18 Ekim 2011 Salı

Yeni Dualar Öğrendim

Kendimi bildim bileli nazar, büyü, fal v.b. inanışları aynı kefeye koyup hiç prim vermedim. Ta ki Murathan doğduktan sonra ‘yahu hakikaten nazar değiyor galiba bu çocuğa’ diyene kadar. Sonra hemen hemen bilmediğim her konuda yaptığım gibi, ‘dur ben şunu bi araştırayım’ deyip düştüm konunun peşine. Birkaç güvenilir kaynak tarayıp tatmin oldum. Hakkında hadis olan nazar gerçekti ve ben o saatten sonra inanmaya başladım.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz nazar olayının, yaşanan bir gerçek olduğunu dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur: "Gözdeğmesi hak ve gerçektir."
Gözdeğmesi (nazar) iki sebepten dolayı olur: Biri, şiddetli düşmanlıktır. Diğeri de, bir şeyi beğenip onun güzel bulunmasıdır. Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
"Gözdeğmesi hak ve gerçektir. Eğer kaderin önüne geçen bir şey olsaydı, nazar, onun önüne geçerdi."
"Allah (c.c.)'ın kaza ve kaderinden sonra benim ümmetimden ölenlerin çoğu gözdeğmesindendir."
Hal böyle olunca; dilimize bir maşallah (anlamı Allah ne güzel yapmış)(ki doğru yazılışı maşaallah’mış) dolandı daha da gitmez. Gel gelelim ben inandım ama, hala da ‘benim çocuğuma kimden neden nazar olsun’ şeklinde hafiften bir sorgulama olmadı değil fakat fazla kurcalamadan gereği neyse yaptık ve dediğim gibi maşallah’ı dilden düşürmeden ‘acaba bugün nazar değdiği için mi uyumuyor, bak bugün çok ağladı koyma diyorum şu fotoğrafları internete’ şeklinde serzenişlere önlem olsun diye pek çok nazar duası öğrendim. Hala söylüyorum; bunu vesveseye çevirip kendi kendini huzursuz etmek hala beni rahatsız ediyor ve çevremde kimsenin oğluma nazar değmesini istemeyeceğini bildiğim halde sırf gönüller rahat olsun diye okudum çok zaman bu duaları… İşte dualar….

“Euzü bi-kelimatillahittammati min şerri külli şeytanın ve hammatin ve min şerri külli aynin lammetin.”
"Her türlü şeytandan, zararlı şeylerden ve kem gözlerden bütün kelimeleri yüzü hürmetine Allah'a sığınırım."

Allahümme barik fihi ve la tedarruhü
"Allâh'ım, bunu mübârek eyle. Ona zarar dokunmasına izin verme." 

Nazar değen kimse şifa için:
Fatiha Suresi,
Ayetü'l-Kürsî,
Felâk Suresi,
Nâs Suresi, okumalıdır.

Sabah-akşam, Besmele ile 3 defa "Bismillahillezi la yedurru maasmihi şeyün fil erdi vela fissemai ve hüvessemiulalim"  okuyan, büyü, nazar ve zulümden korunur.

11 Ekim 2011 Salı

Emzirme Reformu

2010 Haziran ayında harekete geçen Emzirme Reformu, onu takip eden 1-7 Ekim Emzirme Haftası’nda ciddi bir ivme kazandı. İlk ortaya çıktığı andan bu yana, 16 aydır düzenlediği etkinlikleriyle, yetiştirdiği gönüllü emzirme rehberleriyle, internet üzerinden yaptığı bilgi ve tecrübe paylaşımlarıyla anne sütü ve emzirme denilince akla gelen ilk oluşum olmayı başardı.
Emzirme Reformu gönüllüleri emzirme konusunda annelerin yaşadığı sorunları, iş yerlerinde doğum ve süt izinlerinin yeniden düzenlenmesi gibi sıkıntıları dile getiriyor ve çözümlenmesi için ön ayak oluyor. Emzirme reformu giderek büyüyor ve ‘Anne dostu toplum’ anlayışını irdeliyor. Manifestosu yazılırken tüm blog dünyasının desteği ile annelerin fikirlerine ihtiyaç duyuluyor.
Cevaplanması istenen sorular ve benim cevaplarım da şöyle;

  1. “Anne Dostu Toplum”dan ne anlıyorsunuz? Birkaç cümle ile tanımlar mısınız?
  2. Türk toplumunun “Anne Dostu” bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?
  3. Toplumsal hayatta annelerin karşılaştığı en büyük üç zorluk sizce nedir?
  4. “Anne Dostu İş Yeri” deyince aklınıza gelen ilk üç kriteri paylaşır mısınız?
  5. Çalışan annelerin yaşadığı en önemli üç sorun size göre nedir?
  6. Elinize bir sihirli değnek verilse, iş ya da günlük hayatınızda yaşadığınız hangi sorunu/engeli değiştirmek isterdiniz?

“Anne Dostu Toplum”dan ne anlıyorsunuz? Birkaç cümle ile tanımlar mısınız?
Yeni anne olmuş bir kadının tüm ihtiyaçlarının karşılandığı hem psikolojik hem ekonomik anlamda desteklendiği bir toplum…

Türk toplumunun “Anne Dostu” bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?
Türk toplumu kadar ‘Ana’ temalı türkü, şiir, ağıt, methiye düzen başka bir toplum olduğunu sanmıyorum. Ama nedendir bilinmez, yine aynı toplum öfkesine hakim olamadığı zamanlarda o göklere çıkardığı ‘ana’lara küfreder. Anne kutsaldır ve cennet de onların ayaklarının altındadır ama kavgada durum değişir… Yine aynı toplum yeni anne olan bir kadına bir canlının bakımını üstlenmek için ehil olmadığı fikri ile her konuda müdahale etme gereği duyar. O yüzden SÖZDE 'anne dostu' bir toplumdan bahsetmek mümkün bu durumda... 

Toplumsal hayatta annelerin karşılaştığı en büyük üç zorluk sizce nedir?
-Anne ya da anne adaylarının kariyer planlarını pek çok sebeple dondurmak ya da sonlandırmak zorunda kalması…
-Milli eğitim bünyesinde yaz tatiline gelen doğum izninin yalan olması...
-Bilimsel olarak reddedilmiş tüm uygulamaların özellikle büyükler tarafından ısrarla uygulanmak istenmesi.

“Anne Dostu İş Yeri” deyince aklınıza gelen ilk üç kriteri paylaşır mısınız?
-Süt sağmak için uygun mekanlar yaratan ve yasal olan süt izninizi kendi inisiyatifi ile yönlendirmeyen bir iş yeri…
-Yeni anne olmuş birinin konsantrasyonunun zamanla eskiye döneceği fikir ve bilgisine hakim bir iş yeri…
-Esnek çalışma saatleri sunan bir iş yeri…

Çalışan annelerin yaşadığı en önemli üç sorun size göre nedir?
-Güvenilir ve referanslı bakıcı.
-Beslenme saatlerinde bebeğini biberona mecbur bırakma psikolojisi.
-Üzerindeki sorumlulukların azalmadan devam etmesi ve doğum sonrası psikozun yarattığı olumsuzlukların tolere edilmemesi…

Elinize bir sihirli değnek verilse, iş ya da günlük hayatınızda yaşadığınız hangi sorunu/engeli değiştirmek isterdiniz?
-Doğum izninin en az 6 aya çıkarılmasını sağlardım.
-Her hastaneye doğum sonrası emzirme, bebek bakımı-ihtiyaçları, annede yaşanabilecek sağlık sorunları, psikolojik destek v.b. olası her durum için anne-babayı bilgilendirecek profesyonel personel yerleştirip kafa karıştıran her detayın ortadan kalkmasını sağlardım.
-Lohusa depresyonu denen illeti ortadan kaldırırdım…

Emzirme reformu gerekli; siz de reforma destek verin. http://emzirmereformu.com/
Bu manifestonun yazılımına katkıda bulunmak isteyen herkesten ricamız, bu soruları yanıtlamaları. Blogunuz varsa, yanıtların linkini AnneDostuToplumPlatformu@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Blogunuz yoksa da bu soruları yorum kısmında yanıtlayarak konuya katkıda bulunabilirsiniz.


7 Ekim 2011 Cuma

Anneanneyle Lüküs Hayat

Anneanneyle neredeyse bir aydır beraberiz. Birlikte zaman geçirmek hem Murathan için hem de benim için fazlasıyla konforlu :) İşe başlamak konusundaki endişelerim hakkında konuşurken annemin beni rahatlatma çabalarının şimdi ne kadar yerinde olduğunu anlıyorum. Yeni doğum yaptıysanız ve bebeğiniz her bebek kadar huysuz ve problemliyse gerçekten önünüzü görmekte ve akılcı kararlar almakta zorlanabilirsiniz. Ben ilk zamanlarda Murathan'la benden başka kimse başa çıkamaz diye düşünüyordum. Babasında bile beş dakikadan daha az zaman geçirebiliyor, uyurken başka birine verdiğimde hemen tekrar uyanıyor ve kucağıma aldığımda yeniden sakinleşiyordu.




Fakat zaman ilerleyip Murathan o sıkıntılı zamanları atlattıkça ikimiz için de hayat kolaylaşmaya başladı. İlk zamanlarda sadece kucakta uyuyan, 7/24 yapışık dolaştığımız o Kuala, artık salıncakta uyuyan, uyanık olduğu süreler içinde kimin kucağındaysa onunla sorunsuz zaman geçiren bir bebek olmaya başladı. Benim bu duruma alışmam ve artık bana bağımlı olmadığını kabul etmem de çok zaman almadı doğrusu. İlk aylarını yanımızda kimse olmadan geçirdiğimiz için hep böyle devam edeceğini sanarak kendimi de fazlasıyla yıprattığımı anlıyorum şimdi. Biraz rahat olmalıydım, bir miktar ağlamasını o kadar da dert etmemeliydim, uyumak istemiyorsa ille de uyutmak için kasmamalıydım ama yapamadım. Sanırım bütün bunlar her şey belli bir düzen içinde aksamadan devam etsin fikrinin getirdiği dayatmalar. Her ne yaparsam belli kurallar içinde olsun istediğim için bebek bakma konusunda da aynı sistemi uygulama çabam belki de yaptığım en büyük hata oldu. Tabiri caizse biraz SALMAK gerek, ama işte onu o günlerde algılamak ve kabullenmek neden bilmem kesinlikle mümkün olmadı. Şimdi şimdi farkına varıyorum pek çok şeyin. Ağlayıversin canım, nasılsa ilgisini çekecek bir şey bulunca susuyor, ya da bir saat geç uyuyuversin, nasılsa son çözüm olan battaniyesinde sallayarak uyutmak istisnasız işe yarıyor. Sadece hasta olmasın, ilaç desteğine ihtiyaç duymasın yeter. Aslında biz çok şanslı bir anne-babayız. Doğduğu günden bu yana hiç bir hastalık gerekçesiyle çalmadık doktorunun kapısını. Sadece gaz sıkıntısını kolay atlatması için doğal içerikli bir damla tavsiyesi aldık. Onun dışında köye götürdüğümüzde üşüttük, hiç akmayan o fındık burnu çeşme gibi aktı da bir derece ateşi yükselmedi ve iki güne kalmadan onu da atlattı. Sarılık bile olmadan çıktık hastaneden. Benim oğlum çok güçlü olacak biliyorum. Dirençli, dirayetli, kararlı ve karakterli olacak. Tüm sinyallerini veriyor şimdiden bu özelliklerin... Ben keşke ilk başlarda hissetseydim dediğim o tüm rahatlıkları şimdi hissediyor ve bu ferahlıkla artık Murathan'la daha kaliteli zaman geçiriyorum. Tabi bu hislerimin en temel sebebi de annem. O gelip bizimle kalmasaydı, Murathan'a bakmasaydı ve ben işe dönmeseydim sanırım şimdiki durumumuz ilk zamanlardan çok daha elzem olurdu. İlk günlerde okulda fırsat bulunca hiç değilse bir kez arayıp neler yaptıklarını soruyordum. Ama artık onu da yapmıyorum. Çünkü biliyorum ki Murathan olabileceği en güvenli ellerden birinde, anneannesinde.... Ve bu beni çok iyi hissettiriyor. Murat'la eve döndüğümüzde Murathan uyanık oluyor, ona görünmeden şarkı söylemeye başlıyorum; 'Minik karınca, çok sevinirmiş karnı doyunca, çok mutlu olurmuş annesi gelince, babası gelince' Murathan o anda her ne yapıyorsa bırakıyor ve gülümseyerek etrafa bakıyor. Sonra bizi görüyor ve ellerini kollarını hızla çarpıyor bedenine :) Öpüşüp koklaşıp hasret gideriyoruz. İşte bu sahne bütün gün hevesle ve keyifle çalışma sebebim, sırf bu yüzden öğle saatini iple çekiyorum, ve bu yüzden işe başladığım için zerre kadar pişman değilim. Israrla da tavsiye ediyorum...
Şimdi gelelim Anneanneli zamanlara; Sabah işe gitmeden Murathan'ı doyurup anneme bırakıyorum, çoğunlukla uyuyor oluyor. Ama eğer bir vesile ile uyandıysa evden çıkana kadar gülüşmeleri dinliyorum :) İlk uyku 9-9,30 gibi bitiyormuş, uyanınca sıcak bir banyo, biraz oyun, beslenme ve ikinci uykuya. Sonra tam bizim yemeğe geldiğimiz saatte tekrar uyanıyor ve işte o zaman bizim saatlerimiz başlıyor. Babasıyla biraz zaman geçirdikten sonra karnını doyurup tekrar uyutuyoruz. Babası işe dönüyor ben dersim olmadığı için evde kalıyorum. Hava iyiyse uyandığında parka gidiyoruz ya da evde ben yapılması gereken işlerimi yapıyorum bazen çok yorgun ve uykusuzsam birkaç saat uyuyorum. Bu arada annem Murathan'la ilgilenmeye devam ediyor.




Bütün öğleden sonra böyle geçiyor. Akşam babası geliyor, Murathan'ı kucağında tutarken yemek yiyoruz, sonra biraz daha oyun... Akşam uykuları gündüzden daha kısa, komiklik şakalar derken açılıyor iki uyku arası. Varsın olsun, yoksa hiç yüzünü  göremeyeceğiz. Çok geç saate kalmadan Murathan'ı alıp anneanneyi dinlendiriyoruz, tabi benim yapmam gereken bişeyler yoksa. Anneanne dinlenmeye çekiliyor ya da varsa dizisini seyrediyor bu boşlukta. Babası oğluyla hasret gideriyor. Yatma zamanı gelince de önce biraz ayakta sallayıp dalınca kucaklaşıp yatıyoruz. 2-3 kez uyanıyor bazen geceleri. Acıktığını saat takibinden anlıyorum, eğer 2 saatten önce ağlıyorsa başka bir sıkıntısı oluyor. Genelde ayakta sallanmak istediği için uyanıyor, ben de tekrar ayağımda uyutup yanıma alıyorum. Ama acıktıysa daha kolay, ikimiz de çok fazla yorulmadan hemen karnını doyuruyorum ve çok geçmeden uyuyup kalıyoruz. Geceleri birlikte yatmayı seviyorum.Sarılıp uyumaktan çok keyif alıyoruz. Tam dalmamış olsa da mırıl mırıl sesler çıkartarak o da bundan hoşlandığının belirtilerini veriyor. Sarılıp alnından öptüğümde ya da sırtını okşadığımda hımmmm yapıyor :) Sabah 6'da gün yeniden başlıyor. İhtiyaçlarını giderip hazırlanmak için kalkıyorum ve yine rutin başa dönüyor. Benim için ise bütün bu olanların içinde konforlu olan pek çok şey var. Mesela eve geldiğim halde işlerim varsa Murathan'la ilgilenmek zorunda değilim. Ya da hafta sonu annemin de biraz uyumasını sağlamak için onun yanına gidiş saatini 10 ya da 11'e çekip o saate kadar birlikte uyuyarak, sonra anneanneye verip gelip tekrar yatabilirim :) İstediğim zaman dışarıda fazladan zaman geçirip, koşa koşa eve dönmek zorunda değilim hatta bir akşam davet edildiğimiz bir arkadaş toplantısını kabul edebilir, banyoda istediğim kadar kalıp, istediğim yemeği istediğim hızda hazırlayabilirim.... Liste uzar gider.... Anneniz varsa yükünüz yarıya iner. Bu hep böyle olmuştur. Derdinizi dinleyerek, ihtiyaçlarınızı gidererek, size moral vererek ya da bebeğinizi büyüterek. Her ne ad altında olursa olsun anneniz varsa gözünüz arkada olmaz. Bizi önceliğine aldığı için, bütün her şeyini bırakıp geldiği için, annem olduğu için şanslıyım...
Teşekkürler anne...

30 Eylül 2011 Cuma

3. Ay

Doğumun ardından 3 ay geçti, hem de sular seller gibi... Zaman hızlı geçecek, keyfini çıkart diyenleri şimdi daha iyi anlıyorum ve uygulamak için anın tadını çıkarmaya çalışıyorum.
3.ayına Ankara'da girdi Murathan... Bayram dönüşü herzamanki gibi verdiğimiz Ankara molasında. Artık herşeyin daha çok farkında, bilinçli olarak tepkiler veriyor, sesinin farklı tonlarını kullanarak çığlıklar atıyor. Tükrük bezleri iyiden iyiye faaliyet gösteriyor, bu yüzden önlük sayısını artırdık... Gözleri ağlarken artık daha çok yaşarıyor... Parmaklarını sokabildiği kadar ağzına sokuyor :) Tam bir agulama dönemi yaşıyor. Fatma halasının 'kumru' ve 'güvercin' benzetmesinin hakkını veriyor... Dudaklarını birleştirip tükrükle karışık 'buurpp' yapıyor :)



Yüz üstü yatarken ayak tabanları desteklendiğinde emekleme çalışmalarının ilk hamlelerini yapıyor. Kollarının altından tutup kaldırıldığında dizlerini kırarak zıplar gibi yere tekrar basmaktan çok hoşlanıyor ve bundan ne anlıyorsa artık çok gülüyor. Sır üstü yatarken koltuk altını ve göbüşünü öpünce kahkaha atıyor, işte o zaman insanın içi eriyor. Şarkı söylendiğinde pür dikkat dinliyor ve gülümseyerek söylediğimizde o da aynı tepkiyi veriyor. 2 numaralı beze geçerek o bezlerin de hakkını vermeyi ihmal etmiyor, bazen onunla yetinmeyip beline kadar kirletiyor... Eski kıyafatlerinin neredeyse hiçbirini giyemiyor, doğum kilosunun 2 katına ulaştı ve hızla uzamaya devam ediyor.


İlk bayramını kutladı, ikinci için gün sayıyor. Yeni yüzler tanıdı, eski tanıdıklarıyla yeniden buluştu. Yeni bir müzikli salıncağı,oyun minderi ve bebek arabası oldu. Salona kurduğumuz beşik salıncakta uyumaya başladı. Ben okulların açılmasıyla birlikte işe döndüğüm için anneannesi ona bakmaya geldi. Gün içinde onunla çok zaman geçirirken öğleden sonra ve geceleri bizimle oluyor. Akşam saatlerinde gündüz uyuduğundan çok daha az uyuyup geceleri de bir kaç kez kalkarak o boşluğu tamamlıyor. Sarılıp uyumaktan çok keyif alıyor, hala az da olsa kusuyor ve artık kendi kendine gaz çıkartabiliyor. Çay kaşığıyla vitamin içerken gözlerini hafifçe kısıp ağzını açıyor ve yalanmaya başlıyor :) Banyodan çok büyük keyif alıyor ve banyo sonrasında kulağını ve burnunu kulak çöpüyle temizlerken hiç kımıldamadan duruyor :) Tanıdığı tanımadığı herkese gülümseyerek yaklaşıyor, ona gülümseyen hiçkimseyi geri çevirmiyor... Sıkılınca melodik olarak çığlıklar atıyor. Kucağımızda sohbet ederken ya da oyun oynarken nefes nefese kalıyor...
Murathan hızla büyüyor, içimizdeki yeri de öyle... Sevgisi için söyleyecek laf bulmak zor, gelişimi ile paralel gidecekse, kalbimiz bu coşkuya nasıl dayanacak bilmiyorum:)

Yeni tanışmalara gelince;

Nurgül Abla Murathan'ı çok sevdi

Sedat Amca'yla ikinci görüşme

Canımız Nefset Teyze

25 Eylül 2011 Pazar

ÇOK BAYRAMLAR GÖR

Uzun bir tatilin ardından olan biteni kaydetmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Yaklaşık bir yıl sonra memleketime gidecek olmanın verdiği keyif ve enerjiyle 20 günlük bir tatil için gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra yola çıktık. İlk adres her zamanki gibi Ankara oldu tabi. Bir gece kalıp Akşehir’e gidecektik. Murathan yol boyunca araba koltuğunda kalmamak için epeyce ısrarlıydı, tabi ben de tam tersi için. Dolayısıyla yorucu bir gecenin bizi beklediği sinyallerini veren uzun uykusuzluklar eve ulaştığımızda kendini göstermekte pek de geç kalmadı. Biraz dinlendikten sonra ufak tefek eksikleri gidermek amacıyla alış verişe gittik ama ben almayı düşündüğüm hiçbir şeyi alamadım, çünkü Murathan sling içindeyken değil kıyafet, ayakkabı bile deneyemiyordum. Eve döndüğümüzde güzeelcee gece uykusu uyuyup öğlene doğru da yola koyulduk. Akşehir’e ulaştığımızda bizi aşağıda karşılayan babam ilk kez tanışacağı torununu araba koltuğuyla alıp hemen eve çıktı, tabi biz kaldık öyle :) Sanırım artık ilk kez Murathan’ın sorulmasına, onun kucaklanmasına, karşılanmasına alışmalıyız :)


Murathan’ın uyku sorununu bilen annem ve babam evde onun için epeyce konforlu bir salıncak hazırlamışlar. Ben çok bilmişliğimle orada yatmayacağını iddia ederken annem Murathan’la gidip tek başına geri döndü. Evet Murathan salıncakta uyumuştu, bu bir mucizeydi… Yine de yol yorgunluğuna verdim doğrusu, ama sonraki gün ve bir sonrakinde de uyuyunca ev sahibimiz Göksel Bey’in tavanını delmek farz olmuştu…. Murathan yapı itibariyle ilk gittiği yerleri incelemek, her yere hızlıca göz atmak, herkese tek tek dikkatle bakmak, kafasını sağa sola çevirerek hiçbir şeyi kaçırmamak isteyen bir bebek. Dolayısıyla görsel olarak hafızasının güçlü olacağını düşünüyorum. Bütün evi inceleyip herkesi dikkatlice izledikten sonra birkaç saat aralıksız uyudu. Sonra abimler geldi...


Pek çok zaman olduğu gibi kocaman bir aile olarak arife akşamı toplanıp özlem giderdik. Bayram sabahı uzun ve keyifli bir kahvaltının ardından rutin bayramlaşma töreni, küçükten büyüğe :) Murathan ilk bayramında, ilk bayramlığıyla ilk bayram harçlığını aldı…


Bayramın olmazsa olmaz köy faslını da eda etmek üzere yola çıktık. Bütün gün onun için yorucu olan bir tempo ile bayram ziyaretleri yaptık.


Tabi bu kadar yorgunluk bir şekilde patlak verecekti ve de verdi… Mutfağa kurduğumuz salıncak da işe yaramayınca Murat bizi Akşehir’e geri götürmek zorunda kaldı. Sanki o çılgına dönen çocuğu köyde bırakmış ve eve başka bir Murathan’la gelmiştik... Gülücükler, oyunlar, agular… ve ardından epeyce uzun süren bir uyku…. Sonraki günlerde de onu çok fazla görsel uyarana maruz bırakmadan ve en önemlisi uyku saatlerini kaçırmadan hem tatilin hem de birlikteliğin tadını çıkarmaya çalıştık. Hatta bir gün abimlerin teklifiyle Afyon’a gitmeye karar verdik. Akşam saatlerinde orada olmak üzere çıktık ve yol üzerinde outlet mağazaları ziyaret ettikten sonra güzel bir akşam yemeği ve Oruçoğlu’nda havuz keyfi…. Çok uzun süredir bu kadar iyi dinlendiğimi hatırlamıyorum.



Abartıp Konya’ya bile gittik :) Murathan’la ilk kez bu kadar uzu saat ayrı kalıyorduk. Gidiş planı günler öncesinden belli olduğu için az az da olsa süt stoğu yapmaya başlamıştım. Akşam üzeri yola çıkıp gece yarısından önce eve geri döndüğümüzde stoğun neredeyse yarıdan fazlası hala duruyordu... Sık sık neler yaptığını, uyuyup uyumadığını, ne kadar süt içtiğini öğrenmek için annemi bunalttığım da oldu ama ilk kez bu kadar uzun süre ayrı kalıyorduk ve ben özgür olduğum için keyifli olduğum kadar endişeliydim de…. Ama itiraf etmeliyim ki eğer çocuğunuza bakacak biri varsa ve siz epeyce bunalmışsanız keyfini çıkarmanız gerektiğini anladım. Bir yıldır görmediğim herkesi görme şansım oldu, bütün kuzenler, halalar amcalar, abiler, ablalar… O kadar iyi geldi ki… Ben özgürlüğün tadını çıkartırken annem Murathan’ı üst komşunun da yardımıyla saatlerce uyutmuş… Yani gitmekle gerçekten yerinde bir karar vermiştim… Akşehir’deki son günümüzde toparlanıp yanımıza anneanneyi de alarak, arkada gözleri dolarak bizi uğurlayan dedeyi bırakıp Ankara’ya yola çıktık.
Bir gece olarak planladığımız mola süresi alışveriş faslının uzamasından dolayı iki güne çıktı. Annem yine büyük bir özveriyle Murathan’a bakarken biz uzun bir aradan sonra ilk kez karı koca gezmelere gittik… Murat uzun zamandır uğramak istediği Decathlon’dan gönlünce alış-veriş yaparken ben de keyfini çıkarta çıkarta AVM gezdim, tavuklu noodle yedim. Görmemişler gibi uzun süredir yapmak istediğim ne varsa peş peşe ekledim. Eve fazladan bıraktığım sütü annemin görmemiş olması sebebiyle erken dönmek zorunda kalsak da epeyce keyif aldık.



Ertesi gün tatilin Amasya ayağına sıra geldiğinde de Murathan uzun yolculuklara biraz daha alışmış ve onu özleyen babaanne, dede, hala, amca ve kuzenleriyle buluşmak üzere hazırdı. Amasya’da da Saliha hala Murathan’ın bakımını üstlenerek beni dinlendirdi.


Uyku saatleri, beslenme ve oyun süreleri ayarlandığı sürece hemen hemen hiç sorun yaşamadı. Sabahları uyanır uyanmaz tıpkı Akşehir’de teyzesine ve dedesine yaptığımız gibi önce Fatma halasına ve sonra da diğerlerine verilerek sabah uykusuna tek başına devam edildi; ki en dinlendirici kısmı da buydu bence :)


Semaver çayı, çardakta kahvaltılar, kahve sohbetleri böyle olunca daha keyifli oluyordu. Kuzenleri Murathan’ı sırayla sallayarak uyutup, uyandığında da sırayla seviyorlardı. Metin’in bir teklifi çok cazipti aslında :)
- Yenge ben askerde nöbet yazardım, şimdi ben bunlara en küçükten büyüğe sırayla nöbet yazayım. En kıdemsizi Ceren olduğu için ona 3-5 yazayım, babam tabur komutanı olduğu için o nöbet tutmaz… :)
Ceren’in Murathan uyandığında söylediği bir şeye çok gülmüştüm;
- Ya abla ben sıra bende, ben uyuttum ben sevicem :)
Kapan alıyordu vallahi… Bu işten en çok muzdarip olan da babaanneydi. Ben hiç sevemedim, verin biraz serzenişleriyle geçti bir hafta :)


 En karlı olan da Fatma oldu çünkü tam en keyifli zamanı yani uyanıp beslendikten hemen sonraları o alıyordu… Ama Metin sadece akşamları görebiliyordu… Fakat şuna inanıyorum; Murathan büyüdüğünde amcasıyla çok enteresan bir ilişkisi olacak :)



Tatili bitirip eve dönmeye hazırlandığımızda herkese bir Murathan acısı çöküyor :) Çünkü bu küçük sıpa yaptığı sevimliliklerle herkesi kendine kısa sürede bağlıyor ve kimse ayrılmak istemiyor. Eve döndüğümüzde Murathan’ın kapıdan girip odaları dolaştığımızda heyecanlandığını gördüm, çok ilginç ama sanırım bu çocuk evi tanıyor. Artık evdeydik ve kendi sistemimize dönmek için biraz zamana ihtiyacımız vardı. Bir gün sonra anneanne de geldi. Salona salıncak kurup mutfaktaki televizyonu da salona alarak anneme yeni bir yaşam alanı yarattık. Geceleri benim yanımda, gündüz anneannesi ile kah ayakta kah salıncakta uyuyan küçük kedi artık eski düzenine kavuştu ve akşam saatlerinde kaçan uyku hariç gayet iyi bir uyku düzenine sahip. Ben işe başladım, yarım gün okulda geçen süre hem benim sosyal hayattan kopmamamı sağlıyor hem de Murathan’la daha kaliteli zaman geçirmeme neden oluyor. Birbirimizi özlüyoruz, eve döndüğümde bunu tepkilerinden anlamak hiç de zor değil. Ama akşama kadar ve dahi gece bu özlemi giderecek bolca zamanımız oluyor. Ben annemi, annem beni dinlendirerek Murathan için en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Yeni bir anneyseniz; bir anneniz olması çok önemli…çok…
Şimdi işin yeni tanışmalar ve eskilerle yeni anılar kısmına gelelim :)

Ahmet dayısıyla ilk kez karşılaştı

Asena ve Ayçe teyzesiyle bayram günü

Sinem ve Asiye ablasıyla

Figen teyzeyle muzurluk peşinde

Selen ablayı yemeğe çalışırken :)

Feral yengeyle ilk buluşma

Ercan amcaya iadeyi ziyaret :)

Daha nice bayramlarda nice güzel anılar biriktirmek dileğiyle minnakım...

25 Ağustos 2011 Perşembe

Üçüncü Yıl

Hep öyle gidecek gibi geldi önceleri, yani hep uzaktan severek, yollar gidip gelerek, otogar havası teneffüs ederek sıklıkla ve yol boyunca içlenerek... Sonra birgün herşey değişti. 3 yıl önce bugün, belki de şimdiye kadar attığım imzaların en yerli yerinde olanını atarken ve her anı hafızama kazımaya çalışırken...



Faks kağıtlarına yazılan upuzun mektuplar, mektuplara iliştirilmiş küçük hediyeler, apansız gelip gitmelerle hayrete düşürmeler, kısacık zamanlara bi dolu şey sığdırmalar, derin düşünceler, küslükler, gülüşmeler ve daha nice yaşanmışlık farklı bir boyut kazanmıştı.
Normal bir flörtten bir miktar daha uzun süren o süreçte evlilik fikrine gerektiği kadar hazırlanmamıştık ikimiz de, çünkü evli olmama durumuna fazlasıyla alışmıştık sanırım. Ama süreç başladığında buna adapte olmakta hiç de zorlanmadığımızı farkettik. Olması gereken her ne varsa kolaylaştırarak ve de keyfini kaçırmadan yaşadık. Şimdi geriye dönüp baktığımda düğün öncesi hazırlıkları hatırlıyor ve en az o zamanki kadar keyif alıyorum.
3 gün 3 gece düğün derler ya hani, hah işte tam da öyle oldu :) Akbaba'da bir gece kına gecesi ve sabahında uğurlama töreni...


Fotoğraf ve anı biriktirme kısmı bittikten sonra epeyce zorlu bir uğurlamayla ayrılmıştık köyden...


Aradan bir kaç ay geçtikten sonra Murat o günü kendi üslubuyla anlatıp epey güldürmüştü beni :) 'Herkes benden nefret etti o anda, kendim bile, iyi ki orda yoktum, linç edilme riskim vardı' şeklinde bir geyikti... Hala gülerim...
Ama çok uzun sürmedi tabi, yolda biraz güldük, herşeyi unuttuk...


Yolda gelinliğimi çıkartıp Amasya'ya yaklaşırken bir daha giydim... Gelinliğimi çok severek yaptırmıştım ve belki de hiç bir gelin benim kadar doymamıştır gelinliğine. Defalarca giyip çıkardım (Şimdi istesem de giyemiyorum, iyi yapmışım:))



Amasya'da aynı gece dinlenip 2 gecelik maratona hazırlandık, bir kına gecesi ve bir nikah töreni için..
Artık Amasya'daydık, yaşayacağımız şehirde. Evden uzaklaştığım, evime yaklaştığım fikrine alışmaya çalışıyordum... Günler o kadar hareketli ve dolu dolu geçiyordu ki takip edip anı yaşamak için bile ekstra bir çaba sarfediyordum ama şimdi tüm detayları hatırladığımı görünce başarılı olduğumu düşünüyorum...


ve artık evliydik... Aynı gece yola çıkıp Bodruma gidiyorduk, yolda gecenin bir yarısı sessiz sessiz espriler yapıp kikirderken Murat elimi tutup  'çok gülecez len' demişti :)
O bilip de mi söyledi yoksa denk mi geldi bilmiyorum ama hakikaten çok güldük, gülüyoruz da...

Gelmekle ne iyi ettik, gelip kalmakla bilsen...Birbirimizi seçmekle, vazgeçmemekle, sevmekle ne iyi ettik bilsen, evlenmekle... Ben 9 sene önce nasıl aşıktımsa sana, bugün de öyle... Azalmadan, değişmeden... Hep diyoruz ya; kapı kapanır ve biz içerdeki havayı soluruz. İçerdeki her güzellik için teşekkür ederim. Seni seviyorum oğlumun babası...







24 Ağustos 2011 Çarşamba

İlk 2 Ay

Hamileliğimin son aylarından bugüne kadar süren el uyuşukluğu ki adı karpel tünel sendromu yeni yeni geçtiğinden isteyip yazamadığım gelişmeleri sıkıştırılmış olarak ancak şimdi yazabiliyorum. İlk iki ayın özetini geçecek olursak;
Doğum sinyalleri baş gösterince hep olmasını istediğim gibi ablama haber verildi ve aynı gün uçarcasına burda olması sağlandı... Annem zaten 2 gün öncesinden gelmişti. Doğum yaptığım sabah (ki o günün hikayesini, kucağımda Murathan'ın uyumadığı daha dingin bir gece yazmayı planlıyorum) hastanede Murat, Annem, Ablam, akşam üzeri de Saliha Abla vardı. Gece orda kalmak istemediğim için akşam eve döndük ve sanırım bu da verdiğim doğru kararlardan biriydi. Herkes epeyce yorgun olduğu için gece Murathan'ın uyanmalarında ben ve Saliha Abla ayaktaydık. Hepimiz ufacık bir canlının aramıza katılmasının şaşkınlığı ve keyfi içindeydik. Biz Murat'la gidip gelip oğlumuzu seyrediyorduk, eğilip onunla konuşuyor, komiklik-şakalar yapıyorduk. Yıkanmamış olmasına rağmen, ki 3-4 gün yıkanmaması konusunda fazlasıyla kararlıydık, bu kadar güzel kokuyor olmasına hayret ediyor bunu sebebini Murathan'ın kulağına eğilip soruyorduk. Sadece acıkınca uyanıp ağlıyor ve beslendikten sonra yeniden uyuyordu. Aslında o günlerimiz ne kadar da dingin geçiyormuş. İlk haftaya kadar bizimle aynı odada uyudu, park yatağını yatağımızın yanına koyduk ve uyandığında besleyip tekrar uyuttuk... Sonra nasıl oldu da o yatak annemin yatağının yanına taşındı tam olarak hatırlayamıyorum. Ablam aynı hafta sonu dönmek zorunda olduğu için bizden ayrıldı, zaten gidiş o gidiş :) Saliha abla da bir kaç gün kalıp Amasya'ya döndü. Annem Murathan 1 aylık olana kadar kaldı, ilk ay aşısı olana kadar beklemesini istedim, çünkü aşının ateş yapacağı gibi bir kanı vardı bende. Fakat öğrendik ki o zaman yapılan aşılar ateş yapmayan türdenmiş. Gayet rahat bir gece atlatmıştı. Aşı yapılırken ben ondan daha fazla zorlandım, bir de ilk hafta muayenesinde elinin üzerinden kan almışlardı. Bende hipotiroidi olduğu için o kontrolün yapılması gerekiyordu. Kan almak için hastanenin emzirme odasına götürdü hemşireler bizi. Sonra oğlumu yatırıp elinden kal almaya başladılar. Murathan o kadar büyük bir çığlıkla ağlıyordu ki, dayanmak işten değildi. Ben de yüzüne dokunup sakinleştirmek için konuşmaya çalışıyordum ama ağlamaktan tek kelime bile edemiyordum. Odada bebeğini emziren bir kaç anne halime epey acıyıp beni anladıklarını dile getirmeye çalıştılar. 'lohusalıkta oluyor böyle şeyler, daha haberleri seyrederken bile ağlayacaksın'... Aman ne güzel, içimi rahatlattınız... Ama ilginçtir ki Murathan bir kaç dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi etrafı izlemeye devam etmişti... Fakat ben bu leveli daha atlatamamışken sağlık ocağında topuk kanı aldılar... İşte orda kalmaya cesaret edemedim ve tüm yükü Murat'a yıktım. Döndüğümde ağlamanın son aşamalarındaydı ve kucağıma aldığımda artık susmuştu...
O günlerin daha hızlı geçtiğini düşünüyorum şu an, belki de 3 ay sonra geriye dönüp bakınca da bugünler için aynı şeyi düşüneceğim bilmiyorum, ama çoğu detayı net hatırlayamıyorum. Sadece annem gittikten sonraki ilk günlerde elim ayağım karışmıştı, uyurken anneme alıştığı için uyutmayı beceremiyordum, üstelik gaz sancılarının tavan yaptığı dönemlerdi... Verdiğimiz damla(Om-X) işe yarıyordu ama yine de çok sıkıntı çekiyordu. Beslenme ve gelişiminde hiç bir aksaklık yoktu, sadece uyumak için seçtiği yer (babasının ya da benim kucağım) bizi perişan ediyordu...
Gözünü açar açmaz teyzesi ve anneannesiyle tanıştı. Teyzesinin parmaklarını tuttu sıkı sıkı, küçücük gözlerini açıp kısık kısık teyzesine baktı uyanık olduğu saatlerde. Belki biliyor belki daha bilmiyordu ilerde onunla zaman geçirmenin çok keyifli olacağını...

Çünkü ne demişler; Anne yarısı :)

Saliha Halası oğlumun daha ilk banyosunda maharetlerini göstererek hepimizi şaşkına çevirdi, kimse son çocuğunu 13 sene önce dünyaya getirdiğine inanmazdı doğrusu :)


İlk banyosunun ardından halasıyla egzersiz

1 haftalıkken dayısı ve yengesiyle tanıştı. Dayısı gaz sıkıntısı adına hiçbir şey bırakmayacak kadar çok ovdu Murathanın karnını :) O zamanlar içim sızlıyordu abim onu mıncıkladıkça ne yalan söyleyeyim, kızıyordum da... Ama Murathan hoşnutsuzluk belirtmediği için pek sesimi çıkarmıyordum. Gidene kadar beslenme zamanları hariç hep koyun koyuna durdular. Acıkınca da 'Gülci bunu şarj et geri getir' diyordu... Giderken de küçük gelen uyku tulumunu götürüp gitti, öğrendiğim kadarıyla evde kafasına takıp gezdiği zamanlar olmuş...


Kız halaya, oğlan dayıya :)

15. gününde babaannesi, dedesi, Fatoş ve Semra halasıyla tanıştı... Aynı zamanda Ercan Amcası ve Berna yengesiyle de... Sonra Berna'nın da bebeği olacağını öğrendik, kendi adıma sevindim çok, zamanlama konusunda özenli davranıyordu ve tam istediği gibi oldu. Henüz duruma alışamadığı için yabacısı gibiydi hamileliğin, ben de kağıt üzerinde bir hamilelik yaşadığım için fazlasıyla anlıyorum bu durumu... Fatoş haber vermeden geldiği için evdeki herkes tarafından hayretle karşılandı. Bebek bakmayı unuttuğu için Murathan'la fiziksel teması epey zorlu oldu başta :) ama sonra alıştı. İkinci gelişi hepimiz için daha keyifliydi. Hem o gelişinde amcasını da getirmişti oğlumun. İlk gelişinde bir gece kaldığı için çok uzun zaman geçiremediler ama ikincisi daha kayda değerdi.


Bu fotoğrafta mırıldanarak uyuyan Murathan'a içi giden Fatoş halasını görebilirsiniz :)



Semra halası ve babaannesi


Büyük hala ve babaanne ise biraz daha kaldı. Murathan'la vakit geçirmek biraz da bağlanma anlamına geldiği için aslında en çok hasar görenler arasındalar :)


Murathan olsa da yesek :)
35-36 günlükken de Metin Amcası geldi... Beraber bir haftaya yakın zaman geçirdikten sonra iyiden iyiye tanıyıp birbirlerini, ağlamadan keyif yapabiliyorlardı artık. Bir de bizim Metin'le 'bişey olsa da yesek' çıkışlarımızı özlemişim :) yad ettik...
Sonra 40 uçurmaya Amasya'ya gittik, hafta sonu kalıp döndük.


Murathan'ın sakinleştirmeye çalışan kuzenleri


Murathan Dedesiyle

Kırkı Amasya semalarına uçurduktan sonra yuvaya döndük. Değişiklikler konusunda biraz sıkıntı yaratan yavru kuş bir süre sonra eski düzeni tekrar yakaladı.


Amasya'dan Kastamonu'ya

Dönüş yolculuğu gidiş kadar sıkıntılı olmadı, neredeyse yol boyunca uyuduğu için biz de rahat ettik. Eve geldiğinde yol yorgunluğundan olsa gerek araba koltuğuyla balkonda 2 saate yakın uyudu...

Sonra pek gelen giden olmadı. Bir kaç arkadaş ziyaretimize geldi, biz gezmelere gittik, babası bizi yemeğe götürdü, AVM dolaştı sıkılmadan, gezmelerde sling içinde ara ara uyanıp ışık seyretti...
2. aşısında çok içerledi ama kolay unuttu... Yaklaşık 12 santim uzayarak 3,5 kilo aldı, artık ellerini yumruk yapıp tamamını ağzına sokmaya çalışıyor. Sonra sağa sola tükürüyor başı eğikse :) Bazen yutkunmayı beceremeyip tükrüğü ile tıkanıyor ve öksürüyor. Her beslenmesinin arkasından az veya çok mutlaka kusuyor, babası öğlen geldiğinde ya pantolununu ya gömleğini bir şekilde batırıyor. Kusmadan önce ciddi şekilde gülüyor, dün rastladığım bir bilgiye göre aslında çok gülüp karın kasları harekete geçtiği için kusuyormuş. :) Çok keyifli sesler çıkartabiliyor, farkında olarak şaşırmış gibi 'aaa' diyor. Babasını ve beni tanıyor ve kahkahaya yakın gülüşler saçıyor. Kafayı tamamen dik tutarak odaklanabiliyor, kollarındna desteklendiğinde ayakta durup üzerimize tırmanmaya çalışıyor, dün sırf denemek için halıda yürütüp babasına gitmesini sağladım, adım atmayı nerden biliyorsun sen sıpa... çok keyifliydi... Uykusunda gülüyor bazen de ağlıyor, herkesi şaşkına çeviren mimikler kullanıyor. Akşam olunca uyumak istemiyor. Saatlerce bizimle uyanık kalabiliyor. Babasının dediği gibi ' oğlum biz artık yatacaz, sen televizyonu kapatmayı unutma'...  Desteklendiğinde oturur pozisyonda durabiliyor, bazen de bir elini bacağına koyuyor küçük bir dede gibi oluyor o zaman :)) çok gülüyorum ben Murathan'a, hele babasıyla birlikte bazen onun ağzından konuşuyoruz, acayip eğleniyoruz...
Biz Murathan gelmeden de çok gülüp eğlenmiştik, o gelince neler olabileceği hakkında az çok fikrimiz vardı... Ama doğrusu bu kadarını beklemiyordum. Murathan sanırım çok muzip bir çocuk olacak.


Eğlenceli kadromuz 3'e çıktı... Asıl şov şimdi başlıyor :)