçemler gözlere kadar geldi neredeyse J Oğlumuz her gün biraz daha güzelleşiyor… Murathan büyümeye devam ediyor millet… Hem de bütün güzelliği ile…


15 Aralık 2011 Perşembe

Sözlükana

Ekşi sözlük pek çok zaman dertlerimize deva olmuş hatta zaman zaman alışkanlıkla sık tıklananlar arasında yerini almıştır. Tanımadığımız bir marka satın alacaksak, hiç alış veriş yapmadığımız bir siteden alış veriş yapacaksak ya da işte yeni deneyimlerimizde sözlüktekilerin fikrini de bir görmek istersek uğrardık. Sözlük klonlarını oluşturmaya başladıktan sonra pek çok admin kendi istediği konuda sözlük oluşturdu. Ben birkaçını tesadüfen görüp takip ettim, ama hepsinin de iyi bir başarı sağladığını söylemek yanlış olur. Kimileri uzayın o derin boşluğunda yerlerini aldılar bile.
Google mail gruplarından biri olan 'emziren anneler mail grubu' neredeyse 1000'e yakın üyesiyle pek çok annenin dertlerini paylaştığı, sorunlarına çözüm aradığı, bulduğu çözüm yollarını paylaştığı nadide bir grup. Ben sözlük ana'nın varlığından bu grup sayesinde haberdar oldum. Işıl kişisi bu enfes klonu oluşturmuş ve bir hevesle herkese tanıtmaya çalışıyordu. Bir süre çoğumuz aynı hevesle entryler girip kafa dağıttık fakat çok uzun sürmedi. Yavaş yavaş popülerliği kayboluyordu, ben de ekran karşısında kendimi tek başına entryler giren terkedilmiş yeni yetme ergen gibi hissediyordum. Sözlüğü canlandırmak için bireysel olarak yapılacak pek fazla birşey yoktu, sadece tekrar hatırlatmak ve toplu bir sahiplenme kurtarabilirdi sözlük ana'yı uzaydaki sonsuz boşlukta yok olmaktan. Ve nihayet oldu, çağrımız karşılıksız kalmadı ve sözlük ana yeniden hareketlendi. Sözlüğü canlandıranlardan biri de blogcu anne  . Bloğunda siteye yer vermesiyle üye sayısında ciddi anlamda artış sağlamıştır. Buradan teşekkürü borç bilirim. Yine sevgili Derya  TRT 6'da yayınlanmak üzere Işıl'la röportaj yapmayı teklif etti, bugün röportaj yapıldı ve yakında yayınlanacak. Ayrıca Doruk'un annesi Özlem Karasu alternatif anne.com'un e-dergisinde yayınlanmak üzere bir görüşme talep etti. Bütün bunlar Işıl ve beni son derece heyecanlandıran gelişmelerdi. Öyle ya; anne olmanın da keyifli yanları olmalı :)
Gün içinde önce gmail, ardından hotmail, facebook ve sözlük ana ziyaret edilir. Entry yazmaktan çok okumak keyif verir ama yine de başlık açmaktan alıkonulamaz. Sözlük ana genişledikçe ben zevkten dört köşe oluyorum. Sevgili blog okurum, anne ol, baba ol, ya da potansiyel aday ol farketmez. Sen de gir üye ol, bir entry faydan olsun.
Blogcuanne Elif sitesinde bizden şöyle bahsetti, sağolsun, varolsun...



İnternette anne-babalar için geliştirilmiş bir sürü mecra var. Bloglar var, portallar var, web siteleri var, sosyal ağlar var. Bir sözlük yoktu, şimdi o da var: SözlükAna
EkşiSözlük’ün bir klonu olan SözlükAna, “anne ve babalar için eğlenceli bir klavuz” olarak tanıtıyor kendini. Kurucusu, 6 aylık İda’nın annesi Işıl şöyle anlatıyor ortaya çıkışını:
Bir akşam ablam “arkadaşım bir sözlükte moderatör, yazar arıyorlar, ister misin” diye sordu. Olur dedim. Şu an adını hatırlayamadığım o sözlüğe üye olup yazmaya başladım. Bir ekşi sözlük klonuydu. İki günlük yazarlık hayatımdan sonra sözlük kapandı. Kalakaldım ortada! Sonra sayfayı incelemeye başladım; sozlukspot ekşi sözlük klonları yaratarak herkesin kendi sözlüğünü oluşturmasına olanak sağlıyordu. Üyesi olduğum ‘emziren anneler mail grubu’ her zaman bana çok iyi geldi, lohusa sendromumu sayesinde atlattım diyebilirim. Ama grupta çok fazla ortamı sulandıramıyorduk. Teşne bir durum hissedilse de iki mail sonra sakinleşiliyordu, bir yaptırım olduğundan değil, genel hava öyle. Gene böyle bir sakinleşme dönemine denk geliyor işte o kısa yazarlık günlerim. Sonraki adım ismi seçmekti; ilk başlık 16 Ekim 20011′de “sözlük ana” oldu; altındaki tanım da “Analar ve babalar için eğlencelik klavuzdur. Google anne ve babalarının bilgi kirliliği içinde nefes alacakları yerdir.”
 Bir süre sonra yine 6 aylık Murathan’ın annesi Gülcihan da Işıl’a moderatörlükte destek verince sözlük hızlanmış. Şimdi 150’e yakın yazarı var.
Yazar seçimi için henüz herhangi bir kriter koymamışlar, ancak sözlüğün hızla yayılması ve yazarlığa gösterilen ilgi yakında EkşiSözlük’te olduğu gibi rütbe dağıtmaya başlayacaklar.
Sözlükte genellikle anne-bebek ile ilgili tanımlar, doğum, anne-bebek ihtiyaçları, ürünleri ile ilgili açıklamalar oluyor. “Ben ciddi mecralarda dile getiremediğim esprileri yazmak istedim ama sözlük doğası sizi ciddi açıklamalar yapmaya da yöneltiyor. Bu yüzden her tür açıklama var: bilgilendirici de var, isyankâr da, tavsiye de var. İlk gazla iltifat da dolu!” diyor Işıl.
Sözlüğe ilk girdiğiniz anda, o gün girilen açıklamalar karşınıza çıkmış oluyor. Dolayısıyla sabahın ilk saatlerinde girer de bir şey bulamazsanız şaşırmayın. “Örneğin dolunay sebebiyle fazla uyumuş olabiliyor anneler” diyor Işıl. “Gün içinde hareketleniyor sözlük.”
“Senden alıyor” nasıl açıklanır , “Ebeveyn olunca karı koca olmayı unutmak” nedir, ne demek? gibi şeylerin ANNECE açıklamalarını merak ediyorsanız SözlükAna’ya bir göz atın derim. Çok eğlenceli.

11 Aralık 2011 Pazar

6. ay


Murathan ilk 6 ayını bitirdi. Sanki iki hedef vardı kafamda ilki ilk 3. ay, ikincisi ise 6. ay. Neden bilmiyorum ama sanki etraftan duyduğum telkinler beni bu fikre sürükledi. '3 ayı bi bitsin gaz maz kalmayacak' 'bi 6 aylık olsun bak o zaman her şey düzene girecek'... Hal böyle olunca bu hedeflere ulaşmak için sabırsızlanıyordum. İşte ulaştık... Peki ne değişti bu 6 ay içinde, aslında düşününce değişimin ne kadar büyük olduğunu daha iyi fark ediyorum. Hatta bazen doğumdan bu yana çekilen fotoğraflara bakınca ne kadar hızlı büyüdüğünü ve sıkıntılı zamanların ne kadar kolay unutulduğunu fark ettim. Geçenlerde Murathan'ın sünnetini görüşmek üzere hastaneye gittik, tahlil için Murathan'dan kan aldılar, bebeklerin kanını aldıkları yerde bizden önce bir yeni doğan vardı, o kadar küçük ve o kadar derin bir sessizlikle ağlıyordu ki, annesi yakından bakamıyor, gözlerini siliyor, hemşireler kendileri için çok normal ama anne için fazlasıyla can yakıcı bu işi yaparken anneye dönüp sakinleştirmek için bir şey söyleme gereği duymuyorlardı. O anneyi o kadar iyi anlıyordum ki, gidip sarılmak istedim bir ara, sonra ben de ağlamaya başladım. Oysa daha Murathan’ın kanının almaya başlamamışlardı bile. Sonra sıra bizimkine gelince oyalamaya çalıştık biraz. Elinin üzerine giren şırıngaya gık bile demedi, gözleri kızarıp sulandı ama ağlamadı, kendini sıkıyordu bu çok belliydi. Fakat hemşire bir türlü alamıyordu kanı, sıktıkça sıkıyordu küçücük elini… Sonunda hemşire de buna daha fazla dayanamayıp vazgeçti. Gözleri dolu dolu bir halde daha deneyimli bir hemşireyi çağırdı, ‘ben yapamayacağım sen çok uslusun’ dedi Murathan’a. Evet benim oğlum fazlasıyla sabırlı ve uslu ama sen de beceriksizsin. Madem yapamayacaksın ne demeye yakıyorsun çocuğumun canını. Sonra ona nazaran daha ‘deneyimli’ diğer hemşire Murathan’ı bağırta bağırta aldı iki tüp kanı. Sakinleştirmek çok uzun sürmedi ama yine de çok ağladı tırtıl… Nereden nereye geldik… Demem o ki; daha dün gibi sağlık ocağında topuk kanı verdiğimiz o gün, ben de hastanedeki o aciz anne gibi salya sümük ağlamıştım kanı alınırken,  oysa 6. ayını bitiriyor işte şimdi. Hızla büyüyor küçük oğlumuz…


Bu ay Murathan bir sürü yeni şey yaptı. 3. ayında öğrendiği ama sonra unuttuğu dilini dudaklarına sıkıştırarak yaptığı puuurrp hareketi yeniden gündemde. Sonra özellikle sağ eliyle sürekli bir şeylere vuruyor. Bir kere iki kere de değil üstelik, defalarca. Çat çat çat eline ne geçerse… Emekleme konusunu iyice abarttı artık sol tarafıyla peş peşe yuvarlanarak ilerliyor, ulaşmak istediği bir nesne varsa hızlı bir şekilde emekleyerek hedefine ulaşıyor. Bu ay ona bir örümcek aldık, yalpalar yaparak evin dört tarafını dolaşıyor. Hatta zeminin uygun olduğu alanlarda ciddi hız yapıyor, seyir halinde kendi etrafında dönerek ilerlediği bile oluyor… Elektrik süpürgesine fazlasıyla ilgi duyuyor, onu takip edip odadan odaya geziyor.


Dişleri çok kaşınıyor, ne bulursa ağzına sokuyor. Bazen kaşımak için parmağımızı ağzına sokuyoruz bu defa da bizi bağırtıyor, şaka değil bildiğin kesiyor… Diş kaşıma amaçlı alınmış her türlü aracı sağa sola savuruyor ve amacına uygun kullanmıyor, bunlar yerine suluğun ağızlığını, peluş oyuncaklarını, yumuşak topunu, emziğin kenarını, önlüğünü, ağız mendilini kullanmayı tercih ediyor. Altını değiştirmeden önce hala yıkıyoruz. Çünkü bazen bunu kaçınılmaz kılan durumlar yaratıyor...


Gece uyku saatinin biraz daha geri çekmek için uğraşıyoruz son birkaç gündür. Saat 9’dan önce yatak odasına gidip uyku moduna girmeye çalışıyoruz. Ama o yine 11-12’den önce geçemiyor uzun uykusuna. Yine de 12’den sonra uyanık olmayışı bile benim işimi biraz olsun kolaylaştırıyor.

Son zamanlarda daha bilinçli olarak yaklaşıyor bize. Beni görür görmez emmek için saldırıyor mesela, ya da babasını görünce hemen heyecanlanıyor ve oyun oynamak istiyor. Uykusu gelip sıkılınca yeni doğmuş köpek yavrusu gibi mızıklıyor. Televizyona daha dikkatli bakıyor, uzak tutmak istesem de dikkatini çekiyor. Oyun süreleri giderek uzuyor. Daha uzun süre oyun oynamak istiyor.

Her zaman bu şekilde değil tabi

Kollarının altından tutulup hoppaladaymış gibi zıplatılmaya bayılıyor ve ne hikmetse hiç yorulmuyor. Her türlü yiyeceği zevkle ve isteyerek yiyor. Hatta biz ne yiyorsak ona bulaşıyor, uzanıyor, talep ediyor. Yedirince de huysuzluğu geçiyor. Bazen devamını istediği bile oluyor… İstemediği durumları ‘ıı-ııhhh’ şeklinde belirtiyor.


Navigasyona yüklediğimiz ninnileri artık dinlemek istemiyor, farklı müziklere kulak kabartıp onlarla uyumak istiyor. Bir şarkıyı 145 kez arka arkaya söylemekten yorulup bir ara acaba dalmış mıdır deyip navigasyondaki ninniyi açınca ‘ııııhhh’ diyor.
1-2-3 deyip ellerini tutunca artık kendisi kalkıyor. Anneannenin çabalarıyla ‘gel babası’ ‘gel annesi’ yapmayı öğreniyor. Yüzüne mendil örtüp kaldırınca ‘cee-eeee’ yapmayı seviyor ve feci heyecanlanıyor.
Fısıltıyla ismini söylediğimizde gülüyor, bunun oyun olduğunu biliyor. İki elini de yanağımıza koyup bütün salyalarını ağzımıza burnumuza süre süre öper gibi yapıyor (belki de dişlerini kaşıyordur ama öptüğünü düşünmek hoşumuza gidiyor)

Bu arada Murathan’a bir kuzen geliyor. Dayısı ve yengesinin bir oğulları olacağı haberini aldık. Allah kolaylıkla ve sağlıkla kavuştursun bebişlerine. O da Murathan gibi hemen büyüsün, sağlıklı sıhhatli, annesine babasına keyif veren, çok gülen eğlenceli bir bıdık olsun…


Murathan ilk etabın sonuna geldi bugün. Şimdi ilk hedef 1 yaş. Bizim için büyük insanlık için küçük olan adımlarıyla ilerliyor oğlumuz… Yaptığı, yaşattığı her şeyi dilden dile anlatılan, evimizin tadı tuzu, uykusuz gecelerimin, kan çanağı gözlerimin tek müsebbibi… büyü de yaş günü yapalım…

Bu ay kimlerle tanışıp hasret giderdik...
 Kayra evimize pek çok kez geldi ama Murathan'la ilk kez bu kadar yakın temas kurdu

Bu durumdan pek de hoşalandığı söylenemez :)

Sedat amca yine ziyaretimize geldi

Fatma hala 6. ayın son günü yanımızdaydı

Çok kalamasalar da bu bile yetti

Metin amca bana kartal forması alacakmış :P

Hadi anneanne, gidelim de uyuyalım, çabuk büyüyelim

1 Aralık 2011 Perşembe

4. ve 5. ay

4. ayın son gününe özel


5.ayın son gününe özel

Zaman hızla akıp gitmeye devam ediyor. Ben Murathan'ın 4. ayında neler olup bittiğini yazarken Murathan şimdi 5. ayını bitirmek üzere. Bu yüzden yine 'ikisi bir arada' yapacağız.
Bir çok konuda akranlarından önde giden küçük tırtıl diş çıkarma olayını da bir an evvel halletmek istemiş olacak ki küçük tırtık alt çeneden belirdi.


Son zamanlardaki huzursuzluğunun sebebi buymuş meğer. Küçük küçük ateşler ve mızmızlıklar dışında fazla bir sıkıntı yaşamadı fakat eline geçen herşeyi ağzına götürme eğilimi hızla devam ediyor. Yeni çıkan iki küçük tırtıkı kutlamak için diş buğdayına dair tüm ritüelleri yerine getirdik. Hem benim okuluma hem babasının iş yerine gidip arkadaşlarımızı da bu etkinliğe dahil ettik.

Annenin okulunda olası meslekleri analiz ederken

 Çatalda karar kıldı

 Babayı iş yerinde ziyaret
İlk kırt

Bu ay Murathan emeklemeye hız kazandırdı. Hız derken saatte 50-60 santimlik bir hızdan bahsediyoruz :) Ama bu bile onu fazlasıyla yoruyor. Hatta biz bu aktiviteyi uykudan önce yapmayı tercih ediyoruz ki uykudan önceki savaş evresini çabuk geçelim... Emeklemenin hız kazanmasıyla yürüme refleksi geriledi. Gelişim psikolojisi okumuş bir anne olarak bunun doğal olduğunu bilmek içimi rahatlatıyor. Bacaklarının kontrolünü sağlayamadan yeni doğmuş ceylanlar gibi sağa sola yalpalıyor.
Kilosu 8.200 gr, boyu 70 cm.
Uykular hala sıkıntılı, akşam saatlerinde uyumamak için ciddi bir savaş veriyor. Oysa gün içinde çok rahat geçiyor uykuya, bunun sebebini hala anlayabilmiş değilim.
Ağlamaktansa en tiz sesiyle çığlık atmayı tercih ediyor. Bazen o kadar tiz sesler çıkarıyor ki kulağımız çınlıyor. Bu çığlıkların anlamı uykusunun gelmiş olması ya da acıkması oluyor çok zaman, bazen de sıkıldığının en belirgin ifadesi.
Gezmeleri hala çok seviyor, yolda kendi arabasında sağı solu seyrederek oyalanıyor. Dönüş yolunda mutlaka eve 5 dakika kala uyuyor.
Ek gıda denemelerine başladık, gayet iyi gidiyor. Hiçbir yiyeceğe hayır demiyor. Kaşıkla yemekte hiç sıkıntı çekmiyor. Hatta zaman zaman kaşığı bile yemek istiyor :)

 İlk yoğurt

Kendi yeme talebi
Murathan'la yaşamanın keyfi her gün biraz daha artıyor. Gösterdiği tepkiler, gülümseyerek dinlemesi, ona bakmadığınızda bir şekilde seslenerek bakmanızı sağlaması, oynarken kaçar gibi yapıp kafasını yere saklaması, bizi işten döndüğümüzde çıldırtan bir heyecanla karşılaması, kollarımızı uzatınca artık gelmek için hamle yapması (ki aylardır bunun için bekliyordum), emerken durup gülümsemesi ve tuhaf bir ses çıkarıtıp 'konuş benimle' der gibi gözümün taaa içine bakması, yanımda uyurken mırıldanması, gözlerim uykusuzluktan kan çanağına dönse de bir müddet onu izlemeden uyuyamayışım, şarkı söylerken dikkatlice dinlemesi ve bitince ağzını japon çizgi film karakterleri gibi kocaman açarak gülmesi, gıdıklarken çok derinden gelen kahkahalar atması..... Ben bütün bunları beynime yazıyorum, her anın tadını sonuna kadar çıkartmaya çalışıyorum. Zaman çok hızlı ilerliyor. Hastaneden eve gelişimiz dün gibi, küçücük ellerine, ayaklarına, buruşuk cildine bakıp 'ne zaman büyüyeceksin' diye aklımdan geçirirken zamanın bu kadar hızlı geçeceğini tahmin edemiyordum. O yüzden şimdi biliyorum, her ay bir ay önceki hareketlerini özleyeceğim... Özlememek için doyasıya yaşıyorum...

Biz seninle olmaktan fazlasıyla mutluyuz Murathan, tepkilerin hislerimizin karşılıksız olmadığını gösteriyor :) Umarım bu her zaman böyle olur....