12 Kasım 2011 Cumartesi

Kurban Bayramı

4 günlük kurban bayramı tatili için Amasya yolcusuyuz. Anneanneyi Ankara'ya uğurladıktan sonra biz de yönümüzü Amasya'ya çevirdik. Artık yolda eskisi kadar rahat durmayan Murathan'ı oyalamak her yolculukta biraz daha zor oluyor. Çabuk sıkılıyor, uyumakta zorlanıyor. Koltuğunda sadece yarım saat uyuduktan sonra bir sonraki uykusunu yaklaşık 3 saat sonra Suluova'ya girerken uyudu. Zaten eve ulaşmaya 20 dakika kaldığı için 20 dakika sonra da tekrar uyandı. Murathan için bir yolculuk neyi ifade ediyor, bunu nasıl algılıyor çok merak ediyorum. Yani saatlerce kapalı bir ortamda kalıp kısa bir süre uyuyup, uyandığında farklı bir ortamda farklı yüzlerle karşılaşmak nasıl bir şey acaba... Eve geldiğimizde tüm ev halkı özellikle de Murathan'ı dört gözle bekliyordu. Murathan uykudan uyanıp kendine geldiğinde (ki bu onun hiç zor değil) hemen gülücükler atmaya başladı.

Bayramlıklarım

Herkes onu çok özlemişti. Dedesi, babaannesi, halası ve amcası biraz vakit geçirdikten sonra tekrar uyumak için vedalaştık. Kuzenleri bayramın 1. günü akşam üzeri geldiler. İlgi çekici ışıklı ve müzikli araba ve banyo oyuncakları hediyeleriyle Murathan'ın ilgisini çekmeyi başarabildiler :)
Ben Murathan'ı uyuttuktan sonra ya Ceren'e ya Elif'e veriyordum onlar ayaklarında sallamaya devam ediyorlardı. Özellikle Ceren uyandıktan sonra daha uzun süre oynama hakkını elde etmek için uyutmaya talip oluyordu :) Ama genelde ev halkı 'zaten sen uyurken beraber oluyorsun, biz o kadar da göremiyoruz' deyip Murathan'ı alırken Ceren; 'yaa ama ben...' derken Murathan çoktan gitmiş oluyor :) haklı olarak Ceren de küsüyor :)

Murathan Ceren'le (eski günlerden)

Fatma Hala 2. gününden itibaren hasta olup yattığı için o da istediği kadar zaman geçiremedi. Yine de ara sıra odasına gidip hasret giderdiler. Ama Metin amca genel anlamda uzun zaman geçirenler arasında sayılabilir. Altını yıkayıp dönerken onun odasına uğrayıp popo gösterip kaçma eylemi ile onu tahrik ediyor ve gelip Murathan'ı gıdıklayarak güldürmesine zemin hazırlamış oluyorduk. Dedesi Murathan'a hiç dayanamıyor. İyiden iyiye duygusallaşmış. Hakikaten öpmeye kıyamıyor, Murathan da onu elleriyle tanımaya ve dokunmaya çalışıyor. Pelüş oyuncak misali :) Babaanne de 'ben hiç sevemedim' serzenişleriyle herkese kızıyor :)
Amasya'ya gidiş günümüz 1 gün öne alındığı için ben istediğim hazırlıkları yapamadım, mesela pillerimi şarj edip makinemi alacaktım ama olmadı, bu sebepledir ki istediğimiz kadar fotoğraf çekemedik. Pilleri şarj etmek için evde şarj cihazı bulamadık, Metin'in aldığı piller de makineyi çalıştırmaya bile yetmeyince, işte böyle az fotoğraflı bir anı yazmak zorunda kaldım.
Bayram ziyaretleri arasında Büyük teyze vardı. Sonra Ayşe Hala ve Salih Eniştesiyle tanıştı...
Bayramın 3. günü Aykut ve Esra'lara davetliydik. Esra'yla nihayet tanışabildiler :)

Demek Esra Teyze sensin

Eğlencelisin Esra Teyze :)

Güzel bir akşam yemeği oldu, her ne kadar biz Murathan'la bu zamanın çoğunu Deniz'in odasında geçirmiş olsak da :) Bir kaç uykudan sonra artık biz de onlara katıldık...

 Ercan Amca'yla biberon ve rakı şişesi karşılaştırması

Berna Teyze, Eser, Anne, Esra Teyze, Deniz Abi

Bir dahaki görüşmemizde Eser de aramızda olacak inşallah. Oğullarımız arkadaş olacak, belki de bizden önce  bir araya gelmek isteyecekler... Bizden çok sahip çıkacak birbirlerine... Kim bilir....
Bayramın 4. günü öğleye kadar Murathan'ın uyuyup uyanmasını bekledik ve sonra eve doğru yola çıktık. Amasya'dan ayrılmadan Metin amcanın yanına uğrayıp vedalaştık, sonra Saliha hala ve kuzenleri evlerine bıraktık.
Yolda arabamızda küçük bir arıza yaşadık. Arabamız seyir halindeyken tüm sigortaları kapattı, kontak, farlar v.b. her şey kapandı. İnip arkadan ve önden gelen araçlara önce telefonun ışıklarıyla sonra el feneriyle kendimizi farkettirmeye çalıştık. Allahtan arıza ciddi değildi, akü şeysi çıkmış yerinden. Biz el feneriyle kendimizi göstermeye çalışırken arkamızdan gelen bir aracın durmayacağını sanıp ömrümün yaklaşık 20 yılını orada bıraktım. O esnada sadece Murathan'ı arabadan alıp almamak arasında gidip geldim ve almamaya karar verdim, araba onu daha iyi koruyacaktı... Araç farlarıyla üzerimize gelirken durmayacağına öyle odaklanmıştım ki kesin çarpacak diye düşünüyordum. Sonra durdu ve bizi sollayıp yoluna devam etti. Gerçekten fazlasıyla kokutucuydu. Murat'ın deyimiyle 'çoluk çocuk biraz korktu...' O el feneri çantamda olmasaydı ne halt edecektik acabaaaa! :) çoluk çocukmuş, sıpa!...
Eve dönmek hiç bu kadar huzurlu olmamıştı. Murathan çok sevdiği duvar saatini görünce gülümseyerek çırpınmaya başladı, sanırım o da benimle aynı fikirdeydi. Yatak odası ve oturma odasından gördüğü mutfak halısına gösterdiği tepkiler de benzerdi... :) Home sweet home... 
Bizden bir kaç saat sonra da anneannesi geldi, hasbihal  edip dinlenmek ve ertesi günkü mesaiye hazırlanmak üzere odalarımıza geçtik. 
Bir bayramı ve beraberinde 4 günlük tatili de böylelikle bitirmiş olduk..... Daha nice güzel ve birlikte geçireceğimiz bayramlarımıza...

Sen Geldiğinde

Doğumdan bir gece önce

9 Haziran 2011 sabahı uyanıp Murathan'ın geleceğine dair haber veren küçük mesajının ardından tereddüt, korku, endişe, heyecan, sevinç ve daha ne kadar inişli çıkışlı duygu varsa hepsini aynı anda yaşadım. Öğleden sonra olan  randevumuzu beklemeden durumu doktorumuza haber verdim. Beklememem gerektiğini söyleyince Murat'ı arayıp olanları anlattım. Acil durumlar için hazırda bekleyen valizimizi alıp çıktık yola. Asansörden inerken dönüşümüzde 3 kişilik bir aile olabileceğimizi düşündüm. Daha bir hafta vardı ama sanırım Murathan biraz sabırsızdı. Doktor NST sonuçlarına bakıp beni muayeneye aldı. Ağrım olmuş ama ben hissetmemişim, durum biraz sıkıntılı, bebeğin suyu az olduğu için bu geceyi bekleyelim ama yarın sabah gerekirse önce suni sancı o da olmazsa sezeryana alalım dedi. O anda hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim. Aylardır kendimi normal doğum için hazırlıyor, bi ton olumlama yapıp motive olmaya çalışıyordum. Doktorum normal doğum istediğimi biliyordu o yüzden beni sezeryana yönlendirmek için bahane yaratacağına inanmak istemiyordum, bebeğin suyunun az olması doğum esnasında kalp atışlarını etkiliyormuş bu yüzden de riske sokmak istemiyordu. Durumun ciddiyetini de fazla hafife almadan geceyi evde geçirmek istediğimi söyleyip, herhangi bir aksilikte tekrar gelmek üzere anlaşarak hastaneden ayrıldık. Dokunsalar ağlayacak kadar demoralize olmuştum, sanki her şey boşa gitmiş gibi hissediyordum. Her ihtimale bu kadar yakın olmak fazlasıyla can sıkıcıydı. Birisi kalkıp 'aman ne olacak canım, sezeryan oluversin' dese 'evet ya, ne olacak sanki, sezeryan olsun bitsin' diyecek kadar korkuyordum. Hastaneye gitmeden önce ablamı aramıştım, doğumda yanımda olmasını çok istiyordum. Akşam üstü apar topar geldi zavallım. Onun da gelmesiyle iyiden iyiye moralim düzelmişti. Artık daha güçlüydüm ve sabahı beklemek daha kolaydı. Gece ilerledikçe ufak ufak sızlamalar başladı. Fakat biz çay, sohbet, dizi derken çok yüz vermedik bu kıpırtılara. Saat geçtikçe ağrılar biraz daha hissettiriyordu kendini, ben bu anların bile tadını çıkarmak için maskaralık yapmaya devam ediyordum...

Artık yatalım benden size hayır yok deyip odalara çekildiğimizde saat 12'yi geçmişti. Uyumaya pek izin vermiyordu, ama hala dayanılmaz değildi. Yatak odasında yürüyerek, ağrıyı hafifletecek teknikleri kullanarak zaman geçirdim, Murat ara ara uyumaya devam ediyordu. Saat 2'yi geçtiğinde artık yatmak daha da zorlaştığı için oturmak ya da gezinmek zorunda kalıyordum. Okuduğum ve duyduğum pek çok bilgi bu zamanın evde geçirilmesinden yanaydı o yüzden ben de bu süreyi evde doldurmaya çalışıyordum. Saat 4'ü geçerken artık ağrılar 10 dakikada 3'e çıkmıştı. Dolayısıyla ev halkı ayaklandırılıp hastanenin yolu tutuldu. Gerekli prosedürler tamamlandıktan sonra odamıza geçtik. Tabi ağrılar iyiden iyiye şiddetlenmişti. Şimdi düşünüyorum da, o ağrılar ara vermeden 15-20 dakika sürse ne korkunç olurdu... Şükür ki, bir kaç dakika da olsa çevrendekilerle göz kontağı kurup gülümseyebilecek kadar nefes aldırıyordu. Murat elimi tutuyor, annem belime masaj yapıyor, ablam derin derin nefes almam gerektiğini hatırlatıyordu. Tabi bu sıra ben gözümü açtıkça değişmiş de olabiliyordu :) Hiç yatmadan mümkün olduğunca ayakta ve yatağa tutunarak geçiriyordum ağrı anlarını, işe de yarıyordu. O kadar çok terliyordum ki; üzerimdeki önlüğü değiştirmek zorunda kalıyorlardı. Ve artık doğumhaneye gitme vakti gelmişti. Doktorumuz haberdar edilmişti, doğumhanede o da olacaktı. Doğumhaneye girerken herkesle vedalaşıp son olarak Murat'ı öptüm, 'size bir oğlan getirip geleceğim' dedim ve 9 doğuracak 3 kişiyi dışarda bıraktım :)
Harika 2 ebe ve fazlasıyla iyi hissettiren bir doktorum vardı. Doğumhanede her şey fazlasıyla hızlı ilerliyordu, acele ediyorduk ama neden ediyorduk bilmiyorum. Her şeyin 15 dakika içinde biteceğini söylüyorlardı. Bu kadar hızlı hareket edersek elbette 15 dakikayı da bulmayacaktı :) Biraz motivasyon biraz iltifatla işleri daha da kolaylaştırmaya çalışıyorlardı. Bir hasta bakıcının elimden tuttuğunu ve 'istediğin kadar sıkabilirsin' dediğini hatırlıyorum. Ve artık sona yaklaşıyorduk, 'bu son hamle' dedi doktor, 'şimdi bir oğlun olacak, haydi Gülcihan bunu yapabileceğini biliyorum'... Bu benim son çığlığım, Murathan'ın ilk çığlığı olmuştu.... Saat 07.45... Ve işte baş aşağı doktorun ellerinin arasında duruyordu. Acı ve ağrıya dair her şey o saniyede uçup gitmişti. Bu mutluluk ölüme sebep olabilir... O kadar güzel duruyordu ki, o ana dair söylenecek çok az şey var. Sadece ağlıyordum... Kucağıma verip kısa süre birlikte olduktan sonra masasına alıp temizleyip giydirdiler. Bütün bunlar yapılırken doktorum anestezi uzmanının beni 20 dakika uyutacağını söyledi. İğne yapılırken 'kolum uyuştu' dediğimi hatırlıyorum en son. Uyandığımda hala doğum masasında yatıyordum, sedyeye yatırıldığım andan sonrasını hatırlamıyorum. O arada asansörle odaya çıkarken herkesle konuşmuşum, 'işte benim oğlum' demişim mesela... Ebeler tebrik etmiş herkesi, ama benim o anlara dair hafızamda hiçbir şey yok. Hatırladığım sonraki an ise odamıza çıkıp yatağıma yatma anı. Murathan'ı kucağıma verip emzirmemi istediler.


Sanki daha önceden bu konuda uzmanmışız gibi. Hem o hem ben epey ter dökdük ilk defalarda. O henüz ağzını bile açık tutamıyor, bir türlü beceremiyordu. Zaten 1-2 dakika içinde uyuyup kalıyordu. 2 saatte bir emzirmemi söyleyip gittiler. Sonra babayla, anneanne ve teyzeyle tanıştılar.... Öpüşüp koklaştılar...








Küçük bir beşiğe yatırıp battaniyelere sardılar, hem onun hem benim biraz dinlenmeye ihtiyacımız vardı. Aradan bir kaç saat geçtikten sonra yürümek için koridora çıktık, normal doğumun bütün avantajları kendini göstermeye başlamıştı. Ayaktaydım ve çok fazla canım yanmıyordu, rahattım, ikimiz de sağlıklıydık. Hastanemizin bebek doktoru gelip Murathan'ın rutin kontrollerini yaptı, gayet iyiydi. Ardından kendi doktorum geldi, ben de iyiydim, evimize gidebilirdik. Akşam üzeri hastaneden çıkmak üzere hazırdık. Saliha abla da gelmişti artık, geri kalan hayatımıza devam etmek üzere evimize gittik...
Artık 3 kişilik bir aileydik, artık bizim için her şey çok daha farklı olacaktı, yeni bir bebek belki de yeni bir hayat demekti. Bunu henüz bilmiyorduk ama öğrenmek için çok zamanımız vardı.....

18 Ekim 2011 Salı

Yeni Dualar Öğrendim

Kendimi bildim bileli nazar, büyü, fal v.b. inanışları aynı kefeye koyup hiç prim vermedim. Ta ki Murathan doğduktan sonra ‘yahu hakikaten nazar değiyor galiba bu çocuğa’ diyene kadar. Sonra hemen hemen bilmediğim her konuda yaptığım gibi, ‘dur ben şunu bi araştırayım’ deyip düştüm konunun peşine. Birkaç güvenilir kaynak tarayıp tatmin oldum. Hakkında hadis olan nazar gerçekti ve ben o saatten sonra inanmaya başladım.
Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz nazar olayının, yaşanan bir gerçek olduğunu dile getirmiş ve şöyle buyurmuştur: "Gözdeğmesi hak ve gerçektir."
Gözdeğmesi (nazar) iki sebepten dolayı olur: Biri, şiddetli düşmanlıktır. Diğeri de, bir şeyi beğenip onun güzel bulunmasıdır. Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyurmaktadır:
"Gözdeğmesi hak ve gerçektir. Eğer kaderin önüne geçen bir şey olsaydı, nazar, onun önüne geçerdi."
"Allah (c.c.)'ın kaza ve kaderinden sonra benim ümmetimden ölenlerin çoğu gözdeğmesindendir."
Hal böyle olunca; dilimize bir maşallah (anlamı Allah ne güzel yapmış)(ki doğru yazılışı maşaallah’mış) dolandı daha da gitmez. Gel gelelim ben inandım ama, hala da ‘benim çocuğuma kimden neden nazar olsun’ şeklinde hafiften bir sorgulama olmadı değil fakat fazla kurcalamadan gereği neyse yaptık ve dediğim gibi maşallah’ı dilden düşürmeden ‘acaba bugün nazar değdiği için mi uyumuyor, bak bugün çok ağladı koyma diyorum şu fotoğrafları internete’ şeklinde serzenişlere önlem olsun diye pek çok nazar duası öğrendim. Hala söylüyorum; bunu vesveseye çevirip kendi kendini huzursuz etmek hala beni rahatsız ediyor ve çevremde kimsenin oğluma nazar değmesini istemeyeceğini bildiğim halde sırf gönüller rahat olsun diye okudum çok zaman bu duaları… İşte dualar….

“Euzü bi-kelimatillahittammati min şerri külli şeytanın ve hammatin ve min şerri külli aynin lammetin.”
"Her türlü şeytandan, zararlı şeylerden ve kem gözlerden bütün kelimeleri yüzü hürmetine Allah'a sığınırım."

Allahümme barik fihi ve la tedarruhü
"Allâh'ım, bunu mübârek eyle. Ona zarar dokunmasına izin verme." 

Nazar değen kimse şifa için:
Fatiha Suresi,
Ayetü'l-Kürsî,
Felâk Suresi,
Nâs Suresi, okumalıdır.

Sabah-akşam, Besmele ile 3 defa "Bismillahillezi la yedurru maasmihi şeyün fil erdi vela fissemai ve hüvessemiulalim"  okuyan, büyü, nazar ve zulümden korunur.

11 Ekim 2011 Salı

Emzirme Reformu

2010 Haziran ayında harekete geçen Emzirme Reformu, onu takip eden 1-7 Ekim Emzirme Haftası’nda ciddi bir ivme kazandı. İlk ortaya çıktığı andan bu yana, 16 aydır düzenlediği etkinlikleriyle, yetiştirdiği gönüllü emzirme rehberleriyle, internet üzerinden yaptığı bilgi ve tecrübe paylaşımlarıyla anne sütü ve emzirme denilince akla gelen ilk oluşum olmayı başardı.
Emzirme Reformu gönüllüleri emzirme konusunda annelerin yaşadığı sorunları, iş yerlerinde doğum ve süt izinlerinin yeniden düzenlenmesi gibi sıkıntıları dile getiriyor ve çözümlenmesi için ön ayak oluyor. Emzirme reformu giderek büyüyor ve ‘Anne dostu toplum’ anlayışını irdeliyor. Manifestosu yazılırken tüm blog dünyasının desteği ile annelerin fikirlerine ihtiyaç duyuluyor.
Cevaplanması istenen sorular ve benim cevaplarım da şöyle;

  1. “Anne Dostu Toplum”dan ne anlıyorsunuz? Birkaç cümle ile tanımlar mısınız?
  2. Türk toplumunun “Anne Dostu” bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?
  3. Toplumsal hayatta annelerin karşılaştığı en büyük üç zorluk sizce nedir?
  4. “Anne Dostu İş Yeri” deyince aklınıza gelen ilk üç kriteri paylaşır mısınız?
  5. Çalışan annelerin yaşadığı en önemli üç sorun size göre nedir?
  6. Elinize bir sihirli değnek verilse, iş ya da günlük hayatınızda yaşadığınız hangi sorunu/engeli değiştirmek isterdiniz?

“Anne Dostu Toplum”dan ne anlıyorsunuz? Birkaç cümle ile tanımlar mısınız?
Yeni anne olmuş bir kadının tüm ihtiyaçlarının karşılandığı hem psikolojik hem ekonomik anlamda desteklendiği bir toplum…

Türk toplumunun “Anne Dostu” bir toplum olduğunu düşünüyor musunuz?
Türk toplumu kadar ‘Ana’ temalı türkü, şiir, ağıt, methiye düzen başka bir toplum olduğunu sanmıyorum. Ama nedendir bilinmez, yine aynı toplum öfkesine hakim olamadığı zamanlarda o göklere çıkardığı ‘ana’lara küfreder. Anne kutsaldır ve cennet de onların ayaklarının altındadır ama kavgada durum değişir… Yine aynı toplum yeni anne olan bir kadına bir canlının bakımını üstlenmek için ehil olmadığı fikri ile her konuda müdahale etme gereği duyar. O yüzden SÖZDE 'anne dostu' bir toplumdan bahsetmek mümkün bu durumda... 

Toplumsal hayatta annelerin karşılaştığı en büyük üç zorluk sizce nedir?
-Anne ya da anne adaylarının kariyer planlarını pek çok sebeple dondurmak ya da sonlandırmak zorunda kalması…
-Milli eğitim bünyesinde yaz tatiline gelen doğum izninin yalan olması...
-Bilimsel olarak reddedilmiş tüm uygulamaların özellikle büyükler tarafından ısrarla uygulanmak istenmesi.

“Anne Dostu İş Yeri” deyince aklınıza gelen ilk üç kriteri paylaşır mısınız?
-Süt sağmak için uygun mekanlar yaratan ve yasal olan süt izninizi kendi inisiyatifi ile yönlendirmeyen bir iş yeri…
-Yeni anne olmuş birinin konsantrasyonunun zamanla eskiye döneceği fikir ve bilgisine hakim bir iş yeri…
-Esnek çalışma saatleri sunan bir iş yeri…

Çalışan annelerin yaşadığı en önemli üç sorun size göre nedir?
-Güvenilir ve referanslı bakıcı.
-Beslenme saatlerinde bebeğini biberona mecbur bırakma psikolojisi.
-Üzerindeki sorumlulukların azalmadan devam etmesi ve doğum sonrası psikozun yarattığı olumsuzlukların tolere edilmemesi…

Elinize bir sihirli değnek verilse, iş ya da günlük hayatınızda yaşadığınız hangi sorunu/engeli değiştirmek isterdiniz?
-Doğum izninin en az 6 aya çıkarılmasını sağlardım.
-Her hastaneye doğum sonrası emzirme, bebek bakımı-ihtiyaçları, annede yaşanabilecek sağlık sorunları, psikolojik destek v.b. olası her durum için anne-babayı bilgilendirecek profesyonel personel yerleştirip kafa karıştıran her detayın ortadan kalkmasını sağlardım.
-Lohusa depresyonu denen illeti ortadan kaldırırdım…

Emzirme reformu gerekli; siz de reforma destek verin. http://emzirmereformu.com/
Bu manifestonun yazılımına katkıda bulunmak isteyen herkesten ricamız, bu soruları yanıtlamaları. Blogunuz varsa, yanıtların linkini AnneDostuToplumPlatformu@gmail.com adresine gönderebilirsiniz. Blogunuz yoksa da bu soruları yorum kısmında yanıtlayarak konuya katkıda bulunabilirsiniz.


7 Ekim 2011 Cuma

Anneanneyle Lüküs Hayat

Anneanneyle neredeyse bir aydır beraberiz. Birlikte zaman geçirmek hem Murathan için hem de benim için fazlasıyla konforlu :) İşe başlamak konusundaki endişelerim hakkında konuşurken annemin beni rahatlatma çabalarının şimdi ne kadar yerinde olduğunu anlıyorum. Yeni doğum yaptıysanız ve bebeğiniz her bebek kadar huysuz ve problemliyse gerçekten önünüzü görmekte ve akılcı kararlar almakta zorlanabilirsiniz. Ben ilk zamanlarda Murathan'la benden başka kimse başa çıkamaz diye düşünüyordum. Babasında bile beş dakikadan daha az zaman geçirebiliyor, uyurken başka birine verdiğimde hemen tekrar uyanıyor ve kucağıma aldığımda yeniden sakinleşiyordu.




Fakat zaman ilerleyip Murathan o sıkıntılı zamanları atlattıkça ikimiz için de hayat kolaylaşmaya başladı. İlk zamanlarda sadece kucakta uyuyan, 7/24 yapışık dolaştığımız o Kuala, artık salıncakta uyuyan, uyanık olduğu süreler içinde kimin kucağındaysa onunla sorunsuz zaman geçiren bir bebek olmaya başladı. Benim bu duruma alışmam ve artık bana bağımlı olmadığını kabul etmem de çok zaman almadı doğrusu. İlk aylarını yanımızda kimse olmadan geçirdiğimiz için hep böyle devam edeceğini sanarak kendimi de fazlasıyla yıprattığımı anlıyorum şimdi. Biraz rahat olmalıydım, bir miktar ağlamasını o kadar da dert etmemeliydim, uyumak istemiyorsa ille de uyutmak için kasmamalıydım ama yapamadım. Sanırım bütün bunlar her şey belli bir düzen içinde aksamadan devam etsin fikrinin getirdiği dayatmalar. Her ne yaparsam belli kurallar içinde olsun istediğim için bebek bakma konusunda da aynı sistemi uygulama çabam belki de yaptığım en büyük hata oldu. Tabiri caizse biraz SALMAK gerek, ama işte onu o günlerde algılamak ve kabullenmek neden bilmem kesinlikle mümkün olmadı. Şimdi şimdi farkına varıyorum pek çok şeyin. Ağlayıversin canım, nasılsa ilgisini çekecek bir şey bulunca susuyor, ya da bir saat geç uyuyuversin, nasılsa son çözüm olan battaniyesinde sallayarak uyutmak istisnasız işe yarıyor. Sadece hasta olmasın, ilaç desteğine ihtiyaç duymasın yeter. Aslında biz çok şanslı bir anne-babayız. Doğduğu günden bu yana hiç bir hastalık gerekçesiyle çalmadık doktorunun kapısını. Sadece gaz sıkıntısını kolay atlatması için doğal içerikli bir damla tavsiyesi aldık. Onun dışında köye götürdüğümüzde üşüttük, hiç akmayan o fındık burnu çeşme gibi aktı da bir derece ateşi yükselmedi ve iki güne kalmadan onu da atlattı. Sarılık bile olmadan çıktık hastaneden. Benim oğlum çok güçlü olacak biliyorum. Dirençli, dirayetli, kararlı ve karakterli olacak. Tüm sinyallerini veriyor şimdiden bu özelliklerin... Ben keşke ilk başlarda hissetseydim dediğim o tüm rahatlıkları şimdi hissediyor ve bu ferahlıkla artık Murathan'la daha kaliteli zaman geçiriyorum. Tabi bu hislerimin en temel sebebi de annem. O gelip bizimle kalmasaydı, Murathan'a bakmasaydı ve ben işe dönmeseydim sanırım şimdiki durumumuz ilk zamanlardan çok daha elzem olurdu. İlk günlerde okulda fırsat bulunca hiç değilse bir kez arayıp neler yaptıklarını soruyordum. Ama artık onu da yapmıyorum. Çünkü biliyorum ki Murathan olabileceği en güvenli ellerden birinde, anneannesinde.... Ve bu beni çok iyi hissettiriyor. Murat'la eve döndüğümüzde Murathan uyanık oluyor, ona görünmeden şarkı söylemeye başlıyorum; 'Minik karınca, çok sevinirmiş karnı doyunca, çok mutlu olurmuş annesi gelince, babası gelince' Murathan o anda her ne yapıyorsa bırakıyor ve gülümseyerek etrafa bakıyor. Sonra bizi görüyor ve ellerini kollarını hızla çarpıyor bedenine :) Öpüşüp koklaşıp hasret gideriyoruz. İşte bu sahne bütün gün hevesle ve keyifle çalışma sebebim, sırf bu yüzden öğle saatini iple çekiyorum, ve bu yüzden işe başladığım için zerre kadar pişman değilim. Israrla da tavsiye ediyorum...
Şimdi gelelim Anneanneli zamanlara; Sabah işe gitmeden Murathan'ı doyurup anneme bırakıyorum, çoğunlukla uyuyor oluyor. Ama eğer bir vesile ile uyandıysa evden çıkana kadar gülüşmeleri dinliyorum :) İlk uyku 9-9,30 gibi bitiyormuş, uyanınca sıcak bir banyo, biraz oyun, beslenme ve ikinci uykuya. Sonra tam bizim yemeğe geldiğimiz saatte tekrar uyanıyor ve işte o zaman bizim saatlerimiz başlıyor. Babasıyla biraz zaman geçirdikten sonra karnını doyurup tekrar uyutuyoruz. Babası işe dönüyor ben dersim olmadığı için evde kalıyorum. Hava iyiyse uyandığında parka gidiyoruz ya da evde ben yapılması gereken işlerimi yapıyorum bazen çok yorgun ve uykusuzsam birkaç saat uyuyorum. Bu arada annem Murathan'la ilgilenmeye devam ediyor.




Bütün öğleden sonra böyle geçiyor. Akşam babası geliyor, Murathan'ı kucağında tutarken yemek yiyoruz, sonra biraz daha oyun... Akşam uykuları gündüzden daha kısa, komiklik şakalar derken açılıyor iki uyku arası. Varsın olsun, yoksa hiç yüzünü  göremeyeceğiz. Çok geç saate kalmadan Murathan'ı alıp anneanneyi dinlendiriyoruz, tabi benim yapmam gereken bişeyler yoksa. Anneanne dinlenmeye çekiliyor ya da varsa dizisini seyrediyor bu boşlukta. Babası oğluyla hasret gideriyor. Yatma zamanı gelince de önce biraz ayakta sallayıp dalınca kucaklaşıp yatıyoruz. 2-3 kez uyanıyor bazen geceleri. Acıktığını saat takibinden anlıyorum, eğer 2 saatten önce ağlıyorsa başka bir sıkıntısı oluyor. Genelde ayakta sallanmak istediği için uyanıyor, ben de tekrar ayağımda uyutup yanıma alıyorum. Ama acıktıysa daha kolay, ikimiz de çok fazla yorulmadan hemen karnını doyuruyorum ve çok geçmeden uyuyup kalıyoruz. Geceleri birlikte yatmayı seviyorum.Sarılıp uyumaktan çok keyif alıyoruz. Tam dalmamış olsa da mırıl mırıl sesler çıkartarak o da bundan hoşlandığının belirtilerini veriyor. Sarılıp alnından öptüğümde ya da sırtını okşadığımda hımmmm yapıyor :) Sabah 6'da gün yeniden başlıyor. İhtiyaçlarını giderip hazırlanmak için kalkıyorum ve yine rutin başa dönüyor. Benim için ise bütün bu olanların içinde konforlu olan pek çok şey var. Mesela eve geldiğim halde işlerim varsa Murathan'la ilgilenmek zorunda değilim. Ya da hafta sonu annemin de biraz uyumasını sağlamak için onun yanına gidiş saatini 10 ya da 11'e çekip o saate kadar birlikte uyuyarak, sonra anneanneye verip gelip tekrar yatabilirim :) İstediğim zaman dışarıda fazladan zaman geçirip, koşa koşa eve dönmek zorunda değilim hatta bir akşam davet edildiğimiz bir arkadaş toplantısını kabul edebilir, banyoda istediğim kadar kalıp, istediğim yemeği istediğim hızda hazırlayabilirim.... Liste uzar gider.... Anneniz varsa yükünüz yarıya iner. Bu hep böyle olmuştur. Derdinizi dinleyerek, ihtiyaçlarınızı gidererek, size moral vererek ya da bebeğinizi büyüterek. Her ne ad altında olursa olsun anneniz varsa gözünüz arkada olmaz. Bizi önceliğine aldığı için, bütün her şeyini bırakıp geldiği için, annem olduğu için şanslıyım...
Teşekkürler anne...

30 Eylül 2011 Cuma

3. Ay

Doğumun ardından 3 ay geçti, hem de sular seller gibi... Zaman hızlı geçecek, keyfini çıkart diyenleri şimdi daha iyi anlıyorum ve uygulamak için anın tadını çıkarmaya çalışıyorum.
3.ayına Ankara'da girdi Murathan... Bayram dönüşü herzamanki gibi verdiğimiz Ankara molasında. Artık herşeyin daha çok farkında, bilinçli olarak tepkiler veriyor, sesinin farklı tonlarını kullanarak çığlıklar atıyor. Tükrük bezleri iyiden iyiye faaliyet gösteriyor, bu yüzden önlük sayısını artırdık... Gözleri ağlarken artık daha çok yaşarıyor... Parmaklarını sokabildiği kadar ağzına sokuyor :) Tam bir agulama dönemi yaşıyor. Fatma halasının 'kumru' ve 'güvercin' benzetmesinin hakkını veriyor... Dudaklarını birleştirip tükrükle karışık 'buurpp' yapıyor :)



Yüz üstü yatarken ayak tabanları desteklendiğinde emekleme çalışmalarının ilk hamlelerini yapıyor. Kollarının altından tutup kaldırıldığında dizlerini kırarak zıplar gibi yere tekrar basmaktan çok hoşlanıyor ve bundan ne anlıyorsa artık çok gülüyor. Sır üstü yatarken koltuk altını ve göbüşünü öpünce kahkaha atıyor, işte o zaman insanın içi eriyor. Şarkı söylendiğinde pür dikkat dinliyor ve gülümseyerek söylediğimizde o da aynı tepkiyi veriyor. 2 numaralı beze geçerek o bezlerin de hakkını vermeyi ihmal etmiyor, bazen onunla yetinmeyip beline kadar kirletiyor... Eski kıyafatlerinin neredeyse hiçbirini giyemiyor, doğum kilosunun 2 katına ulaştı ve hızla uzamaya devam ediyor.


İlk bayramını kutladı, ikinci için gün sayıyor. Yeni yüzler tanıdı, eski tanıdıklarıyla yeniden buluştu. Yeni bir müzikli salıncağı,oyun minderi ve bebek arabası oldu. Salona kurduğumuz beşik salıncakta uyumaya başladı. Ben okulların açılmasıyla birlikte işe döndüğüm için anneannesi ona bakmaya geldi. Gün içinde onunla çok zaman geçirirken öğleden sonra ve geceleri bizimle oluyor. Akşam saatlerinde gündüz uyuduğundan çok daha az uyuyup geceleri de bir kaç kez kalkarak o boşluğu tamamlıyor. Sarılıp uyumaktan çok keyif alıyor, hala az da olsa kusuyor ve artık kendi kendine gaz çıkartabiliyor. Çay kaşığıyla vitamin içerken gözlerini hafifçe kısıp ağzını açıyor ve yalanmaya başlıyor :) Banyodan çok büyük keyif alıyor ve banyo sonrasında kulağını ve burnunu kulak çöpüyle temizlerken hiç kımıldamadan duruyor :) Tanıdığı tanımadığı herkese gülümseyerek yaklaşıyor, ona gülümseyen hiçkimseyi geri çevirmiyor... Sıkılınca melodik olarak çığlıklar atıyor. Kucağımızda sohbet ederken ya da oyun oynarken nefes nefese kalıyor...
Murathan hızla büyüyor, içimizdeki yeri de öyle... Sevgisi için söyleyecek laf bulmak zor, gelişimi ile paralel gidecekse, kalbimiz bu coşkuya nasıl dayanacak bilmiyorum:)

Yeni tanışmalara gelince;

Nurgül Abla Murathan'ı çok sevdi

Sedat Amca'yla ikinci görüşme

Canımız Nefset Teyze

25 Eylül 2011 Pazar

ÇOK BAYRAMLAR GÖR

Uzun bir tatilin ardından olan biteni kaydetmenin zamanı geldi de geçiyor bile. Yaklaşık bir yıl sonra memleketime gidecek olmanın verdiği keyif ve enerjiyle 20 günlük bir tatil için gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra yola çıktık. İlk adres her zamanki gibi Ankara oldu tabi. Bir gece kalıp Akşehir’e gidecektik. Murathan yol boyunca araba koltuğunda kalmamak için epeyce ısrarlıydı, tabi ben de tam tersi için. Dolayısıyla yorucu bir gecenin bizi beklediği sinyallerini veren uzun uykusuzluklar eve ulaştığımızda kendini göstermekte pek de geç kalmadı. Biraz dinlendikten sonra ufak tefek eksikleri gidermek amacıyla alış verişe gittik ama ben almayı düşündüğüm hiçbir şeyi alamadım, çünkü Murathan sling içindeyken değil kıyafet, ayakkabı bile deneyemiyordum. Eve döndüğümüzde güzeelcee gece uykusu uyuyup öğlene doğru da yola koyulduk. Akşehir’e ulaştığımızda bizi aşağıda karşılayan babam ilk kez tanışacağı torununu araba koltuğuyla alıp hemen eve çıktı, tabi biz kaldık öyle :) Sanırım artık ilk kez Murathan’ın sorulmasına, onun kucaklanmasına, karşılanmasına alışmalıyız :)


Murathan’ın uyku sorununu bilen annem ve babam evde onun için epeyce konforlu bir salıncak hazırlamışlar. Ben çok bilmişliğimle orada yatmayacağını iddia ederken annem Murathan’la gidip tek başına geri döndü. Evet Murathan salıncakta uyumuştu, bu bir mucizeydi… Yine de yol yorgunluğuna verdim doğrusu, ama sonraki gün ve bir sonrakinde de uyuyunca ev sahibimiz Göksel Bey’in tavanını delmek farz olmuştu…. Murathan yapı itibariyle ilk gittiği yerleri incelemek, her yere hızlıca göz atmak, herkese tek tek dikkatle bakmak, kafasını sağa sola çevirerek hiçbir şeyi kaçırmamak isteyen bir bebek. Dolayısıyla görsel olarak hafızasının güçlü olacağını düşünüyorum. Bütün evi inceleyip herkesi dikkatlice izledikten sonra birkaç saat aralıksız uyudu. Sonra abimler geldi...


Pek çok zaman olduğu gibi kocaman bir aile olarak arife akşamı toplanıp özlem giderdik. Bayram sabahı uzun ve keyifli bir kahvaltının ardından rutin bayramlaşma töreni, küçükten büyüğe :) Murathan ilk bayramında, ilk bayramlığıyla ilk bayram harçlığını aldı…


Bayramın olmazsa olmaz köy faslını da eda etmek üzere yola çıktık. Bütün gün onun için yorucu olan bir tempo ile bayram ziyaretleri yaptık.


Tabi bu kadar yorgunluk bir şekilde patlak verecekti ve de verdi… Mutfağa kurduğumuz salıncak da işe yaramayınca Murat bizi Akşehir’e geri götürmek zorunda kaldı. Sanki o çılgına dönen çocuğu köyde bırakmış ve eve başka bir Murathan’la gelmiştik... Gülücükler, oyunlar, agular… ve ardından epeyce uzun süren bir uyku…. Sonraki günlerde de onu çok fazla görsel uyarana maruz bırakmadan ve en önemlisi uyku saatlerini kaçırmadan hem tatilin hem de birlikteliğin tadını çıkarmaya çalıştık. Hatta bir gün abimlerin teklifiyle Afyon’a gitmeye karar verdik. Akşam saatlerinde orada olmak üzere çıktık ve yol üzerinde outlet mağazaları ziyaret ettikten sonra güzel bir akşam yemeği ve Oruçoğlu’nda havuz keyfi…. Çok uzun süredir bu kadar iyi dinlendiğimi hatırlamıyorum.



Abartıp Konya’ya bile gittik :) Murathan’la ilk kez bu kadar uzu saat ayrı kalıyorduk. Gidiş planı günler öncesinden belli olduğu için az az da olsa süt stoğu yapmaya başlamıştım. Akşam üzeri yola çıkıp gece yarısından önce eve geri döndüğümüzde stoğun neredeyse yarıdan fazlası hala duruyordu... Sık sık neler yaptığını, uyuyup uyumadığını, ne kadar süt içtiğini öğrenmek için annemi bunalttığım da oldu ama ilk kez bu kadar uzun süre ayrı kalıyorduk ve ben özgür olduğum için keyifli olduğum kadar endişeliydim de…. Ama itiraf etmeliyim ki eğer çocuğunuza bakacak biri varsa ve siz epeyce bunalmışsanız keyfini çıkarmanız gerektiğini anladım. Bir yıldır görmediğim herkesi görme şansım oldu, bütün kuzenler, halalar amcalar, abiler, ablalar… O kadar iyi geldi ki… Ben özgürlüğün tadını çıkartırken annem Murathan’ı üst komşunun da yardımıyla saatlerce uyutmuş… Yani gitmekle gerçekten yerinde bir karar vermiştim… Akşehir’deki son günümüzde toparlanıp yanımıza anneanneyi de alarak, arkada gözleri dolarak bizi uğurlayan dedeyi bırakıp Ankara’ya yola çıktık.
Bir gece olarak planladığımız mola süresi alışveriş faslının uzamasından dolayı iki güne çıktı. Annem yine büyük bir özveriyle Murathan’a bakarken biz uzun bir aradan sonra ilk kez karı koca gezmelere gittik… Murat uzun zamandır uğramak istediği Decathlon’dan gönlünce alış-veriş yaparken ben de keyfini çıkarta çıkarta AVM gezdim, tavuklu noodle yedim. Görmemişler gibi uzun süredir yapmak istediğim ne varsa peş peşe ekledim. Eve fazladan bıraktığım sütü annemin görmemiş olması sebebiyle erken dönmek zorunda kalsak da epeyce keyif aldık.



Ertesi gün tatilin Amasya ayağına sıra geldiğinde de Murathan uzun yolculuklara biraz daha alışmış ve onu özleyen babaanne, dede, hala, amca ve kuzenleriyle buluşmak üzere hazırdı. Amasya’da da Saliha hala Murathan’ın bakımını üstlenerek beni dinlendirdi.


Uyku saatleri, beslenme ve oyun süreleri ayarlandığı sürece hemen hemen hiç sorun yaşamadı. Sabahları uyanır uyanmaz tıpkı Akşehir’de teyzesine ve dedesine yaptığımız gibi önce Fatma halasına ve sonra da diğerlerine verilerek sabah uykusuna tek başına devam edildi; ki en dinlendirici kısmı da buydu bence :)


Semaver çayı, çardakta kahvaltılar, kahve sohbetleri böyle olunca daha keyifli oluyordu. Kuzenleri Murathan’ı sırayla sallayarak uyutup, uyandığında da sırayla seviyorlardı. Metin’in bir teklifi çok cazipti aslında :)
- Yenge ben askerde nöbet yazardım, şimdi ben bunlara en küçükten büyüğe sırayla nöbet yazayım. En kıdemsizi Ceren olduğu için ona 3-5 yazayım, babam tabur komutanı olduğu için o nöbet tutmaz… :)
Ceren’in Murathan uyandığında söylediği bir şeye çok gülmüştüm;
- Ya abla ben sıra bende, ben uyuttum ben sevicem :)
Kapan alıyordu vallahi… Bu işten en çok muzdarip olan da babaanneydi. Ben hiç sevemedim, verin biraz serzenişleriyle geçti bir hafta :)


 En karlı olan da Fatma oldu çünkü tam en keyifli zamanı yani uyanıp beslendikten hemen sonraları o alıyordu… Ama Metin sadece akşamları görebiliyordu… Fakat şuna inanıyorum; Murathan büyüdüğünde amcasıyla çok enteresan bir ilişkisi olacak :)



Tatili bitirip eve dönmeye hazırlandığımızda herkese bir Murathan acısı çöküyor :) Çünkü bu küçük sıpa yaptığı sevimliliklerle herkesi kendine kısa sürede bağlıyor ve kimse ayrılmak istemiyor. Eve döndüğümüzde Murathan’ın kapıdan girip odaları dolaştığımızda heyecanlandığını gördüm, çok ilginç ama sanırım bu çocuk evi tanıyor. Artık evdeydik ve kendi sistemimize dönmek için biraz zamana ihtiyacımız vardı. Bir gün sonra anneanne de geldi. Salona salıncak kurup mutfaktaki televizyonu da salona alarak anneme yeni bir yaşam alanı yarattık. Geceleri benim yanımda, gündüz anneannesi ile kah ayakta kah salıncakta uyuyan küçük kedi artık eski düzenine kavuştu ve akşam saatlerinde kaçan uyku hariç gayet iyi bir uyku düzenine sahip. Ben işe başladım, yarım gün okulda geçen süre hem benim sosyal hayattan kopmamamı sağlıyor hem de Murathan’la daha kaliteli zaman geçirmeme neden oluyor. Birbirimizi özlüyoruz, eve döndüğümde bunu tepkilerinden anlamak hiç de zor değil. Ama akşama kadar ve dahi gece bu özlemi giderecek bolca zamanımız oluyor. Ben annemi, annem beni dinlendirerek Murathan için en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Yeni bir anneyseniz; bir anneniz olması çok önemli…çok…
Şimdi işin yeni tanışmalar ve eskilerle yeni anılar kısmına gelelim :)

Ahmet dayısıyla ilk kez karşılaştı

Asena ve Ayçe teyzesiyle bayram günü

Sinem ve Asiye ablasıyla

Figen teyzeyle muzurluk peşinde

Selen ablayı yemeğe çalışırken :)

Feral yengeyle ilk buluşma

Ercan amcaya iadeyi ziyaret :)

Daha nice bayramlarda nice güzel anılar biriktirmek dileğiyle minnakım...