29 Kasım 2011 Salı

Teyze'nin kaleminden

Beklemiyorduk!...Ama geldi…
Tertemiz bir güzelliğe bakmayı özleyen gözlerimize iyi geldi.
Annesinin karnındaki ilk fotoğrafları, ilk kalp atışları, tekmeleri, testleri, odası, eşyaları; O’nun gelişine kırmızı halılar sererken, her aşamada bunu bir kez daha anladık. Dünyaya nasıl “bir şey”in geleceğini bilmeden zıbınları, çorapları, yatağı, oyuncakları alındı. O 9 ay benim için sabrımın sınırlarının çekiştirildiği anlarla doluydu.
Doğum esnasında Murathan’ın ilk çığlığı, dünyaya senin kanından, senin canından yeni bir üyenin katılması, sanki meleklerin gökyüzünden indirdiği nur gibi bir hediyenin kendine has gürültüsüydü. Sonra kapı açıldı… ve işte Murathan’cık… Gülci’nin aylarca sakladığı sır gün ışığına çıktı nihayet. İnsan ne hissedeceğini bilemiyor, sadece sarılmanın o tuhaf büyüsünü hatırlayıp, bir an önce kucağına alıp usulca “hoş geldin” demek istiyor.
Kucağınıza aldığınızda ilk günden gözlerinize, delecekmiş gibi durmadan bakan akıllı bir bıdıktı Murathan. Öpmek istesek de bir hayli; yanağını incitmemek için dudaklarımızı küçülterek en yumuşak yeriyle öpmeye çalıştık.


İnsan O’na baktığına “insan olmanın en saf, en masum, en suçsuz, en dürüst halini” görüyor. Enteresan mimiklerine, enteresan hareketlerine anlamlar yüklemek istiyor. Yaşadığına dair gösterdiği her hareketi ezberleyip birbirimize anlatıp bundan keyif almamız sanki O’nun tek amacıymış gibi görünüyor.
O saygılı bir bebek… Kendisiyle konuşulduğunda mutlaka sizi gözlerinize bakarak dinliyor. Arada bir sesiyle onaylıyor. Söylediklerinizi anladığını ima edip, konuşmaya devam etmenizi istiyor. O an ne söylediğiniz önemli değil. Japonya’daki depremde 2865 kişinin öldüğünü şirince söylerseniz, sizi yine gülümseyerek dinleyecektir.


Murathan gün geçtikçe büyürken hepimiz tarafından bilmeden, istenmeden yapılan hatalara, aksiliklere rağmen o da annesi gibi çok güçlü bir bebek. Zaman zaman yeri göğü inleten, gök gürültülerine meydan okuyan çığlıklarına rağmen, aslında karnı doyunca, altı değişince ve uyku saatlerini kaçırmayınca ve sakin ve rutin saatler geçirince çok mutlu…ve sağlıklı bir gelişim göstermesi  şükürlerimizin hediyesi olsa gerek.
Hiç kimse sabahın altısında uyandıramazdı teyzesini Murathan’dan başka. Şimdi en büyük zevklerimden biri oldu, Gülci’nin sabahları Murathan’ı yatağıma bırakıp gitmesi. O’nun hızlı hızlı ve telaşlı nefes alıp verişini dinlemek, mızmızlandığında sürekli kolunuzla sallamak zorunda olarak uyumaya çalışıp, uyuyamamak bile büyük keyif.
Şimdi de 2-3 yaşına gelmesini bekliyorum sabırsızlıkla. Yürümesini ve konuşmasını, iletişime geçmeyi istiyorum. Neler söyleyecek teyzesine, neler isteyecek, ne yaramazlıklar yapacak bakalım.Teyze olmak böyleyse anne olmak nasıldır kim bilir?...
Dünyaya bir çocuk getirmek konusunda korku ve endişelerimi yatıştıran Sevgili Murathan; Biliyorum, birbirimizi çok seveceğiz ilerde de… Seni oyuncaklarla, parklarla, dondurmalarla kandırmayacağım. Sadece seni gerçekten sevdiğim için beni seveceksin ve sadece beni çok sevdiğin için sözümü dinleyeceksin… Çok zeki bir çocuk olacağının sinyallerini şimdiden veren bir bebek olarak biliyorum ”ayağınızı denk alın başınıza ne işler açacağım yaramazlıklarımla ” diyorsun. Ama annen gibi annen ve baban gibi bir baban varken pek şansın yok biliyorsun. Ama teyzeler ne içindir,”annelerin çocuklarını yaz tatillerinde güvenli bir adrese gönderebilmesi içindir.” Ahmet Abin, sen, ben ve belki küçük kuzenin, annenin asla izin vermeyeceği çılgınlıkları yapabilmemiz için vardır Teyzeler.


Mutluluklarını, oyunlarını, yaramazlıklarını, başarılarını görmek için sabırsızlanıyorum. İçimizde sana dair beklentiler büyütmekten kendimizi alamayacağız biliyorsun. Seni bunaltacak “yapma!” larımız için şimdiden senden özür diliyorum. Ama sen şanslı bir bebeksin, hem annen hem baban sahip olabileceğin en eğlenceli ve en özel iki insan… Sevilmenin tadını şimdiden al…
Büyüdüğünde hatırlamayacaksın, zaman zaman seninle uyuyarak yaşama dair bütün ağırlıklarımızdan kurtuluyoruz. Gülüşünü gördüğümüzde sadece seni ve gülücüklerini dinliyoruz gözlerimizi sana yaslayarak…
Ansızın geldin, seni bu kadar beklediğimizi kendimizden beklemiyorduk.
Güzel yaşa…

13 Kasım 2011 Pazar

Anneanne'nin kaleminden


Murathan'ın hayatıma girdiği andan itibaren hissettiğim duyguları yazmaya çalışacağım. Şimdi sabahın 7'si, çok yoğun duygular içerisindeyim. Hepsini deftere dökmeye çalışsam daha nice defterleri doldurabilirim çünkü kesinlikle tarif edilemez bir sevgi kaynağı. Bu yazdıklarımın tek bir harfinde bile abartı yok.
Ben bir anneanne olarak onun yüzünü gördüğüm andan itibaren ona bakmaya doyamıyorum. Kimi zaman gözyaşlarıma hakim olamadan seviyorum. Onu bize lütfeden Mevla'ma her gün şükürler ediyorum. Murathan bana yetmiyor, onun kuzenlerini de en kısa zamanda görmek istiyorum, bu güzel duyguları onlarla da doya doya yaşamak istiyorum.
İyi ki varsın Murathan, sensiz olmak bir hiç, çok yaşa sen, herkes için hayırlı ol, hayatın boyunca sağlık sıhhat, mutluluk içinde yaşa...
Seni herşeyden çok seven Anneannen...

12 Kasım 2011 Cumartesi

Kurban Bayramı

4 günlük kurban bayramı tatili için Amasya yolcusuyuz. Anneanneyi Ankara'ya uğurladıktan sonra biz de yönümüzü Amasya'ya çevirdik. Artık yolda eskisi kadar rahat durmayan Murathan'ı oyalamak her yolculukta biraz daha zor oluyor. Çabuk sıkılıyor, uyumakta zorlanıyor. Koltuğunda sadece yarım saat uyuduktan sonra bir sonraki uykusunu yaklaşık 3 saat sonra Suluova'ya girerken uyudu. Zaten eve ulaşmaya 20 dakika kaldığı için 20 dakika sonra da tekrar uyandı. Murathan için bir yolculuk neyi ifade ediyor, bunu nasıl algılıyor çok merak ediyorum. Yani saatlerce kapalı bir ortamda kalıp kısa bir süre uyuyup, uyandığında farklı bir ortamda farklı yüzlerle karşılaşmak nasıl bir şey acaba... Eve geldiğimizde tüm ev halkı özellikle de Murathan'ı dört gözle bekliyordu. Murathan uykudan uyanıp kendine geldiğinde (ki bu onun hiç zor değil) hemen gülücükler atmaya başladı.

Bayramlıklarım

Herkes onu çok özlemişti. Dedesi, babaannesi, halası ve amcası biraz vakit geçirdikten sonra tekrar uyumak için vedalaştık. Kuzenleri bayramın 1. günü akşam üzeri geldiler. İlgi çekici ışıklı ve müzikli araba ve banyo oyuncakları hediyeleriyle Murathan'ın ilgisini çekmeyi başarabildiler :)
Ben Murathan'ı uyuttuktan sonra ya Ceren'e ya Elif'e veriyordum onlar ayaklarında sallamaya devam ediyorlardı. Özellikle Ceren uyandıktan sonra daha uzun süre oynama hakkını elde etmek için uyutmaya talip oluyordu :) Ama genelde ev halkı 'zaten sen uyurken beraber oluyorsun, biz o kadar da göremiyoruz' deyip Murathan'ı alırken Ceren; 'yaa ama ben...' derken Murathan çoktan gitmiş oluyor :) haklı olarak Ceren de küsüyor :)

Murathan Ceren'le (eski günlerden)

Fatma Hala 2. gününden itibaren hasta olup yattığı için o da istediği kadar zaman geçiremedi. Yine de ara sıra odasına gidip hasret giderdiler. Ama Metin amca genel anlamda uzun zaman geçirenler arasında sayılabilir. Altını yıkayıp dönerken onun odasına uğrayıp popo gösterip kaçma eylemi ile onu tahrik ediyor ve gelip Murathan'ı gıdıklayarak güldürmesine zemin hazırlamış oluyorduk. Dedesi Murathan'a hiç dayanamıyor. İyiden iyiye duygusallaşmış. Hakikaten öpmeye kıyamıyor, Murathan da onu elleriyle tanımaya ve dokunmaya çalışıyor. Pelüş oyuncak misali :) Babaanne de 'ben hiç sevemedim' serzenişleriyle herkese kızıyor :)
Amasya'ya gidiş günümüz 1 gün öne alındığı için ben istediğim hazırlıkları yapamadım, mesela pillerimi şarj edip makinemi alacaktım ama olmadı, bu sebepledir ki istediğimiz kadar fotoğraf çekemedik. Pilleri şarj etmek için evde şarj cihazı bulamadık, Metin'in aldığı piller de makineyi çalıştırmaya bile yetmeyince, işte böyle az fotoğraflı bir anı yazmak zorunda kaldım.
Bayram ziyaretleri arasında Büyük teyze vardı. Sonra Ayşe Hala ve Salih Eniştesiyle tanıştı...
Bayramın 3. günü Aykut ve Esra'lara davetliydik. Esra'yla nihayet tanışabildiler :)

Demek Esra Teyze sensin

Eğlencelisin Esra Teyze :)

Güzel bir akşam yemeği oldu, her ne kadar biz Murathan'la bu zamanın çoğunu Deniz'in odasında geçirmiş olsak da :) Bir kaç uykudan sonra artık biz de onlara katıldık...

 Ercan Amca'yla biberon ve rakı şişesi karşılaştırması

Berna Teyze, Eser, Anne, Esra Teyze, Deniz Abi

Bir dahaki görüşmemizde Eser de aramızda olacak inşallah. Oğullarımız arkadaş olacak, belki de bizden önce  bir araya gelmek isteyecekler... Bizden çok sahip çıkacak birbirlerine... Kim bilir....
Bayramın 4. günü öğleye kadar Murathan'ın uyuyup uyanmasını bekledik ve sonra eve doğru yola çıktık. Amasya'dan ayrılmadan Metin amcanın yanına uğrayıp vedalaştık, sonra Saliha hala ve kuzenleri evlerine bıraktık.
Yolda arabamızda küçük bir arıza yaşadık. Arabamız seyir halindeyken tüm sigortaları kapattı, kontak, farlar v.b. her şey kapandı. İnip arkadan ve önden gelen araçlara önce telefonun ışıklarıyla sonra el feneriyle kendimizi farkettirmeye çalıştık. Allahtan arıza ciddi değildi, akü şeysi çıkmış yerinden. Biz el feneriyle kendimizi göstermeye çalışırken arkamızdan gelen bir aracın durmayacağını sanıp ömrümün yaklaşık 20 yılını orada bıraktım. O esnada sadece Murathan'ı arabadan alıp almamak arasında gidip geldim ve almamaya karar verdim, araba onu daha iyi koruyacaktı... Araç farlarıyla üzerimize gelirken durmayacağına öyle odaklanmıştım ki kesin çarpacak diye düşünüyordum. Sonra durdu ve bizi sollayıp yoluna devam etti. Gerçekten fazlasıyla kokutucuydu. Murat'ın deyimiyle 'çoluk çocuk biraz korktu...' O el feneri çantamda olmasaydı ne halt edecektik acabaaaa! :) çoluk çocukmuş, sıpa!...
Eve dönmek hiç bu kadar huzurlu olmamıştı. Murathan çok sevdiği duvar saatini görünce gülümseyerek çırpınmaya başladı, sanırım o da benimle aynı fikirdeydi. Yatak odası ve oturma odasından gördüğü mutfak halısına gösterdiği tepkiler de benzerdi... :) Home sweet home... 
Bizden bir kaç saat sonra da anneannesi geldi, hasbihal  edip dinlenmek ve ertesi günkü mesaiye hazırlanmak üzere odalarımıza geçtik. 
Bir bayramı ve beraberinde 4 günlük tatili de böylelikle bitirmiş olduk..... Daha nice güzel ve birlikte geçireceğimiz bayramlarımıza...

Sen Geldiğinde

Doğumdan bir gece önce

9 Haziran 2011 sabahı uyanıp Murathan'ın geleceğine dair haber veren küçük mesajının ardından tereddüt, korku, endişe, heyecan, sevinç ve daha ne kadar inişli çıkışlı duygu varsa hepsini aynı anda yaşadım. Öğleden sonra olan  randevumuzu beklemeden durumu doktorumuza haber verdim. Beklememem gerektiğini söyleyince Murat'ı arayıp olanları anlattım. Acil durumlar için hazırda bekleyen valizimizi alıp çıktık yola. Asansörden inerken dönüşümüzde 3 kişilik bir aile olabileceğimizi düşündüm. Daha bir hafta vardı ama sanırım Murathan biraz sabırsızdı. Doktor NST sonuçlarına bakıp beni muayeneye aldı. Ağrım olmuş ama ben hissetmemişim, durum biraz sıkıntılı, bebeğin suyu az olduğu için bu geceyi bekleyelim ama yarın sabah gerekirse önce suni sancı o da olmazsa sezeryana alalım dedi. O anda hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim. Aylardır kendimi normal doğum için hazırlıyor, bi ton olumlama yapıp motive olmaya çalışıyordum. Doktorum normal doğum istediğimi biliyordu o yüzden beni sezeryana yönlendirmek için bahane yaratacağına inanmak istemiyordum, bebeğin suyunun az olması doğum esnasında kalp atışlarını etkiliyormuş bu yüzden de riske sokmak istemiyordu. Durumun ciddiyetini de fazla hafife almadan geceyi evde geçirmek istediğimi söyleyip, herhangi bir aksilikte tekrar gelmek üzere anlaşarak hastaneden ayrıldık. Dokunsalar ağlayacak kadar demoralize olmuştum, sanki her şey boşa gitmiş gibi hissediyordum. Her ihtimale bu kadar yakın olmak fazlasıyla can sıkıcıydı. Birisi kalkıp 'aman ne olacak canım, sezeryan oluversin' dese 'evet ya, ne olacak sanki, sezeryan olsun bitsin' diyecek kadar korkuyordum. Hastaneye gitmeden önce ablamı aramıştım, doğumda yanımda olmasını çok istiyordum. Akşam üstü apar topar geldi zavallım. Onun da gelmesiyle iyiden iyiye moralim düzelmişti. Artık daha güçlüydüm ve sabahı beklemek daha kolaydı. Gece ilerledikçe ufak ufak sızlamalar başladı. Fakat biz çay, sohbet, dizi derken çok yüz vermedik bu kıpırtılara. Saat geçtikçe ağrılar biraz daha hissettiriyordu kendini, ben bu anların bile tadını çıkarmak için maskaralık yapmaya devam ediyordum...

Artık yatalım benden size hayır yok deyip odalara çekildiğimizde saat 12'yi geçmişti. Uyumaya pek izin vermiyordu, ama hala dayanılmaz değildi. Yatak odasında yürüyerek, ağrıyı hafifletecek teknikleri kullanarak zaman geçirdim, Murat ara ara uyumaya devam ediyordu. Saat 2'yi geçtiğinde artık yatmak daha da zorlaştığı için oturmak ya da gezinmek zorunda kalıyordum. Okuduğum ve duyduğum pek çok bilgi bu zamanın evde geçirilmesinden yanaydı o yüzden ben de bu süreyi evde doldurmaya çalışıyordum. Saat 4'ü geçerken artık ağrılar 10 dakikada 3'e çıkmıştı. Dolayısıyla ev halkı ayaklandırılıp hastanenin yolu tutuldu. Gerekli prosedürler tamamlandıktan sonra odamıza geçtik. Tabi ağrılar iyiden iyiye şiddetlenmişti. Şimdi düşünüyorum da, o ağrılar ara vermeden 15-20 dakika sürse ne korkunç olurdu... Şükür ki, bir kaç dakika da olsa çevrendekilerle göz kontağı kurup gülümseyebilecek kadar nefes aldırıyordu. Murat elimi tutuyor, annem belime masaj yapıyor, ablam derin derin nefes almam gerektiğini hatırlatıyordu. Tabi bu sıra ben gözümü açtıkça değişmiş de olabiliyordu :) Hiç yatmadan mümkün olduğunca ayakta ve yatağa tutunarak geçiriyordum ağrı anlarını, işe de yarıyordu. O kadar çok terliyordum ki; üzerimdeki önlüğü değiştirmek zorunda kalıyorlardı. Ve artık doğumhaneye gitme vakti gelmişti. Doktorumuz haberdar edilmişti, doğumhanede o da olacaktı. Doğumhaneye girerken herkesle vedalaşıp son olarak Murat'ı öptüm, 'size bir oğlan getirip geleceğim' dedim ve 9 doğuracak 3 kişiyi dışarda bıraktım :)
Harika 2 ebe ve fazlasıyla iyi hissettiren bir doktorum vardı. Doğumhanede her şey fazlasıyla hızlı ilerliyordu, acele ediyorduk ama neden ediyorduk bilmiyorum. Her şeyin 15 dakika içinde biteceğini söylüyorlardı. Bu kadar hızlı hareket edersek elbette 15 dakikayı da bulmayacaktı :) Biraz motivasyon biraz iltifatla işleri daha da kolaylaştırmaya çalışıyorlardı. Bir hasta bakıcının elimden tuttuğunu ve 'istediğin kadar sıkabilirsin' dediğini hatırlıyorum. Ve artık sona yaklaşıyorduk, 'bu son hamle' dedi doktor, 'şimdi bir oğlun olacak, haydi Gülcihan bunu yapabileceğini biliyorum'... Bu benim son çığlığım, Murathan'ın ilk çığlığı olmuştu.... Saat 07.45... Ve işte baş aşağı doktorun ellerinin arasında duruyordu. Acı ve ağrıya dair her şey o saniyede uçup gitmişti. Bu mutluluk ölüme sebep olabilir... O kadar güzel duruyordu ki, o ana dair söylenecek çok az şey var. Sadece ağlıyordum... Kucağıma verip kısa süre birlikte olduktan sonra masasına alıp temizleyip giydirdiler. Bütün bunlar yapılırken doktorum anestezi uzmanının beni 20 dakika uyutacağını söyledi. İğne yapılırken 'kolum uyuştu' dediğimi hatırlıyorum en son. Uyandığımda hala doğum masasında yatıyordum, sedyeye yatırıldığım andan sonrasını hatırlamıyorum. O arada asansörle odaya çıkarken herkesle konuşmuşum, 'işte benim oğlum' demişim mesela... Ebeler tebrik etmiş herkesi, ama benim o anlara dair hafızamda hiçbir şey yok. Hatırladığım sonraki an ise odamıza çıkıp yatağıma yatma anı. Murathan'ı kucağıma verip emzirmemi istediler.


Sanki daha önceden bu konuda uzmanmışız gibi. Hem o hem ben epey ter dökdük ilk defalarda. O henüz ağzını bile açık tutamıyor, bir türlü beceremiyordu. Zaten 1-2 dakika içinde uyuyup kalıyordu. 2 saatte bir emzirmemi söyleyip gittiler. Sonra babayla, anneanne ve teyzeyle tanıştılar.... Öpüşüp koklaştılar...








Küçük bir beşiğe yatırıp battaniyelere sardılar, hem onun hem benim biraz dinlenmeye ihtiyacımız vardı. Aradan bir kaç saat geçtikten sonra yürümek için koridora çıktık, normal doğumun bütün avantajları kendini göstermeye başlamıştı. Ayaktaydım ve çok fazla canım yanmıyordu, rahattım, ikimiz de sağlıklıydık. Hastanemizin bebek doktoru gelip Murathan'ın rutin kontrollerini yaptı, gayet iyiydi. Ardından kendi doktorum geldi, ben de iyiydim, evimize gidebilirdik. Akşam üzeri hastaneden çıkmak üzere hazırdık. Saliha abla da gelmişti artık, geri kalan hayatımıza devam etmek üzere evimize gittik...
Artık 3 kişilik bir aileydik, artık bizim için her şey çok daha farklı olacaktı, yeni bir bebek belki de yeni bir hayat demekti. Bunu henüz bilmiyorduk ama öğrenmek için çok zamanımız vardı.....

18 Ekim 2011 Salı

Yeni Dualar Öğrendim

Kendimi bildim bileli nazar, büyü, fal v.b. inanışları aynı kefeye koyup hiç prim vermedim. Ta ki Murathan doğduktan sonra ‘yahu hakikaten nazar değiyor galiba bu çocuğa’ diyene kadar. Sonra hemen hemen bilmediğim her konuda yaptığım gibi, ‘dur ben şunu bi araştırayım’ deyip düştüm konunun peşine. Birkaç güvenilir kaynak tarayıp tatmin oldum. Hakkında hadis olan nazar gerçekti ve ben o saatten sonra inanmaya başladım.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz nazar olayının, yaşanan bir gerçek olduğunu dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur: "Gözdeğmesi hak ve gerçektir."
Gözdeğmesi (nazar) iki sebepten dolayı olur: Biri, şiddetli düşmanlıktır. Diğeri de, bir şeyi beğenip onun güzel bulunmasıdır. Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
"Gözdeğmesi hak ve gerçektir. Eğer kaderin önüne geçen bir şey olsaydı, nazar, onun önüne geçerdi."
"Allah (c.c.)'ın kaza ve kaderinden sonra benim ümmetimden ölenlerin çoğu gözdeğmesindendir."
Hal böyle olunca; dilimize bir maşallah (anlamı Allah ne güzel yapmış)(ki doğru yazılışı maşaallah’mış) dolandı daha da gitmez. Gel gelelim ben inandım ama, hala da ‘benim çocuğuma kimden neden nazar olsun’ şeklinde hafiften bir sorgulama olmadı değil fakat fazla kurcalamadan gereği neyse yaptık ve dediğim gibi maşallah’ı dilden düşürmeden ‘acaba bugün nazar değdiği için mi uyumuyor, bak bugün çok ağladı koyma diyorum şu fotoğrafları internete’ şeklinde serzenişlere önlem olsun diye pek çok nazar duası öğrendim. Hala söylüyorum; bunu vesveseye çevirip kendi kendini huzursuz etmek hala beni rahatsız ediyor ve çevremde kimsenin oğluma nazar değmesini istemeyeceğini bildiğim halde sırf gönüller rahat olsun diye okudum çok zaman bu duaları… İşte dualar….

“Euzü bi-kelimatillahittammati min şerri külli şeytanın ve hammatin ve min şerri külli aynin lammetin.”
"Her türlü şeytandan, zararlı şeylerden ve kem gözlerden bütün kelimeleri yüzü hürmetine Allah'a sığınırım."

Allahümme barik fihi ve la tedarruhü
"Allâh'ım, bunu mübârek eyle. Ona zarar dokunmasına izin verme." 

Nazar değen kimse şifa için:
Fatiha Suresi,
Ayetü'l-Kürsî,
Felâk Suresi,
Nâs Suresi, okumalıdır.

Sabah-akşam, Besmele ile 3 defa "Bismillahillezi la yedurru maasmihi şeyün fil erdi vela fissemai ve hüvessemiulalim"  okuyan, büyü, nazar ve zulümden korunur.

11 Ekim 2011 Salı

Emzirme Reformu

2010 Haziran ayında harekete geçen Emzirme Reformu, onu takip eden 1-7 Ekim Emzirme Haftası’nda ciddi bir ivme kazandı. İlk ortaya çıktığı andan bu yana, 16 aydır düzenlediği etkinlikleriyle, yetiştirdiği gönüllü emzirme rehberleriyle, internet üzerinden yaptığı bilgi ve tecrübe paylaşımlarıyla anne sütü ve emzirme denilince akla gelen ilk oluşum olmayı başardı.
Emzirme Reformu gönüllüleri emzirme konusunda annelerin yaşadığı sorunları, iş yerlerinde doğum ve süt izinlerinin yeniden düzenlenmesi gibi sıkıntıları dile getiriyor ve çözümlenmesi için ön ayak oluyor. Emzirme reformu giderek büyüyor ve ‘Anne dostu toplum’ anlayışını irdeliyor. Manifestosu yazılırken tüm blog dünyasının desteği ile annelerin fikirlerine ihtiyaç duyuluyor.
Cevaplanması istenen sorular ve benim cevaplarım da şöyle;

  1. “Anne Dostu Toplum”dan ne anlıyorsunuz? Birkaç cümle ile tanımlar mısınız?
  2. Türk toplumunun “Anne Dostu” bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?
  3. Toplumsal hayatta annelerin karşılaştığı en büyük üç zorluk sizce nedir?
  4. “Anne Dostu İş Yeri” deyince aklınıza gelen ilk üç kriteri paylaşır mısınız?
  5. Çalışan annelerin yaşadığı en önemli üç sorun size göre nedir?
  6. Elinize bir sihirli değnek verilse, iş ya da günlük hayatınızda yaşadığınız hangi sorunu/engeli değiştirmek isterdiniz?

“Anne Dostu Toplum”dan ne anlıyorsunuz? Birkaç cümle ile tanımlar mısınız?
Yeni anne olmuş bir kadının tüm ihtiyaçlarının karşılandığı hem psikolojik hem ekonomik anlamda desteklendiği bir toplum…

Türk toplumunun “Anne Dostu” bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?
Türk toplumu kadar ‘Ana’ temalı türkü, şiir, ağıt, methiye düzen başka bir toplum olduğunu sanmıyorum. Ama nedendir bilinmez, yine aynı toplum öfkesine hakim olamadığı zamanlarda o göklere çıkardığı ‘ana’lara küfreder. Anne kutsaldır ve cennet de onların ayaklarının altındadır ama kavgada durum değişir… Yine aynı toplum yeni anne olan bir kadına bir canlının bakımını üstlenmek için ehil olmadığı fikri ile her konuda müdahale etme gereği duyar. O yüzden SÖZDE 'anne dostu' bir toplumdan bahsetmek mümkün bu durumda... 

Toplumsal hayatta annelerin karşılaştığı en büyük üç zorluk sizce nedir?
-Anne ya da anne adaylarının kariyer planlarını pek çok sebeple dondurmak ya da sonlandırmak zorunda kalması…
-Milli eğitim bünyesinde yaz tatiline gelen doğum izninin yalan olması...
-Bilimsel olarak reddedilmiş tüm uygulamaların özellikle büyükler tarafından ısrarla uygulanmak istenmesi.

“Anne Dostu İş Yeri” deyince aklınıza gelen ilk üç kriteri paylaşır mısınız?
-Süt sağmak için uygun mekanlar yaratan ve yasal olan süt izninizi kendi inisiyatifi ile yönlendirmeyen bir iş yeri…
-Yeni anne olmuş birinin konsantrasyonunun zamanla eskiye döneceği fikir ve bilgisine hakim bir iş yeri…
-Esnek çalışma saatleri sunan bir iş yeri…

Çalışan annelerin yaşadığı en önemli üç sorun size göre nedir?
-Güvenilir ve referanslı bakıcı.
-Beslenme saatlerinde bebeğini biberona mecbur bırakma psikolojisi.
-Üzerindeki sorumlulukların azalmadan devam etmesi ve doğum sonrası psikozun yarattığı olumsuzlukların tolere edilmemesi…

Elinize bir sihirli değnek verilse, iş ya da günlük hayatınızda yaşadığınız hangi sorunu/engeli değiştirmek isterdiniz?
-Doğum izninin en az 6 aya çıkarılmasını sağlardım.
-Her hastaneye doğum sonrası emzirme, bebek bakımı-ihtiyaçları, annede yaşanabilecek sağlık sorunları, psikolojik destek v.b. olası her durum için anne-babayı bilgilendirecek profesyonel personel yerleştirip kafa karıştıran her detayın ortadan kalkmasını sağlardım.
-Lohusa depresyonu denen illeti ortadan kaldırırdım…

Emzirme reformu gerekli; siz de reforma destek verin. http://emzirmereformu.com/
Bu manifestonun yazılımına katkıda bulunmak isteyen herkesten ricamız, bu soruları yanıtlamaları. Blogunuz varsa, yanıtların linkini AnneDostuToplumPlatformu@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Blogunuz yoksa da bu soruları yorum kısmında yanıtlayarak konuya katkıda bulunabilirsiniz.


7 Ekim 2011 Cuma

Anneanneyle Lüküs Hayat

Anneanneyle neredeyse bir aydır beraberiz. Birlikte zaman geçirmek hem Murathan için hem de benim için fazlasıyla konforlu :) İşe başlamak konusundaki endişelerim hakkında konuşurken annemin beni rahatlatma çabalarının şimdi ne kadar yerinde olduğunu anlıyorum. Yeni doğum yaptıysanız ve bebeğiniz her bebek kadar huysuz ve problemliyse gerçekten önünüzü görmekte ve akılcı kararlar almakta zorlanabilirsiniz. Ben ilk zamanlarda Murathan'la benden başka kimse başa çıkamaz diye düşünüyordum. Babasında bile beş dakikadan daha az zaman geçirebiliyor, uyurken başka birine verdiğimde hemen tekrar uyanıyor ve kucağıma aldığımda yeniden sakinleşiyordu.




Fakat zaman ilerleyip Murathan o sıkıntılı zamanları atlattıkça ikimiz için de hayat kolaylaşmaya başladı. İlk zamanlarda sadece kucakta uyuyan, 7/24 yapışık dolaştığımız o Kuala, artık salıncakta uyuyan, uyanık olduğu süreler içinde kimin kucağındaysa onunla sorunsuz zaman geçiren bir bebek olmaya başladı. Benim bu duruma alışmam ve artık bana bağımlı olmadığını kabul etmem de çok zaman almadı doğrusu. İlk aylarını yanımızda kimse olmadan geçirdiğimiz için hep böyle devam edeceğini sanarak kendimi de fazlasıyla yıprattığımı anlıyorum şimdi. Biraz rahat olmalıydım, bir miktar ağlamasını o kadar da dert etmemeliydim, uyumak istemiyorsa ille de uyutmak için kasmamalıydım ama yapamadım. Sanırım bütün bunlar her şey belli bir düzen içinde aksamadan devam etsin fikrinin getirdiği dayatmalar. Her ne yaparsam belli kurallar içinde olsun istediğim için bebek bakma konusunda da aynı sistemi uygulama çabam belki de yaptığım en büyük hata oldu. Tabiri caizse biraz SALMAK gerek, ama işte onu o günlerde algılamak ve kabullenmek neden bilmem kesinlikle mümkün olmadı. Şimdi şimdi farkına varıyorum pek çok şeyin. Ağlayıversin canım, nasılsa ilgisini çekecek bir şey bulunca susuyor, ya da bir saat geç uyuyuversin, nasılsa son çözüm olan battaniyesinde sallayarak uyutmak istisnasız işe yarıyor. Sadece hasta olmasın, ilaç desteğine ihtiyaç duymasın yeter. Aslında biz çok şanslı bir anne-babayız. Doğduğu günden bu yana hiç bir hastalık gerekçesiyle çalmadık doktorunun kapısını. Sadece gaz sıkıntısını kolay atlatması için doğal içerikli bir damla tavsiyesi aldık. Onun dışında köye götürdüğümüzde üşüttük, hiç akmayan o fındık burnu çeşme gibi aktı da bir derece ateşi yükselmedi ve iki güne kalmadan onu da atlattı. Sarılık bile olmadan çıktık hastaneden. Benim oğlum çok güçlü olacak biliyorum. Dirençli, dirayetli, kararlı ve karakterli olacak. Tüm sinyallerini veriyor şimdiden bu özelliklerin... Ben keşke ilk başlarda hissetseydim dediğim o tüm rahatlıkları şimdi hissediyor ve bu ferahlıkla artık Murathan'la daha kaliteli zaman geçiriyorum. Tabi bu hislerimin en temel sebebi de annem. O gelip bizimle kalmasaydı, Murathan'a bakmasaydı ve ben işe dönmeseydim sanırım şimdiki durumumuz ilk zamanlardan çok daha elzem olurdu. İlk günlerde okulda fırsat bulunca hiç değilse bir kez arayıp neler yaptıklarını soruyordum. Ama artık onu da yapmıyorum. Çünkü biliyorum ki Murathan olabileceği en güvenli ellerden birinde, anneannesinde.... Ve bu beni çok iyi hissettiriyor. Murat'la eve döndüğümüzde Murathan uyanık oluyor, ona görünmeden şarkı söylemeye başlıyorum; 'Minik karınca, çok sevinirmiş karnı doyunca, çok mutlu olurmuş annesi gelince, babası gelince' Murathan o anda her ne yapıyorsa bırakıyor ve gülümseyerek etrafa bakıyor. Sonra bizi görüyor ve ellerini kollarını hızla çarpıyor bedenine :) Öpüşüp koklaşıp hasret gideriyoruz. İşte bu sahne bütün gün hevesle ve keyifle çalışma sebebim, sırf bu yüzden öğle saatini iple çekiyorum, ve bu yüzden işe başladığım için zerre kadar pişman değilim. Israrla da tavsiye ediyorum...
Şimdi gelelim Anneanneli zamanlara; Sabah işe gitmeden Murathan'ı doyurup anneme bırakıyorum, çoğunlukla uyuyor oluyor. Ama eğer bir vesile ile uyandıysa evden çıkana kadar gülüşmeleri dinliyorum :) İlk uyku 9-9,30 gibi bitiyormuş, uyanınca sıcak bir banyo, biraz oyun, beslenme ve ikinci uykuya. Sonra tam bizim yemeğe geldiğimiz saatte tekrar uyanıyor ve işte o zaman bizim saatlerimiz başlıyor. Babasıyla biraz zaman geçirdikten sonra karnını doyurup tekrar uyutuyoruz. Babası işe dönüyor ben dersim olmadığı için evde kalıyorum. Hava iyiyse uyandığında parka gidiyoruz ya da evde ben yapılması gereken işlerimi yapıyorum bazen çok yorgun ve uykusuzsam birkaç saat uyuyorum. Bu arada annem Murathan'la ilgilenmeye devam ediyor.




Bütün öğleden sonra böyle geçiyor. Akşam babası geliyor, Murathan'ı kucağında tutarken yemek yiyoruz, sonra biraz daha oyun... Akşam uykuları gündüzden daha kısa, komiklik şakalar derken açılıyor iki uyku arası. Varsın olsun, yoksa hiç yüzünü  göremeyeceğiz. Çok geç saate kalmadan Murathan'ı alıp anneanneyi dinlendiriyoruz, tabi benim yapmam gereken bişeyler yoksa. Anneanne dinlenmeye çekiliyor ya da varsa dizisini seyrediyor bu boşlukta. Babası oğluyla hasret gideriyor. Yatma zamanı gelince de önce biraz ayakta sallayıp dalınca kucaklaşıp yatıyoruz. 2-3 kez uyanıyor bazen geceleri. Acıktığını saat takibinden anlıyorum, eğer 2 saatten önce ağlıyorsa başka bir sıkıntısı oluyor. Genelde ayakta sallanmak istediği için uyanıyor, ben de tekrar ayağımda uyutup yanıma alıyorum. Ama acıktıysa daha kolay, ikimiz de çok fazla yorulmadan hemen karnını doyuruyorum ve çok geçmeden uyuyup kalıyoruz. Geceleri birlikte yatmayı seviyorum.Sarılıp uyumaktan çok keyif alıyoruz. Tam dalmamış olsa da mırıl mırıl sesler çıkartarak o da bundan hoşlandığının belirtilerini veriyor. Sarılıp alnından öptüğümde ya da sırtını okşadığımda hımmmm yapıyor :) Sabah 6'da gün yeniden başlıyor. İhtiyaçlarını giderip hazırlanmak için kalkıyorum ve yine rutin başa dönüyor. Benim için ise bütün bu olanların içinde konforlu olan pek çok şey var. Mesela eve geldiğim halde işlerim varsa Murathan'la ilgilenmek zorunda değilim. Ya da hafta sonu annemin de biraz uyumasını sağlamak için onun yanına gidiş saatini 10 ya da 11'e çekip o saate kadar birlikte uyuyarak, sonra anneanneye verip gelip tekrar yatabilirim :) İstediğim zaman dışarıda fazladan zaman geçirip, koşa koşa eve dönmek zorunda değilim hatta bir akşam davet edildiğimiz bir arkadaş toplantısını kabul edebilir, banyoda istediğim kadar kalıp, istediğim yemeği istediğim hızda hazırlayabilirim.... Liste uzar gider.... Anneniz varsa yükünüz yarıya iner. Bu hep böyle olmuştur. Derdinizi dinleyerek, ihtiyaçlarınızı gidererek, size moral vererek ya da bebeğinizi büyüterek. Her ne ad altında olursa olsun anneniz varsa gözünüz arkada olmaz. Bizi önceliğine aldığı için, bütün her şeyini bırakıp geldiği için, annem olduğu için şanslıyım...
Teşekkürler anne...