İlk 4 ayını bebeği ile gece gündüz koala hayatı yaşamış, sonraki 4,5 ayda gündüzleri ayakta gecenin geç saatlerinde aynı yatakta yatmış biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki uyku eğitimi gibisi yoktur. İlk zamanlarda canımdan bezip 'yav bıraksak mı acaba' diye gel gitler yaşamadım değil, ya da o ağlarken kapının dışında az ağlamadım. Bir türlü rayına oturmadı diye hayıflanırken aslında bir baktım ki sistem gayet güzel rayına oturmuş ve tıkır tıkır işliyor. Evdeyken bazı geceler hariç bütün gece mışıl mışıl uyuyordu fakat başka bir yerde ne yapacağını kestiremiyorduk. Uyku eğitimden sonra ilk kez Amasya'ya gittiğimizde biraz bocalamıştık, ağlamasın diye biraz toleranslı davrandık, tabi bu bize kat kat geri döndü. Eve döndükten sonra toparlamak günlerimizi aldı. Ama geçen hafta Ankara'da daha rahattım, ağlamasına izin verdim, evdekileri de bu konuda uyardım. İlk gece 10-15 dk. kadar itiraz etse de sonrasında aralıksız sabaha kadar uyudu. Ertesi gün sabah ve öğleden sonraki uykularında itiraz bile etmedi. Uyuması 10 dk.'yı bile bulmadı ve kaldığımız 3 gün boyunca uyuduğu her uykuyu uzun ve sorunsuz uyudu, geceleri ise hiç uyanmadı. Eve döndüğümüz gece de sorun yaşamadı ve ben tüm bu olanları keyifle izledim. Son olarak bu hafta sonunu da Amasya'da geçirdik. Aynı şekilde ilk akşam biraz uzun sürdü uykuya girmesi, 45 dakika sonra da uyanıp epey ağladı. Murat'ın da yardımıyla kimsenin müdahale etmesine izin vermedik. Ama biliyorduk ki o akşamı atlatırsa sonraki günler gayet rahat geçecekti ve öyle de oldu. Hatta son gece biz Murat'la bir arkadaşın düğününe katıldık, bu süre içindeki iki uykusunu da Ceren ablasıyla uyudu. Bakıcısıyla uyumaya alışık olduğu için çok zorlanmayacağını düşünüyordum, biraz tedirgin uyusa da ağlamadan uyumuş, bu bile benim için büyük nimet.
Eyy anne babalar.... Uyku eğitimi öcü değildir, ona kötülük etmezsiniz, aksine her durumda her koşulda uyuyabilme becerisi kazandırmış olursunuz. Ben kuzum uyusun diye hiçbir aile toplantısının içinde bulunamamış bir anneydim, şimdi ma aile oturup gece yarısına kadar sohbet muhabbet ediyoruz. Murathan'ın uykusunu almış gülen güzü de cabası.
Sözün özü, uyku eğitimi candır... Korkma, gücünü topla ve çocuğuna uyumayı öğret...
3 Haziran 2012 Pazar
16 Mayıs 2012 Çarşamba
12. ay
Murathan kendini aştı sevgili blog okuru… Bu ay yapabileceği
ne varsa toptan halletti. Yaş gününden önce hemen hemen tüm akranları gibi kendi
ayakları üzerinde durmayı başardı (biraz titrese de) Artık koridorun bir
ucundan diğerine gidip biraz oturup (ya da düşüp) dinlendikten sonra tekrar
ayaklanmak için yanındaysak bize, değilsek tutunabileceği herhangi bir şeye tutunarak
yoluna devam ediyor. Tabi henüz tek başına tüm evi dolaşamasa da bunu yapmak
için bi gayretle yanımıza gelip parmağımızı tutmaya çalışarak bizi
çekiştiriyor. Günün üçte birini bu şekilde geçiriyoruz. Murathan geliyor
parmağımızı tutuyor ve bize evi gezdiriyor. Arada kafasını kaldırıp mutlu mutlu
gülüyor J
Bu ay Murathan gidene, gelene, arkasında bıraktığına el sallamayı öğrendi. Babasının geliş saatine yakın salonun camında bekliyoruz, babası gelirken bize el sallıyor, Murathan da 5. katta olmasına rağmen onu seçip gülümsüyor, baba diye sesleniyor ve el sallıyor.
Sonra sıkılıyor ve kuş kovalamaya gidiyoruz. Bütün parkı dolaşıyoruz, bazen yanımıza top alıp park boyunca top sürüyoruz. Birkaç kez de Nasrullah meydanına gidip oradaki güvercinleri kovaladık, kuşlara bayıldığı için orda çok eğleniyor.
Aslında en önemli gelişmeyi başa yazmalıydım ama megaloman
etiketi yememek adına ikinci sıraya atıyorum. Evet efendim, Murathan ‘anne’
diyor, hem de hiçbir çocuğun hiçbir anneye söyleyemeyeceği bir güzellikte
(kimse darılmasın, öyle vallahi). Hatta bazen bunu bir oyuna çeviriyor ve bunu
yaparken çok eğleniyoruz. Tabi öyle çok sık söylemiyor, keyfi yerindeyse peş
peşe söylerken, istemiyorsa çatlasanız duyamazsınız. Murathan ilk kez baba
demişti, hem de aylaaar önce, sonra bir ara söylemez olmuştu, bu aralar yine
farkında olarak baba diyor. Bunun yanında bazı kelimeleri de telaffuz etmeye
çalışıyor, biz konuşurken ağzını bizim gibi yapmaya çalışıyor. Top; bilerek, isteyerek söylediği en bariz kelime.
Bop diyor ama olsun biz onu anlıyoruz. Markette kocaman bir sepet içindeki
topları görünce kucağımda çırpınıp bop bop bop bop dedi mesela J
Sonra teyzesi geldiğinde ışık öğretmişti, ıgık, gıgık, ııg gibi bir şey
söyleyerek tavandaki ışığı parmağıyla gösteriyor, yine teyzesi telefonla alo
demeyi öğretti. Gerçi alo diyemiyor ama telefonu eline alınca doğru kulağına
götürüyor. Hatta bazen babasının telefonunu kılıfına da aynı muameleyi yapıyor.
Bilumum şişeyi ‘tıss’ şeklinde özetliyor. Bu 12 lt.’lik damacana, 500
ml.’lik pet şişe, 1 lt.’lik cola şişesi için de geçerli. Yeri gelmişken
şişeden su içmeye de bayılıyor. Saatin ne olduğunu biliyor, gösteriyor ama
henüz söyleyemiyor.
Odadan çıkarken ışığı kapat dediğimizde biraz uğraşsa da
kapatabiliyor. Elindeki eğer onun için çok mühim değilse bırak dediğimizde
bırakıyor. Gezmeye giderken şapka taktığımızda kesinlikle kafasında tutmuyor,
şapkayı unutmak için mutlaka başka bir şeyle oyalanması gerekiyor, ve
arabasıyla gezerken ayağını sallayarak şarkı mırıldanıyor (artık hangi şarkıysa
o)
Yıldız, daire, kare gibi şekilleri boşluklarına
yerleştirmeye çalışıyor, yerini gösterirsek içine sokmak için büyük çaba
sarfediyor. Fakat aynı ilgiyi farklı büyüklükteki halkların takıldığı kuleye
göstermedi, genelde bizim yaptığımız kuleyi yıkmayı tercih etti. Bir başka
eğlencesi de bildiğin banyo baskülü J dijital göstergenin
çalışması için baskülün üzerine vuruyor. Bir süre sonra gösterge sönünce bu kez
baskülü kaldırıp yere bırakıyor, al sana sebep sonuç ilişkisi…
Bu ay iki kez hasta oldu, ilki burun akıntısıyla başlayıp
normal seyrederken bir akşam üstü ateşe çevirdi. Bütün geceyi ateşli geçirdi.
Bizim için zor bir geceydi, umarım daha zorlarıyla karşılaşmayız. Sonraki
günlerde ateş olmadı ama öksürük, göğsünde hırıltı devam etti. Tam iyileşti
derken birkaç gün sonra tekrar başladı. Hala da tam olarak iyileştiği
söylenemez. Hasta olduğu zaman çok nazlı, çok mutsuz, keyifsiz, isteksiz
bir çocuk oluyor. Onun keyfini yerine getirecek her şeye izin çıkıyor tabi bu
zamanlarda.
Örnek 1
Örnek 2
Örnek 3
Bu ay Murathan gidene, gelene, arkasında bıraktığına el sallamayı öğrendi. Babasının geliş saatine yakın salonun camında bekliyoruz, babası gelirken bize el sallıyor, Murathan da 5. katta olmasına rağmen onu seçip gülümsüyor, baba diye sesleniyor ve el sallıyor.
Yiyeceklerle ilgili seçicilik devam ediyor. Benim gibi yumurtadan
pek hoşlanmıyor, hatta artık kahvaltıdan yumurtayı geçici olarak kaldırdık. Et,
balık, tavuk en sevdiği şeyler arasında. Kornişon turşuyu bayıla bayıla yiyor,
makarna, yoğurt favorileri arasında. Bir de yüzünü bile buruşturmadan limon
yiyor.
Limonla ilk tanışma. Sonuç: nötr...
Çilek böyle yenir
böyle de eğlenilir...
Hemen hemen her gün yarım saatliğine de olsa dışarı
çıkıyoruz ve genelde evin hemen yakınındaki çocuk parkına gidiyoruz.
Tahterevalliye doğru yürüyüp bacaklarını açıyor ki bu beni buna bindir demek
oluyor. Aynı şeyi salıncak ve kaydırak için de yapıyor.
Sonra sıkılıyor ve kuş kovalamaya gidiyoruz. Bütün parkı dolaşıyoruz, bazen yanımıza top alıp park boyunca top sürüyoruz. Birkaç kez de Nasrullah meydanına gidip oradaki güvercinleri kovaladık, kuşlara bayıldığı için orda çok eğleniyor.
Bu ay Murathan'ın ilk doğum günün yapacağız. Nasıl ve nerede yapacağımız konusunda hala karar veremedik ama umarım gönlümden geçen kadar güzel olur.
Bu ayki gelişmeler de böyleydi, elbette bir sürü detay atladım, unuttum. Gün içinde yaşanmış bir sürü ufak tefek şeyle gönülleri fetheden Murathan'ı anlat anlat bitmez :) O yüzden bu ayki yazı için şimdilik bu kadar. Doğum günü partisi yazısında (tabi ondan önce yazacak başka bir konu olmazsa) görüşürüz....
15 Mayıs 2012 Salı
Anni'ler günü
Dünyada duyabileceğim en güzel sözcüklerden birinin de ‘anni’ olduğunu bilmiyordum sen bunu söylemeden önce. Anne olduğum gün ve sonrasında yaşattığın her şey güzel ve bir o kadar zordu, ama bana ‘anne’ dediğini duymak hepsine değdi.
Artık kelimeleri farkında olarak söylüyorsun. Babana
seslenişinden uzunca bir süre sonra bana da farkında olarak seslenmenin verdiği
hissin tarifi imkansız. Bildiğim başka bir şey de bundan sonraki hayatının
büyük kısmında bu sözcüğü bıktırana kadar söyleyecek olman J
Ama olsun, ilkini ‘anneler günü’ne yetiştirmen benim için paha biçilemez bir
hediye oldu. Gülümseyerek ‘anne’ diyorsun ‘annem’ diye karşılık verdiğimde
bütün sevimliliğinle tekrar ‘anne’ diyorsun. Bu döngü içinde ikimiz de
fazlasıyla eğleniyor ve gülüyoruz.
Sen büyüdüğünde birinin kalbini nasıl kazanacağını çok iyi
bilen bir adam olacaksın. Zira şimdiden beni nasıl yoldan çıkardığın ortada.
Dün gece yaşadığımız şeyi tarihe de kaydetmek istiyorum.
Birkaç gündür soğuk algınlığı yüzünden pek rahat uyuyamıyordun. Ben de bir gece
odandaki kanepede seninle yattım, bütün gece ateşini kontrol edip yükseldikçe
müdahale ettim. Geceyi atlatınca ertesi gece de beraber yattık, tabi bu senin
her zaman yapmak istediğin bir şey olduğu için sonraki gecelerde de aynısını
bekledin ama ben seni yatağında uyuttum. Dün gece ise, sen uyuduktan sonra
odandan çıktım ve çok zaman geçmeden ağlayarak bizi çağırdın yanına, normalde
kısa bir süre sonra tekrar uykuya dalarken bu kez biraz uzun sürdü. Ben de
dayanamayıp geldim, burnunu silip kanepeye uzanıp beklemekti niyetim, seni
kucağıma almayacaktım ama burnunu
silerken boynuma sarılınca dayanamadım kucağıma aldım, bana öyle sıkı
sarılıyordun ki bir daha yatağına bırakmaya gönlüm el vermedi. Sonra kucağıma
yattın, biraz emzirdim, biraz bakıştık. Çok ağlamıştın ve hala geçmemişti
üzüntün, seni sakinleştirmek için öptüm, saçını okşadım, gülümsedim derken
geçti gitti. Sonra kanepeye uzandık beraber. Yanımda yatarken taa gözlerimin
içine bakıyordun. Sonra kocaman bir çocuk gibi elini boynuma atıp resmen bana
sarıldın, bu da yetmez gibi yanağını dudağıma yaklaştırdın, ben de öptüm. Geri
çekilip tekrar yaklaştırdın, tekrar öptüm. Bunu en az on kez yaptın, en sonuncusunu
yaparken yavaşça güldün, sonra kolunu boynumdan çekmeden kafanı diğer tarafa
çevirip uyumaya başladın. Hıçkıra hıçkıra ağlamak istedim. O kadar mutluydun ki
böyle yatmaktan, ne yapacağımı bilemiyordum. Biraz daha uyuduktan sonra
yatağına bırakmakla orada öylece sabaha kadar uyumak arasında gittim geldim
dakikalarca. Sonra bunun bir final olmadığını, ve bu kadarla kalmayacağını
bildiğim için, yani bir süre sonra böyle uyumayı da bırakıp bir üst levele
geçeceğin için (çünkü hep böyle yaptın) yatağına bırakmaya karar verdim. Tabi
kıyamet koptu. Seni yatağına bırakıp kanepeye uzandım ama sen buna olan tepkini
epey şiddetli gösteriyordun daha fazla dayanamayıp babanı çağırdım ve onu odada
bırakıp çıktım, balkona çıkıp doya doya ağladım. Geldiğimde baban odandan
çıkmış sen de yatmıştın. Seni ağlarken bırakmış J doğru olanı yaptığını
biliyorum, istikrarsız tavırlarım yüzünden hala bir düzene oturtamadık bu uyku
meselesini, babana kalsa sen uyanıp ağladığında yanına girmemeliyiz, aslında
bence de öyle ama özellikle hasta olduğun dönemlerde ben seni bu şekilde
bırakamıyorum sonra da her şey daha da zorlaşıyor. Sen de uyum sağlasan, bazı
geceler birlikte uyusak bazı geceler yatağında uyusan… ama yapmıyorsun… Hep
birlikte uyuyalım istiyorsun…
Anne olmak çok zor Murathan… Seni anlamaya ve sana yetmeye
çalışıyorum. Hem işe, hem eve, hem sana yetemiyorum bazen ama çalışıyorum.
Eminim çocuk olmak da zordur, eminim seni ağlarken bakıcıya bırakıp giderken
hissettiğim şeyleri sen de hissediyorsundur. Ya da kucağıma gelmek istediğin
zamanlarda, yemek yapmak zorunda olduğum için mama sandalyesinde beklemek
zorunda olmak da….
Büyüdüğünde benden hesap soracağın, bana öfke duyacağın
hiçbir şey yaşatmak istemiyorum sana. Senin için yaptığım hiçbir şeyin kötü bir
etkisi olsun istemiyorum. Umarım doğru şeyler yapıyorumdur, umarım annen
olduğum için memnunsundur. Çünkü ben senin annen olmaktan fazlasıyla memnunum.
Baban ilk anneler günümde bana üçümüzü temsil eden harika bir kolye aldı
ve bu da senin bana aldığın ilk hediye,
(umarım ben ölene kadar sağlam kalır)
11 Nisan 2012 Çarşamba
11. Ay
Murathan 10. ayını da bitirdi. Keyifle geçen bir ay daha bıraktık geride.
Bu ayın başında Murathan yeni bakıcısıyla tanıştı. Anneanne bizimle geçirdiği zamanlardan sonra evine döndü. Arkadaşlara, eşe, dosta gönderilen haber sonunda bir ablayla tanıştık ve anlaştık. Canan Teyze... Murathan pek çok kişiye göstermediği yakınlığı ona gösterince hiç değilse yaza kadar denemek üzere kabul ettik. Bir ayı tamamlamak üzereler ve sanırım her şey yolunda gidiyor.
Murathan bu ay bir çok yer gezdi, bir çok şey öğrendi ve fazlasıyla sevimli hale geldi.
Bir oyun grubu oluşturduk. Her ay kendi akranlarıyla bir araya gelerek yeryüzündeki tek çok çocuk olmadığını fark etmesine yardım ediyoruz. Okulda aynı dönemlerde doğum yapmış arkadaşlarla kararlaştırdığımız bir şeydi bu. Çocukları bir araya getirerek sosyalleştirmeye çalışıyoruz. İlk toplantıyı bizim evde yaptık ve görmeye değerdi doğrusu.
Murathan evde kendinden başka birkaç çocuk daha görmediği için uzun bir süre sadece izledi. Bütün oyuncaklar sağa sola yayıldı ve ev adeta bir çiçek bahçesine döndü.
Her ay birimizin evinde bu oyun grubuna devam edeceğiz. Şu an bir şey anlamıyor olabilirler ama bir süre sonra bu onlar için de eğlenceli bir hal alacak.
-huuuuu..
-Mikrodalga bitince ne diyor?
-dit dit diiit
-Hani halaya öpücük.
-muck muck J
-Aferin Murathan’a alkııış. Kendini alkışlıyor.
Biz şarkı söylerken o da eşlik ediyor ve aaaa, uuuu, baaaa, deeee, şeklinde vokal yapıyor. Yeni yeni anne çıkıyor ağzından, her şeyi taklit etmeye çalışıyor. Hapşırdıktan sonra gülüyor ve tekrar taklit etmeye çalışıyor. Elleriyle oynuyor, parmaklarını çekiyor, ayağında çorap durdurmuyor, gece uykudan uyanıp tekrar dalana kadar çıkartıp oynadığını düşünüyorum ve ne zaman kontrol etsem çoraplardan birinin bazen de ikisinin de çıktığını görüp usulca tekrar giydiriyorum, eminim bi dünya laf ediyordur tekrar uyandığında ‘bunu kim giydiriyor bana gece gelip bi yakalarsam…’ Uyumak için yatağına bırakıp beklediğimizde de uzunca bir süre oyalanıyorsa kesin çoraplarını çıkartmış ve onlarla oynuyordur.
Bu ayın başında Murathan yeni bakıcısıyla tanıştı. Anneanne bizimle geçirdiği zamanlardan sonra evine döndü. Arkadaşlara, eşe, dosta gönderilen haber sonunda bir ablayla tanıştık ve anlaştık. Canan Teyze... Murathan pek çok kişiye göstermediği yakınlığı ona gösterince hiç değilse yaza kadar denemek üzere kabul ettik. Bir ayı tamamlamak üzereler ve sanırım her şey yolunda gidiyor.
Murathan bu ay bir çok yer gezdi, bir çok şey öğrendi ve fazlasıyla sevimli hale geldi.
Bir oyun grubu oluşturduk. Her ay kendi akranlarıyla bir araya gelerek yeryüzündeki tek çok çocuk olmadığını fark etmesine yardım ediyoruz. Okulda aynı dönemlerde doğum yapmış arkadaşlarla kararlaştırdığımız bir şeydi bu. Çocukları bir araya getirerek sosyalleştirmeye çalışıyoruz. İlk toplantıyı bizim evde yaptık ve görmeye değerdi doğrusu.
Murathan evde kendinden başka birkaç çocuk daha görmediği için uzun bir süre sadece izledi. Bütün oyuncaklar sağa sola yayıldı ve ev adeta bir çiçek bahçesine döndü.
Her ay birimizin evinde bu oyun grubuna devam edeceğiz. Şu an bir şey anlamıyor olabilirler ama bir süre sonra bu onlar için de eğlenceli bir hal alacak.
Ayın ortasına doğru teyzesi ve Ahmet abisiyle Ilgaz’da buluştuk.
Murathan kızakla kaydı, karla oynadı, bir sürü insan gördü. Her şeyi anlamaya çalışan şaşkın bakışlarıyla etrafı süzdü. Ve hiçbirini yadırgamadı. Hatta kızakla kaymaktan büyük keyif aldı. Uzunca bir parkurdan kayıp sona geldiğimizde bacaklarını sallayıp devam etmemizi ister gibi şikayet etti, tekrar kaymaya başlayınca sustu.
Sanki yıllardır kayıyormuş gibi :) Oksijen çarpması ve görsel yorgunluktan dolayı da dönüş yolu boyunca uyudu.
Eğlenceli ne varsa yapmaktan hem kendi mutlu oluyor hem de bizi mutlu ediyor. Bir gün mutfakta oyalanırken babasıyla uydurma bir şarkı söyleyerek yanıma geldiler. ‘Şappalar yaptık kafamızaaa’ Mandal sepetimin alt parçası Murathan’ın kafasında üst parçası da babasının kafasında şappaydı J Muzur biliyor eğlenceli bir şey yaptığını nasıl gülüyor.
Sonra Fatma halasıyla bir akşam telefonda konuşurken keyfinin yerinde olmadığı söyledi, haliyle ona tek doz antidepresan Murathan önerdik, ertesi gün atladı geldi J Çok kalamasa da birlikte güzel zaman geçirdiler. Bir öncekine göre daha sıcak geçti tabi ki bu görüşme. Halasına bildiği ne varsa yaptı, örneğin;
-Soda şişesi açılınca nasıl ses çıkardı?
-Tııssss
-Ambulans geçerken nasıl ses çıkartıyor?-huuuuu..
-Mikrodalga bitince ne diyor?
-dit dit diiit
-Hani halaya öpücük.
-muck muck J
-Aferin Murathan’a alkııış. Kendini alkışlıyor.
Alkış dedim de geçen gün başımıza gelen şeyi yazacağım J Babasıyla birlikte Murathan’ı dışarı çıkardık evden çıkar çıkmaz daha uzaklaşmadan bebek arabasıyla ilgili konuşuyorduk Biraz daha dik hale getirip getiremeyeceğimizi konuşuyorduk sonra hemen orda sırtlığına bakıp çözdük sorunu ve oturur pozisyona getirdik. Sonra Murathan bizi alkışladı J Bravo yani bi sene sonra nihayet akıl edebildiniz aferin size der gibi. Yol boyunca konu üzerinde geyik yaptık…
Tabiki bu kadar değil. Herşeye fazlasıyla ilgi gösteriyor ve anlıyor. Odadan çıkarken ışığı söndürelim dediğimde ışığı söndürüyor, yatağından alırken emziği bırakalım dediğimde yatağa eğilip emziği bırakıyor. Her türlü büyük oyuncağını mutlaka ters çevirerek oynuyor ki bu da aklıma tamirci olma ihtimalini getiriyor...
Artık oyuncaklarının çoğunun ismini biliyor. Topunu, zürafayı, halasının hediyesi dans eden calliou oyuncağını, teyzesinin oyuncağı tweety oyuncağı, plastik meyvelerden bir çoğunu, kuşları. Nerde olduğunu sorunca gidip getiriyor, ya da bakıp gülümsüyor. Sepetteyse bir sürü zahmete girip çıkartıyor içinden ve ışıl ışıl gözleriyle çok büyük bir başarı elde etmiş gibi bakıyor. Onun için öyle büyük ilerlemeler ki bunlar… Eminim kendiyle gurur duyuyordur. Ben de onunla karşılıklı bir iletişime geçmiş olmaktan dolayı fazlasıyla mutluyum. Acaba anlıyor mudur anlamıyor mudur derken şimdi anladığını kanıtlıyor olması onunla geçirdiğim zamanların daha keyifli hale gelmesine neden oluyor.
Murat’ın baba olarak ilk doğum gününü kutladık 4 Nisan’da. Birlikte babanın dairesine gidip mesai arkadaşlarının hazırladığı küçük kutlamaya dahil olduk. Sonra evde küçük bir pasta da biz kestik. İyi ki doğdun canımız babamız yaptık :)
Ayın son günlerinde de Amasya’ya giderek babaanne ve dedeyi ziyaret ettik. Yeni yeni bir sürü şey görüp öğrendik. Ördekler, tavuklar, horozlar, köpekler, çiçekler…. Hapsi çok ilginç ve çok keyifliydi.
Şimdi gelelim bu ayın galerisine :)
Amasya'ya giderken tesislerde ördeklerle tanıştı
Dedesinin bahçesinde el arabalarına bindi
Çiçeklere dokundu hatta bazılarının tadına baktı
Papatyalardan seviyor sevmiyor yaptık, biz papatyaları hep sevdik...
Amcasıyla dağa çıktı
Babasının ömzunda erik ağacının çiçeklerine dokundu
Dedesi ilk ve son torunuyla
Yemekten önce sabırsızlanırken
Babasının yaptığı balonla oynarken
Anneyle koklaşırken
Hafta sonu gezmeleri
Babayla oyunlar
Hoppalasında dans ederken
Bizim ütülerimiz azmış gibi bir de minyatür gömlekler çıktı
İkisinin de alışvarişini benim yaptığım ne kadar belli
10. ayı bitirdik... Yazamadığım bir sürü detay var. Genel olarak söyleyebileceğim tek şey Murathan'la hayat enfes gidiyor...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



